s

BİZE MÜSTEHAK

Dehşet!

Kâbus!

Katliam!

Bunlardan çok daha fazlası, akıl sınırlarını zorlayan, vicdani değerleri yerle bir eden korkunç bir olay! Yazmaya elim varmıyor, okumaya yüreğim dayanmıyor!

Türkiye, Kahramanmaraş’ta gerçekleşen korkunç saldırı sebebiyle şokta!

Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu'nda, 8. sınıf öğrencisi İ.A.M. tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda 8'i öğrenci olmak üzere 9 kişi yaşamını yitirdi. 3’ünün durumu ağır toplam 13 yaralı var.

Okul! Hani en güvenli yer, hani ikinci yuvamız, güvenli alanımız! Söylenecek o kadar çok şey, hesap sorulması gereken o kadar çok konu var ki!

Yaaa silahlar, şarjörler okula nasıl girebiliyor!

Güvenlik, duruma nasıl müdahale edemiyor!

Ve en önemlisi de henüz 14 yaşındaki çocuk nasıl bu kadar canileşebiliyor!

Çocukları dışarıda koruyamıyoruz, yurtlarda koruyamıyoruz, okullarda da koruyamıyoruz! Biz niye varız, ne yapıyoruz, bu cehennemde ne arıyoruz?

Sosyal çürüme diye bas bas bağırıyoruz nicedir. Çocukları şiddete özendiren dizilere, silahlı tüfekli filmlere müdahale edin diyoruz. Dışı parlak, içi kof bir nesil yetiştiriyoruz ve maalesef bunu engelleyemiyoruz.

Tabii ki asıl suçlu aileler! Her çocuk masum doğar, nasıl yetiştirilirse ona evrilir. Eskiden gözleriyle idare ederdi annelerimiz bizi, ‘terlik geliyor’ en büyük tehditti. Okullarda, kürek-kazma-paladan oluşan köşe olurdu, üstelik bunlar meydanda dururdu. Kimse de alayım onları, etrafa saldırayım diye düşünmezdi. Şimdi herkeste bir silah, herkeste bir öfke, nefret, kime saldırayım, kimin canını yakayım diye bir düşünce, kompleks, haset! Çocuk yetiştirmede yeni akım, ‘aman çocuğum özgüvenli olsun, baskı yapmayayım’! Neymiş, çocuk özgür yetişmeliymiş, keşfederken engellenmemeliymiş, hayır denmemeli ki birey olabilsinmiş!

Bir gidin ya, susun Allah aşkına! Terbiyesizliği birey, saygısızlığı özgüvenli olmak zanneden bir nesil, tepemize çıktı. Problemli davranışları özgürlük sanan bir ebeveyn kitlesi, sınır çizmeyerek, terbiye öğretmeyerek, bir sürü oyuncak, giysi, takı, ne isterse alarak iyi anne/baba olunduğunu düşünerek bugünkü gençliğin tohumlarını ekti. Bizim zamanımızda ‘eti senin, kemiği bizim’ diyerek teslim edilirdi çocuklar öğretmenlere, şimdi eti de kemiği de öğretmene bırakmış durumdalar! Evde çocukla ilgilenmek, oturum sohbet etmek, dertlerini paylaşıp dinlemek hak getire! Tüm çocukların elinde telefon, tablet, herkes kendi dünyasında sanal alemde yaşayıp gidiyor işte. Ya bizim değerlerimiz vardı eskiden, içinde ‘küçüklerimi korumak- büyüklerimi saymak’ geçen andımız, aile sofralarımız vardı. İnternet çıktı, uzaklaştık birbirimizden, sosyal medyayla yalnızlaştık. Öyle bir noktaya geldik ki mafyalığa özendirilen diziler, vurdulu- kırdılı programlarla şiddeti normalleştirdik. Gelinen noktada suçlu kim, fail kim arıyoruz. Cevabı göreceksiniz aynaya baktığınızda, aramayın boşuna dışarda!

