Hastane koridorlarında tükenen hasta yakınları

Hasta yakını için her şey gün ağarmadan başlar. Yanında hasta, elinde dosyalar, eski tetkikler, bir poşete sıkıştırılmış raporlar önce kayıt kuyruğuna girilir. Kan verme birimine inilir. Sıra alınır. Beklenir. Kan verilir verilmez başka bir kata koşulur. Radyoloji, akciğer grafisi, ardından tomografi için ayrı bir sıra, ayrı bir onay.
Koridorlar birbirine benzer; yön tabelaları bile yorgun görünür. Bir yandan hastayı tutar bir yandan hastanın dosyasını düşürmemeye çalışırsın. Asansör doludur, sedyeler önceliklidir. Merdiven düşünülür, sonra vazgeçilir. Bir kapıdan girilir, “Burası değil, karşı bina” denir. Karşı binaya geçilir. Bu kez “Önce ultrason” denir.
Saat ilerledikçe işlemler çoğalır. Hastanın başında beklerken, durumunu merak edip arayan eşe dosta, diğer akrabalara sağlığı hakkında bilgi verilir…
Kan sonuçlarını almak için tekrar laboratuvara, tomografi çıktısı için başka bir bankoya…
Doktor “akciğerde sıvı olabilir” dediğinde yeni bir kapı açılır: girişimsel işlemler. Sıvı aldırma için imza, onam formu, bekleyiş…Her imza, her kapı, her bekleyiş biraz daha tüketir.
Arada eczaneye koşulur; reçete yazılmıştır ama ilaç hastanede yoktur. Geri dönülür. Doktor yerinde değildir, vizite çıkmıştır. Beklenir. Gün biter ama iş bitmez. Aynı yollar, aynı koridorlar, aynı telaş ertesi güne devredilir.
★ ★ ★
Ve bütün bu koşuşturmanın içinde hasta yakını sadece taşıyan değildir; hatırlayan, takip eden, soran, cevaplayan kişidir. Çünkü küçük bir ayrıntı bazen bir randevunun kaçması, bazen bir işlemin gecikmesi demektir.
İşte bu yüzden hasta yakınını yorgunluğu sadece fiziksel değildir. Bu, sürekli tetikte olmanın, hiçbir şeyi kaçırmamaya çalışmanın yorgunluğudur.
Ve insanı en çok yoran da tam olarak budur.
★ ★ ★
Hasta etrafındaki herkesi yavaş yavaş içine çeker. Özellikle de “hasta yakını” dediğimiz o görünmez figürü. Çünkü hastaya bakan, hastane koridorlarında koşuşturan, randevu kovalayan, tahlil sonuçlarını takip eden, geceleri uykusuz kalan odur.…
Toplumun bu kişiye biçtiği rol nettir: Sabırlı olacak, güçlü olacak, anlayışlı olacak. Hastanın öfkesini de taşıyacak, umutsuzluğunu da.
Oysa kimse şunu sormaz: Bu insan ne kadar dayanabilir?
Sadece hasta değil, hasta yakını da gün gün tükenir. Kendi yorgunluğunu önemsizleştirir. Hastanın her türlü huysuzluğuna, öfkesine “O hasta” diyerek susar, sineye çeker. Psikolojide bunun bir adı var: bakım veren tükenmişliği. Fakat hasta yakınının her şeye katlanması erdem değildir. Bazen bu, sadece öğrenilmiş bir çaresizliktir.
★ ★ ★
Peki bundan nasıl kaçınılır?
Önce şu yanlış yerinden sökülmeli: “Hasta yakını, kendini feda edendir.” Hayır. Kendini koruyabilendir. Çünkü tükenen bir insan, kimseye fayda sağlayamaz. Hastaya bakan kendine sınır koymayı öğrenmek zorundadır. İkinci olarak, hasta tek bir kişinin omzuna yıkılmamalıdır, yük paylaşılmalıdır. Üçüncüsü, hasta bakan hayatını tamamen askıya almamalıdır. Suçluluk duygusu burada en büyük tuzaktır ama kendine zaman ayırmak, hastaya daha iyi bakabilmenin ön koşuludur.
Ve belki de en önemlisi: Duygular bastırılmamalıdır. Öfke, yorgunluk, bıkkınlık… Bunlar “ayıp” duygular değildir. İnsanidir. Bunları inkâr etmek, daha büyük bir patlamaya zemin hazırlar.
Toplum, hastaya merhamet eder. Ama hastaya bakandan da fedakârlık bekler. Bu dengesizlik, sonunda sessiz bir yıkım üretir. Kimse alkışlamaz, kimse görmez ama bir insan yavaş yavaş çöker. Hele ki o hasta şifa bulmamışsa…
Bu yüzden mesele sadece hastaya iyi bakmak değil. Bakana da bakabilmektir. Çünkü görünmeyen hastalık, çoğu zaman en ağır olandır.
Categories: Hastane koridorlarında tükenen hasta yakınları
Sende Yorum yap