s

Sizin oraların nesi meşhur?

Antalya’da geçen hafta, Yöresel ürünler fuarı YÖREX’te, başlıkta yer verdiğim soruyu onlarca kez duydum. Ama bu kez cevap tabelada değil, doğrudan tezgâhın arkasındaydı. Üretenin gözünde, anlattığı hikâyede… 10 bin metrekare alanda 70 şehir, binlerce yöresel ürün. Kısacası Türkiye’nin kendisi.

İçeri girer girmez soluğu TOBB Yönetim Kurulu Üyesi de olan Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır’ın yanında aldım. Çünkü bu fuarın fikir babası o. “Biz her yıl bu ülkenin yöresel ürünlerini gün yüzüne çıkarıyoruz” dedi. Ama asıl vurgusu başka bir yerdeydi: “Bu yıl yaklaşık 35 belediye burada. Çünkü belediyeler artık yöresel ürünlere sahip çıkıyor. Özellikle kadın kooperatifleri… 120’ye yakın kooperatif var, 70’i kadın kooperatifi.”

Rakam gibi duruyor ama değil! Fuar alanında dolaşınca o sayılar ete kemiğe bürünüyor. Stantların arkasında duran kadınlar var. Üreten, anlatan, pazarlayan bir yapı kurulmuş. Coğrafi işaret dediğimiz konu artık sadece bir belge değil; doğrudan gelir, doğrudan kalkınma.

Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor. Bu organizasyonun büyümesinde sadece yereldeki çaba değil, ulusal ölçekte verilen destek de önemli. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin YÖREX’e verdiği destek, fuarın ivme kazanmasında önemli rol üstlenmiş.

Fuarı gezdikçe tablo daha da netleşti. Türkiye’de kırsal kalkınma artık klasik yöntemlerle değil, bu modelle ilerliyor. Belediye işin içindeyse sahiplenme var, kooperatif varsa sürdürülebilirlik var. YÖREX’in ekonomik boyutu tam da burada başlıyor. Ürün sadece sergilenmiyor, pazara açılıyor; üretici sadece anlatmıyor, gelir elde ediyor. Bu yönüyle YÖREX, küçük üreticiyi büyüten, yereli ekonomiye entegre eden canlı bir ticaret platformu.

O ruh, emeğin görünür olması, kadının üretimdeki yerinin güçlenmesi, bir köy ürününün şehirde değer bulması. YÖREX’in asıl gücü de burada. Buna rağmen sahada hissedilen bazı eksiklikler de yok değil. Bazı illeri göremeyince o çeşitliliğin eksikliğini açıkça hissettim. Türkiye’nin zenginliği ne kadar genişse bu fuarın da o ölçüde kapsayıcı olması gerekiyor. Eksik kalan her il, aslında anlatılmamış bir hikâye demek. Kırsal kalkınma hedefiyle çalışmalarını sürdüren kalkınma ajanslarını YÖREX’e göremedim. Oysa tam onların alanı. Belediyeler sahaya inmiş, kadınlar üretime dönmüş, ürünler değer bulmuş… Ama bu hikâyeyi büyütmesi gereken bazı kurumları işin içinde görememek üzüntü verici. Eğer seneye tüm il belediyeleri bu tabloya dâhil olursa YÖREX bambaşka bir noktaya gider. O zaman bu organizasyon bir fuar olmanın ötesine geçer, Türkiye’nin üretim haritasına dönüşür.

YÖREX’in ticarette köprü görevi gördüğünü de belirtmeden geçmeyeceğim. TOBB’nin organizasyonuyla düzenlenen B2B görüşmelerinde yerel üreticiyle büyük market zincirlerinin temsilcileri bir araya geldi. Geçen yıllarda sağlanan iş birliklerinin bu fuardan sonra da sağlanacak olması çok umut verici.

Sahaya inmeden yazmak

İzmir Çeşme’de Alaçatı Ot Festivali’ndeydim. “Sağa bakan Atatürk büstü” tartışmalarını görünce rotamı Didim’e çevirdim. Sosyal medyada yorum çoktu, bilgi azdı. Oysa gerçek, Akköy’ün girişinde yıllardır duruyordu. Türkiye’nin en büyük köy kütüphanesine sahip Akköy’deki büstün yanındaki tabelada her şey açıkça yazılıydı.

Büst, 1930’lu yıllarda Kuvayı Milliye komutanı Osman Kozan’ın nahiye müdürlüğü döneminde yaptırılmıştı. Yüzünü sağa, yani Akdeniz’e çevirmesinin de sembolik bir anlamı vardı. Türkiye’den toprak isteyen İtalya’ya karşı Atatürk’ün kararlılığını simgeliyordu. Kısacası mesele yön değil, duruştu.

Peki yeniden neden gündem oldu? Didim Belediyesi’nin düzenlediği festivale giden gazeteciler büstü görüp paylaştı. Ardından sosyal medyada bilgi yerine yorumlar dolaşmaya başladı. Üzücü olan şu: Masa başında hüküm vermek, sahaya gidip gerçeği öğrenmekten daha kolay geliyor. Oysa gazetecilik, duyduğunu yazmak değil; gördüğünü, sorduğunu ve doğruladığını aktarmaktır.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.