Cudi’den Ağrı’ya, Toroslar’dan sikkelere: Nuh’un Gemisi tartışması yeniden alevlendi


Son günlerde Ağrı Dağı çevresinde ortaya atılan yeni ‘koridor’ ve ‘tünel’ iddiaları, insanlık tarihinin en eski anlatılarından birini yeniden gündeme taşıdı. Ancak Nuh’un Gemisi meselesi yalnızca arkeolojik değil; aynı zamanda teolojik, tarihi ve kültürel bir tartışma alanı olmaya devam ediyor
İnsanlık hafızasında “Tufan anlatısı” kadar güçlü çok az hikâye vardır. Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim gibi semavi metinlerde farklı biçimlerde yer alan Nuh kıssası, kadim Sümer metinlerinde de geçen, yüzyıllardır hem inananların hem araştırmacıların ilgisini çeken her dem güncel bir konu. Son günlerde Türkiye’de yeniden yükselen tartışmanın merkezinde ise yine Ağrı Dağı var. Bölgede faaliyet gösteren bazı araştırma ekipleri, yer radarı taramalarında ‘koridor’, ‘tünel’ ve bölmeli yapılar tespit ettiklerini öne sürüyor. Bu iddialar kamuoyunda heyecan uyandırsa da bilim dünyasında henüz kesin kabul görmüş değil.
Ağrı Dağı iddiaları ve Durupınar Oluşumu
Tartışmanın merkezinde, Ağrı Dağı’nın güneyinde yer alan ve gemi silüetine benzeyen Durupınar Oluşumu var. 1959’da keşfedilen bu doğal oluşum, uzun zamandır bazı çevrelerce Nuh’un Gemisi’nin kalıntısı olarak yorumlanıyor. Son taramalarda yer altında düzenli boşluklar ve katmanlar bulunduğu iddia edildi. Araştırmacılar, yapının uzunluğunun kutsal metinlerde geçen ölçülerle benzeştiğini savunuyor. Ancak jeologların önemli bir bölümü aynı fikirde değil. Onlara göre bu alan, doğal jeolojik süreçlerle şekillenmiş kaya ve tortul oluşumlarından ibaret olabilir. Yani henüz elimizde ortada kesinleşmiş bir keşiften çok, yorumlara açık veriler bulunmakta.
Tünel benzeri geçişler ne anlatıyor?
Son günlerde Ağrı Dağı eteklerinde yer alan ve uzun süredir Nuh’un Gemisi ile ilişkilendirilen bölgede yapılan yeni jeofizik taramalarda dikkat çekici bulgular ortaya atıldı. Haberlerde yer alan iddialara göre araştırmacılar, yer altı radar sistemleriyle yüzeyin altında birbirine bağlı koridorlar, tünel benzeri geçişler ve bölmeli yapılar tespit etti. Özellikle düzenli geometrik hatlar gösterdiği öne sürülen bu boşlukların doğal kaya oluşumlarından ziyade insan eliyle şekillenmiş olabileceği savunuluyor. Bazı ekipler söz konusu yapının büyük bir geminin iç iskeletine veya çok katlı bölmelerine ait olabileceğini öne sürerken, uzmanların önemli bir bölümü ise bunların kesin kazı ve laboratuvar incelemeleri olmadan yalnızca ön bulgu niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle Ağrı Dağı’ndaki tünel iddiaları şimdilik bilimsel kesinlikten çok, tartışmayı yeniden alevlendiren dikkat çekici veriler olarak görülmeli diye düşünüyorum.
Ağrı Dağı’nda mı Cudi Dağı’nda mı?
Türkiye’de bu tartışmanın en dikkat çekici boyutu ise Kur’an-ı Kerim açısından meseleye bakıldığında ortaya çıkıyor. Hud Suresi 44. ayette geminin “Cudi üzerine oturduğu” ifade edilir. Bu nedenle İslam geleneğinde geminin nihai durağı olarak Cudi Dağı kabul edilir.
Doğal olarak bu durum, “Nuh’un Gemisi Ağrı Dağı’nda mı Cudi Dağı’nda mı?” sorusunu canlı tutuyor. Özellikle Mezopotamya’ya yakınlığı, tarihi tufan havzalarıyla ilişkisi ve erken dönem İslam kaynaklarındaki anlatılar nedeniyle Cudi Dağı güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor.

Antik Roma sikkeleri ve Anadolu hafızası
Tartışmayı ilginç kılan bir başka unsur ise Antik Çağ’dan gelen maddi kültür izleri. Bugün Dinar olarak bilinen, antik dönemde Apameia Kibotos adıyla tanınan şehirde basılan Roma dönemine ait bazı sikkelerde, Nuh’un Gemisi tasvirleri bulunuyor. Gemi, kuşlar ve tufan sonrası sahnelerle birlikte betimlenen bu sikkeler, Nuh anlatısının Anadolu’da ne kadar erken dönemlerde benimsendiğini gösteriyor.
‘Kibotos’ kelimesinin Yunancada ‘sandık, gemi, ark’ anlamına gelmesi de dikkat çekici. Kuşkusuz bu durum, tufan hafızasının yalnızca Mezopotamya veya Doğu Anadolu ile sınırlı kalmadığını; Anadolu içlerine, hatta Toros Havzası’na kadar yayıldığını düşündürüyor. Böylece bazı araştırmacılar, tufan anlatısının coğrafi merkezinin Toros Dağları çevresi olabileceğini de öne sürüyor.
Bugün Nuh’un Gemisi meselesi yalnızca “Gemi nerede?” sorusundan ibaret değil. Bu tartışma aynı zamanda kutsal metinlerin coğrafyayla ilişkisini, toplumsal hafızanın nasıl oluştuğunu ve arkeolojik bulguların nasıl yorumlandığını da gösteriyor.
Ağrı Dağı’ndaki son haberler heyecan verici olabilir, ancak henüz kesin sonuç ortaya koymuyor. Kur’an’ın işaret ettiği Cudi Dağı, antik sikkelerin işaret ettiği Dinar hattı ve Anadolu’daki tufan hafızası ise tartışmayı çok daha geniş bir çerçeveye taşıyor.
Nuh’un Gemisi gerçekten nereye oturdu? İnsanlığın ortak hafızası Ağrı Dağı’nın zirvesinde yer etmiş olmakla birlikte benim tercihim inancımdan, yani Cudi Dağı’ndan yana.

Geminin içinde tasvir edilmiş
Parada yer alan sahnede Nuh ve eşi, dalgaların dibine vurduğu kutu şeklindeki geminin içinde tasvir edilmiştir. Belirttiğim gibi, Nuh’un Yunanca adı ΝΩΕ (Nōe), Geminin ortasında açıkça okunuyor. Sağda geminin tepesinde kuzgun, sol üstte ise ağzında zeytin dalı olan güvercin görülüyor. Paranın sol tarafında ise Nuh ve eşi yine bu sefer geminin dışında, ellerini Tanrı’ya övgüde bulunmak için yukarı kaldırmış bir şekilde sağlam zeminde dururken gösterilmiş. Bu önemli detay, Tanrı’nın onları hatırladığını (Genesis -Yaratılış- 8:1) ve onları Tufan’dan güvenli bir şekilde selametle karaya çıkardığını gösteriyor.
Categories: Cudi’den Ağrı’ya, Toroslar’dan sikkelere: Nuh’un Gemisi tartışması yeniden alevlendi
Sende Yorum yap