Anlaşılmak mı zor, kendini gerçekten anlatabilmek mi?

İnsan, bazen saatler boyunca konuşur da konuşur ama yine de bir türlü anlaşılmadığını hisseder. Bazen de daha tek bir cümle bile kurmamışken karşısındaki kişi tarafından görüldüğünün farkına varır. Belki de bu nedenle yaşamımızın en karmaşık duygularından biri, yalnızlık değil, anlatamadığını düşünmektir. Çünkü insanın asıl yorgunluğu, çoğu zaman konuşmaktan ziyade kendini sürekli olarak açıklamaya çalışmaktan kaynaklanır.
Neden bazı insanlar her daim "Beni yanlış anlıyorlar” hissi yaşar? Neden bazı ilişkilerde kişi ne söylerse söylesin bir eksiklik olduğunu hisseder? Aslında buradaki durum yalnızca bir iletişim sorunu olmayabilir. Belki de insanın kendi iç dünyası önemli bir rol oynuyordur. Nitekim bazen de kişi karşı tarafın onu anlamasını beklerken gerçekte kendi duygularını bile tam olarak tanımlayamıyor olabilir.
İnsan iç dünyasında bazı karmaşalar yaşadığında, bunları dışarıya net bir şekilde aktarmakta zorlanabilir. Kırgın olduğunu düşünür ama aslında değersiz hissediyordur. Sinirlendiğini sanır ama belki de yalnız hissediyordur. Bu yüzden bazı insanlar ne kadar çok konuşursa konuşsun ne hissettiğini anlatmayı başaramaz. Çünkü kelimeler duyguların gerisinde kalabilir.
Bir başka gerçek ise şudur: Birçok kişi dinliyor gibi görünse de aslında söylenenleri duymuyor olabilir. Günümüzde insanlar genellikle anlamaktan çok cevap vermek için dinliyor. Bu yüzden birçok ilişkide bir taraftan konuşmalar artarken, diğer taraftan gerçek bağ azalabiliyor. Oysa anlaşılmak için yalnızca dinleniyor olmak yetmez. İnsan bazen bir bakışla, bir tavırla, bir susuşla bile anlaşıldığını hissedebilir. Gerçek iletişim, sadece kelimelerle değil, enerjiyle, dikkatle, hisle ve yaklaşım biçimiyle de kurulur.
Peki, bazı insanlar neden belirli kişilerin yanında daha rahat konuşurlar? Çünkü insan, yargılanmayacağını hissettiği yerde kendini çok daha doğal ifade eder. Sürekli olarak yanlış anlaşılmaktan tedirgin olan biri ise zaman içinde sessizleşebilir. İşte bu nedenle bazı insanların suskunluğu kibirlerinden değil, çok yorulmuş olmalarından kaynaklanıyor olabilir.
Çocukluğunda duygu ve düşünceleri yeterince duyulmamış olan bir insan da yetişkinliğinde anlaşılma konusunda daha hassas olabilir. Sürekli eleştirilen, duygu ve düşünceleri küçümsenen ya da kendini ifade etmek için yeterli alan bulamayan biri, ilerleyen zamanda kendini anlatmak için daha fazla çaba içine girebilir. Bu sebepledir ki bazı insanlar küçücük bir yanlış anlaşılmada bile yoğun kırgınlık yaşarlar.
İnsan ilişkilerinde en zorlayıcı şeylerden biri de, herkesin hayata kendi penceresinden bakmasıdır. Doğal olarak herkes yaşamı kendi deneyimleri, korkuları ve geçmiş duyguları üzerinden yorumlar. Hal böyleyken aynı cümleler bir kişiye gayet normal gelirken, başka bir kişide olumsuz duygular yaratabilir.
Spiritüel açıdan bakıldığında ise anlaşılma ihtiyacı, insanın “görülme” isteğiyle de bağlantılı olabilir. İnsan yalnızca konuşmakla yetinmek istemez, hissedilmeyi de arzu eder. Gerçek bağ kurabildiği alanlarda kendini daha sakin, daha güvende ve daha doğal duyumsar. Fakat burada önemli bir nokta daha vardır: İnsan kendi iç sesini duymadan önce başkasına kendini tam olarak anlatamayabilir. Çünkü kişi kendi duygularını ne kadar net tanır ve tanımlarsa, ilişkilerinde de kendini o kadar açık ve kolay ifade etmeye başlar.
Belki de yaşamın en büyük dönüşümlerinden biri, herkes tarafından anlaşılmaya çalışmak yerine, doğru zamanda, doğru yerde ve doğru insanlar tarafından fark edildiğini hissedilebilmektir. Bazen insanı gerçekten iyileştiren şey, uzun açıklamalar değil, “Seni anlıyorum” hissini veren küçük ama gerçek yaklaşımlardır.
Ve belki de insanın en büyük huzuru, sürekli kendini ispatlamak zorunda hissetmediği an başlıyordur.
Categories: Anlaşılmak mı zor, kendini gerçekten anlatabilmek mi?
Sende Yorum yap