Bir sorudan fazlası: Nasıl verdin kiloları?
20 yıl sonra ilk lise mezunlar yemeği. Herkes birbirini tarıyor, karşısındaki tipleri yıllıktaki çocukla eşleştirmeye çalışıyor. Birinin saçı dökülmüş, biri göbek yapmış, biri zengin olmuş, biri yaşlandıkça daha çekici hale gelmiş, birinin gözündeki ışık sönmüş. Bunların hepsi rutin. Ancak 20 yıl önce çok kilolu olan biri fit şekilde ortama girerse artık manşet bu.
20 yıl sonra ilk lise mezunlar yemeği. Herkes birbirini tarıyor, karşısındaki tipleri yıllıktaki çocukla eşleştirmeye çalışıyor. Birinin saçı dökülmüş, biri göbek yapmış, biri zengin olmuş, biri yaşlandıkça daha çekici hale gelmiş, birinin gözündeki ışık sönmüş. Bunların hepsi rutin. Ancak 20 yıl önce çok kilolu olan biri fit şekilde ortama girerse artık manşet bu.
“Aaa harika görünüyorsun, nasıl verdin kiloları?”
Bu izansız ve kaçınılmaz soruya verilecek yanıt, sonraki tavır için çok belirleyici. Spor ve diyet mi yaptı? Mide ameliyatı mı oldu? Yoksa… İğne mi vurdurdu?
Yakın zamanda Rice Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma bu sahneyi laboratuvara taşıdı. Katılımcılara hayali bir kişi tanıtıldı: Aynı boy, aynı kilo geçmişi, aynı görünüm. Tek değişken kişinin hangi yöntemle zayıfladığıydı. Diyetle mi yoksa GLP-1 iğneleri ile mi?
Sonuç: İğne ile zayıflayanlar, diyet yapanlara göre büyük önyargı ile karşılaştı. Hatta hiç kilo vermeye çabalamayanlar daha az tepki aldı.
Peki bu reaksiyonun nedeni iğnenin çilesiz bir kısayol gibi görünmesinden olabilir mi? O zaman çok çileli bir yönteme, mide ameliyatlarına bakalım. Aylarca sıvı diyet, beslenmenin yeniden tanımlanması, kalıcı yan etkiler…
Toplumun bakışı değişti mi? Hayır. ABD'de yapılan 2018 anketine göre halkın yüzde 39'u mide ameliyatını "kestirme yol" olarak görüyor. Yarıya yakını “kozmetik” diye nitelendiriyor. Tıbbi gereklilik olarak değerlendiren çok az.
En çarpıcı bulguya Ringel ve Ditto'nun 2019 çalışmasında rastlıyoruz. Araştırmacılar, ameliyat olmuş ve sonrasında diyet ve egzersize çok ciddi efor harcamış birini tarif etti. Çile, ameliyat, kan, ter, gözyaşı her şey var. Ama yargılayanlar yine elini korkak alıştırmadı. Çabayı gördükten sonra bile.
Demek ki mesele çile değil.
İngiliz araştırmacılar başka bir deney yaptı. Bir gruba obezitenin genetik, çevresel, ekonomik ve hormonal nedenlerini detaylıca anlattılar. Sonra aynı insanlardan yine kilolu birini değerlendirmelerini istediler. Yargı değişmedi.
Demek ki mesele eğitim de değil.
Peki derdimiz ne? Mesele, obeziteyi bireysel bir başarısızlık olarak tanımlamanın dayanılmaz hafifliği. Sorun bireysel ise çözüm de bireysel olmalı. Kişi az yiyecek, çok yürüyecek, irade gösterecek. Karar vericilerin, düzenleyici kurulların, denetleme mekanizmalarının bir eksiği yok. Bize fast food’u, paketli gıdaları dayayan sistemin elinden bir şey gelmiyor. Suç bireyin. Hamburger menüyü, işlenmiş eti, palm yağlı gıdaları aldığımız gibi bunu da satın aldık.
Çünkü obeziteyi sistematik bir mesele olarak görsek, hesap defterleri açılacak. Sistem, “Niye okul kantininde poğaçadan başka bir şey yok” diye sormamamız için kilolu arkadaşımıza “Gırtlağını neden tutamıyorsun” dememizi istiyor.
İtalyan araştırmacıların 2022'de net biçimde söylediği şu: "Bireysel iradesizlik" anlatısı, sistemsel önlemleri politik olarak savunmayı imkansız hale getiriyor. Bir başka deyişle komşunun ayak üstü soktuğu laf sadece moral bozmuyor, sorunun kendisi haline geliyor.
Tabii bu anlatı hayatın her alanına benzer şekilde sirayet etmekte. Fakirlik de, madde bağımlılıkları da, işsizlik de ve hatta bu köşede daha önce yazdığım ekran tiryakiliği de bireylerin omuzlarına havale ediliyor.
Biz bireyler de varsayımı kabulleniyoruz çünkü bizi rahatlatıyor.
Ben başardım çünkü çalıştım. Sen kaybettin çünkü çalışmadın.
Bakış böyle olunca zayıflamak için geliştirilen hızlı çözümler de sorun haline geliyor. Belki de makro ölçekte kilo bir irade meselesi değildi. Belki de konu biyokimyasaldı. Bu kabul, "Ben çok çalıştım, başardım” anlatısını sallıyor. “Sen fakirsin demek ki çalışmadın” bakışını da.
Bir mezunlar yemeğinde karşımızdakini yargılarken tekrar düşünelim. Başardıklarımız ve başaramadıklarımız için fazla hesap veriyor olabiliriz.
Sende Yorum yap