Birkaç dil bilen, tenis, basket oynayan, piyano, gitar çalan, deneme sınavlarında derece yapan mükemmel çocuklar yetiştireceğimize merhametli çocuklar yetiştirseydik keşke! Saklambaçta ebe olup sayarken saklanmayanlar saklanabilsin diye dokuz ile on arasına dokuz buçuk ekleyip sayan çocuklardık biz. Mandalinanın içinde, dilime yapışmış küçük parçayı bebek o deyip yemeyip ayırandık. Ne oldu bize de bu kadar canavarlaştık, kontrolden çıkıp bataklığa saplandık!

Ne zaman ‘Perihan Abla’, ‘Süper Baba’, ‘Mahallenin Muhtarları’ gibi dostluk, aile, mahalle dizileri kaldırıldı, ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ gibi mafya dizileri yayınlandı, gençliğin DNA’ları yeniden yazıldı. Televole kültürüyle yozlaşan toplum, evlilik programları, zalimin borusunun öttüğü, zorbalığın

İtibar gördüğü Türk dizileriyle iyice battı. Amerika’da olurdu böyle okul baskınları, dinin değerlerin olmadığı, aile kavramının bizdeki kadar oturmadığı bir coğrafyada. Artık biz de onlar gibi kaybetmişiz değerlerimizi, bitmiş, tükenmişiz. Hayat bu işte, insan kınadığını yaşamadan ölmezmiş!

Dedim ya söylenecek çok söz, yazılacak çok konu, edilecek de çok küfür var!

Ama susuyorum, içim yangın yeri, kor sıcak!

Ey ‘Şimdi okullu olduk/Sınıfları doldurduk/Sevinçliyiz hepimiz/Yaşasın okulumuz’ diyen çocukluk!

Helal et hakkını! Kat kat cehennem, bize müstahak!
………………………*……………………….

TİTAN

Belki sadece bir yazar belki de bir kâhin!

Belki sıradan bir insan ya da güçlü sezgileri, önsezileriyle bir müneccim!

Belki her ikisi de!

Dünya tarihinin en ünlü en feci en unutulmaz kazasını, bilmeden yazan, neredeyse birebir anlatan bir adam; Morgan Robertson!

Morgan Robertson, önceleri denizcilik yaparak hayatını kazanıyordu. Sonra bir kuyumcuda çalışarak elmas eksperi oldu. Bir gün Kippling’in bir hikayesini okudu, çok etkilenerek yazar olmaya karar verdi. Günlerce yürüdü, düşündü ve hayalindeki hikâyeyi tasarladı. 1807 yılının soğuk bir kış gecesi, uzun hikayesini yazmaya başladı. Dev bir yolcu gemisinde geçen, içinde imkânsız bir aşkı barındıran bu deniz hikayesinde gemi İngiltere’den Amerika’ya gidiyordu. Dünyanın bu en lüks gemisinde, jet sosyetenin en zengin insanları, sanatçılar, oyuncular yolculuk yapıyordu. Hikâyede yolcuları acı bir son bekliyordu. Asla batmaz denen gemi, içinde binlerce yolcusu ve mürettebatıyla okyanusa gömülüyordu. Final, bir buzdağına çarpan geminin batışıyla oluyordu. Ve hikâyenin adı da Titan’dı!

Evet tabii ki bu hikâye, hepimize çok tanıdıktı. Hikâyenin ortaya çıkışından tam 14 yıl sonra, zamanının en büyük ve "batmaz" denilen yolcu gemisi olan Titanic, 10 Nisan 1912'de Southampton'dan New York'a gitmek üzere ilk seferine çıktı. 14 Nisan gece yarısı sularında, bir buzdağına çarptı ve 15 Nisan 02:20'de tamamen battı. Gemide yaklaşık 2.240 kişi bulunuyordu, faciada 1.500'den fazla insan hayatını kaybetti.

Dünya tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olan bu kazanın, ihmal, sorumsuzluk, dikkatsizlik sonucu olduğu, bilinen bir gerçek. Pek bilinmeyen ise arkasında bazı komplo teorileri olabileceği!

