Büyük Beyoğlu Yangını
Yüzyıllar boyunca İstanbul’u kasıp kavuran yangınlar yalnızca fiziksel yıkım değil, aynı zamanda toplumsal bir alışkanlığın ve kayıtsızlığın da göstergesiydi. Tanıklıklar, raporlar ve arşiv belgeleri, bu büyük felaketlerin şaşırtıcı biçimde nasıl sıradanlaştığını ortaya koyuyor.

Eremya Çelebi Kömürciyan, “Miladi 1648 (Ermeni takviminin 1097) senesinde yazmağa başladığım bu tarihle, binaların hemen hepsi ahşab olan İstanbul’da ve bütün Osmanlı Devleti dâhilinde vuku bulan yangınları anlatacağım” dediği yazısına şu açıklamayla başlar.
“Osmanlılar, İstanbul’u Rumların elinden aldıktan sonra, binalarını, Galata’da görülen Frenk yapıları veya Amid, Haleb, Şam ve Kudüs’dakiler gibi ateşe karşı dayanıklı olması için kârgir yapılmasına dikkat etmemişlerdir. Osmanlılar, İstanbul’u ve devleti birçok milletlerden aldıkları vergilerle idare etmektedirler, fakat evlerinin yanmasına karşı hiç de endişe duymazlar. Hattâ bazı kimselerin ‘yanıp kül olması daha iyi oldu, böylece zevkime göre istediğim gibi yapabileceğim’ dediklerini bizzat duymuşumdur. Yanan binaları tekrar ahşab olarak yaparlar, duvar ve tavanları rengârenk ve yaldızlı nakışlarla süslerler, şahnişin ve denize nazır yüksek köşkler ve salkımlı asma ve yaseminle örtülü kemerli kameriyeler ilâve ederler.”
Yüzyıllar boyunca yangın, İstanbul’da yaşayanların korkulu rüyası olmuştur diye biliriz. Ancak Eremya Çelebi, İstanbulluların pek de yangın korkusu yaşamadığını; bilakis bazı kişilerin bu olaydan memnun bile olduklarını anlatıyor. Eremya Çelebi, 1565 yılında vuku bulan yangınla başladığı kitabını, 1694 yılındaki yangınla sonlandırır. Daha sonra pek çok yazar, İstanbul yangınlarından ve bunların yarattığı tahribattan söz eder. Ancak değişen bir şey olmaz; ahşap yapı yapma alışkanlığı devam eder.

İstanbul’da meydana gelen yangınlara ilişkin en kapsamlı araştırma, rahmetli Mustafa Cezar tarafından yapılmıştır. Bu makalede, Fatih Sultan Mehmed döneminden 1918 tarihli Sultan Selim yangınına kadar pek çok yangından bahsedilmektedir.
Büyük Beyoğlu Yangını ve belgeler
İstanbul’da büyük kayıplara yol açan yangınlar arasında Büyük Beyoğlu Yangını kadar ayrıntılı bilgi sahibi olduğumuz başka bir yangın bulunmadığını düşünüyorum. Yirmi yılı aşkın süre önce Londra’da bir kitapçıda, 1870 yılında meydana gelen bu yangına ilişkin küçük bir kitapçık gördüm ve satın aldım. İstanbul’daki İngiltere Büyükelçiliği ile İngiltere Dışişleri Bakanlığı arasındaki yazışmaları içeren bu rapor, 315 x 200 mm ölçülerinde yirmi sayfadan oluşuyordu. 1870 yılında Londra’da Harrison and Sons tarafından yayımlanan bu kitapçık, üzerindeki nota göre: “Majestelerinin Emri ile Parlamento’nun her iki Kamarası’na sunulmuştur.”
Yangının başlangıcı
5 Haziran 1870 Pazar günü, saat 15.00 civarında, Beyoğlu Bülbül Mahallesi’nde, Valide Çeşmesi yahut Feridiye Sokak’ta, Riçini isimli bir kişinin kiracı olduğu evde başlayan yangın; şiddetli rüzgârın da etkisiyle, günümüz İstiklal Caddesi ile Dolapdere Vadisi arasındaki tüm yapıları yok eder. Ne kadar büyük olursa olsun, yangınlar İstanbul için alışılmış ve gündelik olaylar olarak değerlendirilmektedir. “Takvim-i Vekâyi”, bu büyük yangından 11 Rebiülevvel 1287 / 11 Haziran 1870 tarihli sayısında söz eder. Bu nedenle, gerçekte 5 Haziran 1870 tarihinde başlayan yangından, bazı kaynaklarda 11 Haziran 1870 olarak da bahsedilmektedir.

