Futbolun itibarı
Keşke "futbolun itibarı"nı korumak, Disiplin Talimatı'ndaki bir madde ile mümkün olsaydı...
Keşke bu maddeyle sık sık oynayıp, "aba altında sopa" göstererek değil, isme bakmadan, gereken cezalar verilebilseydi.
Keşke, A, B, C takımı fark etmeden herkese aynı kural işleyebilseydi.
Keşke "Futbolun itibarını zedelemeye yönelik" sadece açıklamalar olmasa, yapılanlar-yaşananlar ve yapılmayan-yaşanmayanlar da cezaya dahil olsaydı.
Ama olmuyor işte... Her hafta 3-5 kişi, bu talimat maddesi gereğince 'Disiplin'lik oluyor. Bu haftanın şanslıları, Galatasaray 2. Başkanı Metin Öztürk, Keçiörenücü'nden İbrahim Akdağ...
Kimi ceza buluyor, kimi de yan kapıdan kayboluyor.
Siz, futbolun itibarının sadece bir sözle yıkılacak kadar çürük bir temele mi sahip olduğunu düşünüyorsunuz?
Siz, futbolun itibarının devekuşu gibi kafanızı kuma gömerek kurtardığınızı mı zannediyorsunuz?
Siz, futbolun itibarının canı yanan-yanmayan kulüplerin birkaç yöneticisine verilen cezayla kurtulduğunu mu zannediyorsunuz?
Ama, "futbolun itibarı" o kadar ince bir işçilik ki... Birçok bileşenin bir araya gelmesiyle oluşan bir kartopu gibi... Bir kimya formülü, bir uzay modülü! Birinden biri eksik olsa olmaz, olamaz.
Futbolun itibarı ne zaman bitti biliyor musunuz?
A Milli Takımı'nda "prima" oyuncular yerine "prim" konuşulduğunda...
Soyunma odasına hakemler hapsolunduğunda...
Deve dişi teknik adamların küfürlerini yazan temsilciler klasman düşürüldüğünde...
Hakemler ile olan kan davası sonrasında sözde onlara, özde Türk futboluna ceza verildiğinde...
A kulübünün, B kulübünün isteğiyle düdük astırıldığında...
Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus gibi elitlerin neden hakemliği bıraktırıldığının açıklanamadığında...
Her kararı tartışılan, her atamasında gürültü koparan, kurala göre yönetilen değil, yönetime göre kural getiren bir Merkez Hakem Kurulu'na sahip olduğunda...
Yasadışı bahis, şike (hatır da olsa) gibi ciddi iddiaların üzerine gidilmediğinde...
Adana Demirspor'un bir sezonda eksi 63 puan ceza almasının nedenleri açıklanamadığında...
Tahkim Kurulu'nun kuruluşunun usulsüzlüğü ve tarafsızlığı sorgulandığında...
Yasadışı bahis soruşturmasında çifte standart, adamına göre muamele yapıldığında...
Kulüplere anahtar teslimi TFF bırakıldığında...
Bunlar bir çırpıda akla gelenler... Uzatmak ve eklenti yapmak çok mümkün...
İnsan, bunların düzelmesi adına bir umut ışığı görse, "sabır" diyecek. Ama yaşananları gördükten sonra "Ya sabır" demekten başka çare kalmıyor.
* * *
Disiplin Talimatı'nın 38. maddesi dışında futbola yeniden itibar nasıl kazandırılır?
Birinci ve acil yapılması gereken; idare eden idareciler değil, yöneten yöneticiler gerekli...
Kurullar (Özellikle Lisans, Disiplin ve Tahkim) kuralları tam uygulamalı... Kulübe, isme, iltimasa göre değil, adalete uygun davranıp, dirayetli olmalı...
Olmazsa olmaz; Merkez Hakem Kurulu, ehil, işi bilen ve tartışılmayan isimlere teslim edilmeli... Gerekirse yabancı hakem değil ama hakemleri yöneten bir yabancı gelmeli...
Bahis oynama konusunda iş yarıda kalmamalı, "bulaşılmayanlar" da nasibini almalı...
Yoksa;
Mehmet Büyükekşi gitmiş, İbrahim Hacıosmanoğlu gelmiş. Ya da onun yerine başka biri gelmiş ne fayda... Burada önemli olan isimler değil, kurulu sistem... Bozun bu düzeni, kurun yeni adil düzeni...