Bir teoriye göre gemi, ABD Merkez Bankası'nın (FED) kurulmasına karşı çıkan J.J. Astor ve Benjamin Guggenheim gibi zengin muhalifleri ortadan kaldırmak için kasıtlı olarak batırılmıştır. Başka bir teori ise gemide taşınan ve "şanssızlık getirdiğine" inanılan bir Antik Mısır mumyasının felakete neden olması! Sonuçta gemi battı ve kazadan 14 yıl evvel yazılan kitapta, yaşananların ve anlatılanların birebir olması, inanılmazdı. Bir kere itaptaki geminin adı Titan, gerçekte batan geminin adı ise Titanik! Her ikisi de "asla batmaz" olarak reklamı yapılan lüks okyanus gemileri! Kazadan yıllar önce yazılan kitaptaki gemi de gerçek gemi Titanik de nisan ayında, gece yarısına doğru bir buzdağına çarparak battı. Nasıl bir tesadüftür ki iki kaza da Kuzey Atlantik'te, Newfoundland yakınlarında. Southampton'dan New York'a giderken yaşandı. Kitapta gemide 24 filika bulunuyordu ve bu sayı gemideki 2.500-3.000 kişiyi kurtarmak için çok yetersizdi. Titanik'te ise 20 filika vardı ve bu kapasite gemideki yaklaşık 2.200 kişinin ancak yarısına yetti. İkisinde de filika yetersizliği nedeniyle yolcuların ve mürettebatın yarısından fazlası hayatını kaybetti.

Titanik Kazası, içinde enteresan hikayeleri barındıran bir trajedi!

Harry Elkins Widener, Harvard Üniversitesi’nden mezun, varlıklı bir aileden gelen, nadir kitapları toplayan koleksiyoner bir gençti. Ailesi ile İngiltere’ye giden Harry, geri dönüş yolculuğu için gemi seyahatini tercih etti ve maalesef, tercih ettiği gemi Titanik idi. 1.sınıfta yolculuk yapan Harry ve ailesi kaza sonrası hemen bir filikaya bindirildi. Ailecek ilk kurtarılanlardan olmak üzereyken Harry, yeni aldığı bir kitabı kamarasında unuttuğunu fark etti ve filikadan inerek kitabı almaya gitti. Döndüğünde filika ne yazık ki denize indirilmişti. Filikada bulunanlar Harry’nin suya atlamasını, mesafenin kısa olduğunu, yüzebileceğini söyleseler de yüzme bilmeyen Harry bunu yapamadı ve kendisi trajik Titanik faciasında hayatını kaybedenlerden biri olurken annesi ise hayatta kaldı.

Yaşanan bu olayın ardından annesi Eleanor Elkins Widener, oğlunun anısına Harvard Üniversitesi’ne bir kütüphane yaptırmak için yüklü bir bağış yaparak oğlunun kitap koleksiyonunu buraya bağışladı. 1915 yılında yapılan “Harry Elkins Widener Memorial Kütüphanesi”, bugün yaklaşık 15 milyon kitap sayısı ile dünyanın en büyük üniversite kütüphanesidir.

Bağışı yapan anne Widener’in 2 şartı vardı; Biri, kütüphane içinde bulunan odalardan biri Harry’nin kendi kütüphanesinin birebir aynisi olacaktı. Diğeri de Harvard Üniversitesi’ndeki her öğrenciye yüzme öğretilecek, 100 metre yüzme sınavını geçmeden hiçbir öğrenciye diploma verilmeyecekti.

Harry Widener’ın hikayesi, genç yaşında, Atlas Okyanusu’nda sona ererken adı ve anısıyla pek çok öğrenci, yetişmeye devam ediyor.

Ha bu arada unutmadan, Harry’nin yeni aldığı, odasında kaldığı için uğruna bindiği filikadan inip hayatını kaybettiği kitap hangisiydi dersiniz?

Doğru tahmin ettiniz;

Morgan Robertson ’un yazdığı ‘Titan’!

…………………………………….*……………………………………….

ÖLDÜRMEYEN ALLAH ÖLDÜRMEZ

Tam 114 yıl olmuş, dünyanın ilk lüks transatlantik yolcu gemisi Titanik'in batışı!

Yıllar boyunca onca kaza, felaket yaşandı ama hiçbiri bu kadar konuşulmadı, anılmadı!

Üzerinden yıllar sonra çekilen filmi, tüm zamanları en çok izlenen, hasılat rekoru kıran filmlerinden biri oldu, 11 dalda Oscar kazandı. Yani Titanik, sefere çıkışıyla da içinde yaşananlarla da en çok da batışıyla hep gündemde, hala dillerde!