Uluslararası müdahale ve telgraflar
Hızla büyüyen yangına yerel itfaiye teşkilatı müdahale etse de rüzgârın etkisiyle genişleyen yangın özellikle İngiltere Büyükelçiliği’ni tehdit eder hâle gelir. Dönemin İngiltere büyükelçisi Sir Henry Elliot, Tarabya’da demirli bulunan HMS Antelope gemisinin subay ve eratının yardım için Beyoğlu’na sevk edilmesini ister. Bu sırada Varna’ya gitmek üzere yola çıkan HMS Cockatrice de geri çevrilerek yardıma çağrılır.
Sir Henry Elliot’un Clarendon Kontu’na (İngiltere Dışişleri Bakanı) gönderdiği 6 Haziran 1870 tarihli ve saat 07.40 olarak kaydedilen telgrafta şu satırları okumaktayız: “Britanya Sefarethanesi dün gece yandı. Yangın muazzam sayıda evi harap etti. Sefarethane’nin içi yandı; arşivler ve gümüş takımları kurtarıldı. Gazetelere, Sefarethane’den hiç kimsenin yaralanmadığını, ancak her şeylerini kaybettiklerini bildirmenizi rica ederim.” (s. 3)
Bu telgrafa iki gün sonra, 8 Haziran 1870 tarihinde Clarendon Kontu’ndan cevap gelir: “Majesteleri, Pera’daki Sefarethane’nin yakınlarında meydana gelen yangında harap olması nedeniyle tarafınıza taziye dileklerini iletir.” (s. 3)
Basın ve tepkiler
7 ve 8 Haziran 1870 tarihlerinde Levant Herald gazetesinde yayımlanan iki haber, Sir Henry Elliot’u oldukça rahatsız eder. Bu nedenle HMS Antelope gemisinde görevli Asteğmen Lascelles’ten, meydana gelen olay hakkında bir rapor hazırlamasını ister. Yazılan rapora eklediği not ise ilginçtir: “Doğu’daki İngilizler nezdinde bu kadar yüksek tiraja sahip bir gazetenin editörünün, doğruları yazmaktan bu kadar uzak…” (s. 17)Bu sözlerden anlaşıldığı kadarıyla, aradan geçen yüz elli yılı aşkın süreye rağmen pek bir şey değişmemiştir.

Bitmeyen yangınlar
Yangınlar, İstanbul için yüzyıllar boyunca bitmek bilmeyen bir sorun olmuştur. 1847 yılı Ağustos ayında Beyoğlu bölgesinde bulunan Charles Macfarlane, anılarında bu yangınlardan söz eder: “Gerçekten de o gece başka bir yangın daha çıktı ve Pera civarında kaldığımız dört hafta boyunca her gece ve gündüz vakti de üç adet olmak üzere mutlaka büyük ya da küçük bir yangın meydana geldi. İş gücü ve sermayenin bu şekilde sürekli tahrip olmasını engellemek için ise hiçbir iyileştirme faaliyeti yapılmıyor.”
M. Sinan Genim, “İstanbul’daki Britanya Sefarethanesi’nin Yangında Harap Olmasına Dair Belgeler”, TAÇ, 2 (Ek), İstanbul, 2014.
Rakamlar ve gerçekler
Sir Henry Elliot’un yaptığı yazışmalardan, bu yangının 48.5 hektarlık (485 bin m2) bir alanı tahrip ettiği ve 830 kişinin hayatını kaybettiğini öğrenmekteyiz. İstanbul Büyükelçiliği ile Britanya Dışişleri Bakanlığı arasındaki telgraf ve yazışmaların sayısının 31 olduğu görülmektedir. Sir Henry Elliot, yangın bölgesi hakkında ayrıntılı bilgi vermez; onun bütün amacı, yangın sırasında tahrip olan elçilik binası ile devlet mülkiyetindeki, özellikle gümüş yemek takımlarının kurtarılmış olduğunu vurgulamaktır. Bu arada Londra yapımı iki güçlü yangın söndürme makinesinin, söylendiği kadar etkili olmadığı, bu makinelerin birinci kattan daha yükseğe su püskürtemedikleri ve bu nedenle yangına karşı yetersiz kaldıkları bildirilmektedir.
Haberleşme ağı ve imparatorluk
Bu küçük kitabı okuduğumda son derece ilginç buldum. Britanya’nın İstanbul Büyükelçiliği, yangının meydana geldiği yıl, elçilik ile Dışişleri Bakanlığı arasında yapılan yazışmaları aynı yıl içinde basarak parlamentonun her iki kamarasına dağıtmıştı. İngiltere’nin bir dönem tüm dünyayı kapsayan bir haberleşme ağına sahip olduğunu bu küçük kitapçık kadar iyi ifade eden başka bir belge olup olmadığını merak ediyorum. İngiltere’nin dünya ile kurduğu bu karşılıklı haberleşme ağı, aynı zamanda onun emperyal bir güç hâline gelmesini sağlamıştır
Sende Yorum yap