Galatasaray'ın itibarı
Galatasaray'da üst üste dördüncü şampiyonluk yolda... Ama kupada kaldı yaya...
Üstelik, 23 Nisan gibi önemli bir günde, spor salonları, yüzme havuzları, kulüp idari binası, kısacası birçok branşı aynı çatı altında toplayacak bir kompleks de yolda... Bence ismi de hazır olmalı: Dursun Özbek Spor Kompleksi...
Tabi tek koşul, biterse... Ama Galatasaray, "bitmeyen projeler" konusunda mahir... Neden mi?
Mecidiyeköy'de Ali Sami Yen Stadı'nı yıkıp yapacaklardı; olmadı. Stadı devlet yaptı. Çatısını Galatasaray yapacaktı, olmadı. Yerine stadın yanına bir salon inşa edilecekti, olmadı.
Riva'dan gelecek para tüm borcu kapatacaktı, olmadı. Mecidiyeköy'de otel inşa ediliyordu, olmadı. Yerine hazırlanan Leo Rezidance'nın tüm daireleri satılmıştı. Son Divan Kurulu'nda 60 dairenin ipotek edildiğini duyduk.
Florya'dan çıkıldı, ihaleye verildi. Ama sonra ne oldu? Bilmiyoruz.
Kemerburgaz'ın ilk fazı tamamlandı. Diğerleri henüz olmadı. Ama hakkını yememek gerek, A takıma çiçek gibi bir tesis kazandırıldı. Gençlere de olur inşallah...
200 milyon dolarlık Aslantepe, biterse devrede... Bir şey olmaz demiyorum, tüm salonlar, binaların bitmesi "zor" diyorum.
Fenerbahçe'nin itibarı
Fenerbahçe, bir hafta içerisinde neler yaşadı neler... Çaykur Rize beraberliğiyle belki lige havlu attı, Konyaspor karşısında da Ziraat Türkiye Kupası'nın kulbu elinde kaldı.
Fenerbahçe'nin itibarını amatör branşlar belki yükseltiyor ancak futbolda yerle bir... Bunu biz değil, efsane başkan Aziz Yıldırım demedi mi?, "Kim aldı Sidiki'yi?" diye... Doğru ama Yıldırım'a da sormazlar mı, "Ortega'yı, Güiza'yı, Mehmet Topuz'u kim aldı? Hoca olarak Lorant'ı, Araones'i kim getirdi?" diye...
Yanlıştı demiyorum, etkisizlerdi diyorum.
Onca yıl şampiyonluk gelmediği için tabii ki kimse Fenerbahçe'yi terk etmeyecek. Ancak arkadan Fenerbahçeli çocuklar da gelmeyecek ya da çok azı sarı-laciverti sevecek.
Böyle bir Fenerbahçe'nin itibarını siz notlayın bakalım, kamuoyu 10 üzerinden kaç verecek?
Beşiktaş'ın itibarı
An itibarıyla Beşiktaş, bazı şeyleri kabullenmiş durumda... Nasıl kabul etmesin ki... Başkan Serdal Adalı'nın bir dediği iki olmuyor! Türkiye Futbol Federasyonu tak cezayı yapıştırıyor. Rakipleri 700 bin forma garantisi verirken, o "250 bin" diyor. Demek ki taraftar da üçüncü büyük olmayı kabullenmiş ki, formayı bile sırtına geçirmiyor.
Takım istediğini alamıyor, futbolcu takımdan kaçmanın yollarını arıyor. Televizyonda yorumcuyken demediğini bırakmayan Teknik Direktör Sergen Yalçın, bugün "bahane tüccarı"... Her şeye bir sözü var.
Başkan, "İnşallah Muçi ile Semih'in satın alma opsiyonu kullanılmaz" diyor. İyi bir şey mi dedi, kötü mü anlaşılmadı. Bu iki oyuncu iyiyse, dışarıda işi ne? Yok bu sözler, "tezgahtar ağzı" ise o başka...
Hepsini alt alta toplayın ve söyleyin, "Beşiktaş'ın itibarı" hangi düzeyde?
Sende Yorum yap