Gemiyle ilgili çok haber duyduk, okuduk ama yolcular arasında Türk olup olmadığını pek sorgulamadık. En azından ben sorgulamadım. Ama varmış, hem de film olabilecek bir hikayeleriyle!

Döneminin en büyük, en lüks gemisinin yolculuğuna çıkacağı ilk açıklandığında, yolculuk edecek 'şanslı' insanlar arasında olabilmek için dünyanın sayılı zenginleri, kontesler, lordlar biletleri adeta kapıştı. Geminin en alt bölümündeki 3'üncü sınıf kamaraların biletleri bile bugünün parasıyla 1000 dolardı. Malumunuz gemi, yolculuğun 5'inci gününde dev gemi bir buzdağına çarptı. Batması 3 saat sürdü. Kurtulanların çoğu 1. ve 2. sınıf kamara yolcularıydı çünkü 3. sınıf kamaraların kapıları kilitlenmişti ve bu kabinlerde kalan yolcuların üçte ikisi, gemiyle birlikte battılar. İşte o 3. sınıf kamaralardaki yolculardan beşi Bingöl'ün Kiğı ilçesinden Kanada'ya ulaşmaya çalışan Osmanlı pasaportu sahibi beş Türk idi. Kanada'da kendilerine yeni bir hayat kurmak için Anadolu'dan ayrılan Ermeni kökenli beş arkadaş, 20'li yaşlarındaki Neshan Krekorian, Orsen Sirayanian, Ortin Zakarian, David Vartunian ve Mapriededer Zakarian önce Bingöl'den Marsilya'ya gitti. Ancak Amerika'ya ulaşabilmek için gemi bulamıyorlardı. Bir Fransız seyahat şirketinin ilanlarında Titanik'i gördüler. Fakat bu kez de 'bilet yok' yanıtını aldılar. Acentede çalışan birine, bir tanıdıkları sayesinde ulaşan arkadaşlar, zar zor 3.sınıfta yer bularak yolculuğa başladılar.

Yolculuğun 5. gününde arkadaşları David Vartunian'ın doğum günü için kendi aralarında bir eğlence düzenlediler. Akşam 23:00'e kadar kart oyunu oynayıp daha sonra kamaralarına çekildiler. Yarım saat sonra gemi büyük bir gürültüyle sarsıldı. Ne olduğuna bakmak için dışarı çıkmaya çalıştıklarında kapıların kilitli olduğunu gördüler. Gemide, üçüncü sınıftaki yolcuların bir ve ikinci sınıf yolcularıyla bir araya gelmesini engellemek için bir otomatik kilit sistemi vardı ve o sistem devreye girmişti. David ve Neshan, kendi kamaralarındaki kilidi kırmayı başardılar ama diğerleri o kadar şanslı değildi. Dışarıda büyük bir panik vardı. Onbinlerce dolar verip lüks kamaralara bilet alan yolcular için filikalar ardı ardına denize indiriliyordu. David 13 numaralı, Neshan ise 10 numaralı filikaya binmeyi başardı. Tabi öyle kolay olmadı çünkü önce filikaya alınmadılar. Fakat filika denize indirilirken Harvard’lı Harry’nin yapamadığını yaptılar, gemiden filikaya atlayarak hayatta kaldılar.

Neshan, General Motors Fabrikası'nda kendisine iş buldu. Kanada'nın Ontario kentinde kendisine yeni bir hayat kurduktan sonra kardeşlerini de yanına aldırarak ülkedeki ilk Ermeni Kilisesi'ni kurdu. 89 yaşında hayatını kaybeden Neshan, bir daha hiçbir zaman gemiye binmedi. Su kenarına gitmedi. Öyle ki ailece göl kenarına pikniğe gidildiğinde bile o evde kalıp tesbih çekmeyi tercih etti.

