Tefekkür saati
Bugün pek çok iş yerinde, kalite kısmı sorgulanmadan işini en kısa sürede bitirenler “en iyi çalışan” sayılıyor. Bu yüzden “kaliteli içerik” sunduğunu iddia eden “lüks yaşam tarzı” mecralarında bile şipşak yazılmış ve editörlük sürecinden geçmesi bile gereksiz görülen berbat yazılar hüküm sürüyor. Çünkü bu yazıları tecrübesiz, bilgisiz “içerik üreticileri” yazıyor. Kalite değil sayılar önemli görülüyor. Vaktinde teslim edilen yalan yanlış bir iş, gecikmiş kaliteli bir işten çok daha üstün tutuluyor.
Her çalışan “acil!” kelimesiyle muhakkak tanışmıştır. Bir arkadaşım, yöneticisinin zaman isteyen bir iş verip sonra her gün “Ne oldu, bitti mi?” diye sorduğunu anlatmıştı. Bu sorunun arkasındaki yöneticilik ve üretim anlayışı ile yapımı yıllar süren saatler arasında çok büyük bir tezat var. Birinde zaman daraltılması gereken bir aralık olarak, diğerinde ise genişletilmesi gereken bir imkân olarak görülüyor.
“Niye bu kadar pahalı?” denilen bazı saatleri anlamak için teknik bilgi yetmez. Asıl mesele, saatin üretim felsefesinde yatar. Bugün birçok sektörde olduğu gibi saatçilikte de hız baskısı var. Yeni modeller daha kısa aralıklarla tanıtılıyor, üretim süreçleri yeniden düzenleniyor. Bu tabloya bakınca, yapımı yıllar süren bir saat projesi neredeyse mantıksız bir tavır gibi geliyor. Oysa saatçilik, tam da bu “mantıksızlığın” içinde anlam kazanır.
Saatçilikte sabır çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sabır, beklemek değildir. Sabır, bir işi gereğinden önce bitirmemektir. Üretimde zaman doğrudan kaliteye dönüşür. Çünkü burada yapılan iş, yalnızca bir nesne üretmek değil, aynı zamanda bir ölçü koymaktır. Bu yüzden bazı saat projeleri yıllar sürer. Çünkü orada ortaya çıkacak ürünün nasıl olması gerektiğine dair bir tefekkür süreci vardır ve aceleye getirilemez. Bu bekleme süreci, Uzakdoğulu hattatların ellerinde fırçayla kâğıdın başında yoğunlaştığı o duru zihin anına benzer. O an zihindeki tüm gürültü çekilir, zaman genişler ve ancak o mutlak dinginliğe ulaşıldığında ilk fırça darbesi vurulur.
Vacheron Constantin’in The Berkley Grand Complication isimli cep saati on bir yıllık bir geliştirme sürecinin ardından tamamlandı. (Sadece montajı bir yıl sürdü.) Bu tür projelerde zaman, dışarıdan eklenen bir maliyet kalemi değil, doğrudan üretimin kendisidir. Dışarıdan bakıldığında gecikme gibi görünen bu üretim anlayışı esasında işin doğasına en uygun tavırdır. Mesele hız değil, doğruluktur.
Aceleyle üretilen işler, çoğu zaman sadece mevcut ihtiyacı karşılar yani “günü” kurtarır. İşlevlerini yerine getirir, piyasada yer bulur ve yerini hızla bir sonrakine bırakır. Oysa uzun sürede yapılan saatler, bir ihtiyacı karşılamaktan ziyade bir standart oluşturur. Onlar, kendi dönemlerini aşacak şekilde tasarlanır. Bu yüzden asıl mesele, saatin yıllar sonra ne olacağı değil, daha baştan nasıl yapıldığıdır. Piyasadaki en değerli saatleri üreten Rolex veya Patek Philippe gibi büyük kurumlara bakıldığında evet pazarlama metotları pek hoş olmayabilir ama ortaya konan ürünlerin kalitesini kimse inkâr edemez. Bu firmalar “tel maşa” saatler üretmez.
Bugün hızın çok değerli görüldüğü bir dünyada, çok yavaş üretilen mekanik veya yüksek nitelikli quartz bir saat hâlâ mümkünse ve çok kıymetli ürünler ortaya konuyorsa, bu teknik bir başarıya indirgenemez çünkü yavaş üretim aynı zamanda bir tercih ve duruş meselesidir.
Aklıma Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gollum’un yüzüğüne bakıp “kıymetlimiss” demesi geliyor. Tolkien’in kronolojisine göre Sauron, 1200’lerde başlayan hazırlık sürecini ancak 1600’de Tek Yüzük’ü döverek tamamlıyor. Yaklaşık dört yüzyıl! Kıymetli olan her şey zamanı hak eder, zaten bu yüzden kıymetlidir.
Sende Yorum yap