Titanik'te 2223 yolcu vardı ama 2224 yolcu için bilet satılmıştı. Satılan bir biletin yolcusu Titanik'e binmedi. Bu bilet, Avrupa seyahati sırasında bir doktor tarafından alınmıştı ancak doktorun Fransa'dan başladığı yolculuğu, kötü hava koşulları nedeniyle Southampton limanına kadar zamanında yetişemedi ve gemiyi kaçırdı. Bileti olduğu halde gemiye binemeyen tek yolcu, Türk Doktor Besim Ömer Akalın'dı.

'Tanrının bile batıramayacağı gemi' sloganıyla pazarlanan, biletleri bu mottoyla satışa sunulan gemi battı, hem ne batıştı!
Tanrı değil gemiyi, evreni batırır!

Ve ‘öldürmeyen Allah, öldürmez’ sözünün ispatı, tam da bu olaydır!

………………………………….*……………………………

HAFTANIN EN’LERİ;
Haftanın Kahramanı; Ayla Öğretmen! Kahramanmaraş'ta, Ayser Çalık Ortaokulu'nda yaşanan katliamda hayatını kaybedenlerden biri de 56 yaşındaki matematik öğretmeni Ayla Kara oldu. Korkunç olayda, saldırganın sağa sola ateş açarak ilerlediğini gören Kara, öğrencilerini korumak için onların üzerine kapaklanarak kendini siper etti. Çocukları kucaklayıp onların üzerine kapaklanan fedakâr öğretmen, yaylım ateşinde kalarak can verdi. Ayla öğretmen, görevi başında, öğrencilerini korumak için şehit oldu. Kabri nur, mekanı cennet olsun!

Haftanın Tesadüfü; ‘Yok artık’ dedirtti! 'Açlık Oyunları' filminin çocuk oyuncusu Ethan Jamieson, üç kişiye silahla saldırdığı suçlamasıyla tutuklandı! Saldırı, ABD'nin Raleigh şehrinde meydana geldi, ünlü oyuncunun kefalet talebi reddedildi! Dünya çıldırdı bence, yörüngeden çıktı. Ünlü- ünsüz herkes birbirine saldırıyor, silahlar konuşuyor, füzeler patlıyor! Artık bir dur denmeli yoksa surum kötüye gidiyor, iş çığırından çıkıyor!

Haftanın Rekoru; Robotlar dünyasından! Unitree Robotics'in H1 insansı robotu, 10 metre/saniye (yaklaşık 36 km/s) sprint hızına ulaşarak insansı robotlar dünyasında rekor kırdı! Son dönemde yapay zekanın ciddi bir hızla ilerletişi, robot teknolojisinin önlenemez yükselişi, merakla izlenirken ‘insanların yıllarca spor yaparak, hayatlarını neredeyse spora adayarak kazandıkları başarıları, bir robotun yapması heyecan verecek mi? Bunun, "Bir arabanın, insanı geçmesinden ne farkı var?" sorularını da beraberinde getireceği aşikâr! Gayet katıldığım gibi, ‘medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!’

Haftanın İddiası; Uzay çağında olmamız gerekirken ayan meyan savaş çağını yaşarken tüm savaşların başrol oyuncusu ve de ana sponsoru Amerika’nın, azalan mühimmat stoklarını takviye etmek amacıyla dev otomotiv üreticileriyle temasa geçtiği iddiası, kulisleri karıştırdı! The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, kazanma hırsı ile hızla ve kontrolsüzce harcanan mühimmatların ivedilikle yerine konması için üst düzey otomotiv firmalarıyla görüşmelere başlanmış! ‘Keskin sirke, küpüne zarar’ diyen atalarımızın elbet bir bildiği varmış!

Haftanın Ezber Bozanı; Kivi! Evet evet, meyve olan kivi! Dünya genelinin en çok muzdarip olduğu rahatsızlıklardan biri olan kronik kabızlığın çaresi meğer kiviymiş! Sindirim sorunu yaşayan milyonlarca kişiyi ilgilendiren ve kalabalık bir ekip ile yapılan çalışmalar neticesinde kabızlığı gidermek için sadece lifli besinlerin tüketilmesinin yeterli olmadığı, kivi yenmesinin de bu sorunun giderilmesinde önemli etkisi olduğu açıklandı. Yeni favorimiz küçük, yeşil, tüylü bir meyve! Kivi candır, heyecandır ve de sağlıktır!

Categories: BİZE MÜSTEHAK

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.