Yüzde 50 yürüme şansından bisiklet turuna! 8 çivi, bir plaka ve kemik nakliyle yola çıkıyorum

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - 1974 Ankara doğumlu olan Gökhan Özdoğan, memur bir baba ve ev hanımı bir annenin üç çocuğundan en küçüğü. Hayatının ilk dönemi, okul yılları tamamen Ankara’da geçti. Üniversitede Edebiyat okudu fakat profesyonel hayatını sinema şekillendirdi. Bu sektöre girmek için İstanbul macerası başladı ve tam 25 yıl boyunca sanat yönetmenliği yaptı. Son bir yıldır ise Güneydoğu Asya’da yaşıyor. Geçirdiği kaza sonucu zorlu zamanlar yaşayan Gökhan, şimdilerde kısıtlı bir bütçe, ikinci el bir bisiklet, sağ bacağında 8 çivi, bir plaka ve kemik nakli ile 3 bin kilometrelik bir bisiklet turuna hazırlanıyor.
Yıllarca yoğun set temposunun içinde adeta zamana karşı yarışan Gökhan'ın kurduğu o hızlı hayat, bir anda durdu. İşten işe, setten sete koşturduğu o yoğun günlerden biriydi. "Tamamen kendi hatam diyebileceğim, belki kullandığım scooter'ın tasarımsal sorunlarının da tuz biber ektiği bir kaza geçirdim"diyen Gökhan, “Trajikomik şekilde çok düşük bir hızdaydım. Hızım azdı ama hayatımdan götürdükleri çok ağır oldu. Sağ bacağımın alt kısmı dizimle beraber resmen parçalandı. Önüme konan tablo şuydu. Yüzde elli yürüme riski. Ardından çok zorlu bir ameliyat ve bitmek bilmeyen rehabilitasyon süreci başladı. Tam bir yılımı yatakta, tamamen hareketsiz geçirdim. İkinci yılımda ise bir bebek gibi, sıfırdan tekrar yürümeyi öğrendim. Çok zordu, çok acılıydı ama günün sonunda ben kazandım"şeklinde konuştu.

'YÜZDE 50 YÜRÜME ŞANSI HAYATININ YAZI TURA ATILMASI GİBİ BİR ŞEY'
"Geriye dönüp bakıyorum da, eskiden işten işe, setten sete koşturduğum, zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadığım acayip hareketli bir hayatım vardı"diyen Gökhan, “Sinema sektöründeki o 25 yıl boyunca setlerin yoğun temposu içinde, ekiplerle sıfırdan mekanlar kuruyorduk. Projeleri yetiştirmek için günün büyük bölümünü ayakta geçiriyordum. Tamamen üretmeye, koşturmaya odaklı, yaratıcı bir kaos ritmim vardı. Seyahat etmeyi, yeni şeyler keşfetmeyi hep seviyordum ama hayatımın merkezi o yüksek hızdı. Ta ki o küçük kaza gelip tüm bu tempoyu aniden durdurana kadar” dedi ve ekledi:

'BEYNİM ADIM AT DERKEN BACAĞIM ORADA OLDUĞUNU BİLE KABUL ETMİYORDU'
O bir yılı yatakta geçirmenin, fiziksel acıdan çok daha öte bir zihinsel savaş olduğuna değinenGökhan, “Setlerde günde 18 saat ayakta duran, her şeyi kontrol etmeye alışmış bir Sanat Yönetmeni olarak, bir anda tamamen başkalarına bağımlı hale gelmek beni bitirdi. Kendi bardağımı bile tek başıma alamıyordum. O hareketli dünyadan kopup sadece tavanı izlemek kelimenin tam anlamıyla bir sabır testiydi. Beynim sürekli eski hızıyla çalışmak istiyordu ama bedenim bana itaat etmiyordu. Zihnimdeki o özgürlük arzusu ile yatağa çakılmış olan fiziksel gerçeklik arasındaki o tezatlık, duvarların üstüme gelmesine neden oluyordu. O dönem anladım ki, insanı asıl hapseden şey dört duvar değil, kendi bedeninin sınırlarıymış. O çaresizlikle her gün yüzleşmek ve pes etmemek, hayatımda verdiğim en büyük mücadeleydi” bilgisini paylaştı.
"Yeniden yürümeyi öğrenmek, kelimenin tam anlamıyla sıfırdan başlamaktı"diyen Gökhan, “Bir yılı yatakta geçirdikten sonra ayağa ilk kalktığım an, beynimle sağ bacağım arasındaki bağın tamamen koptuğunu hissettim. Beynim ‘adım at’ diyordu ama bacağım orada olduğunu bile kabul etmiyordu. Bir bebek gibi, koridorda ilk adımı atabilmek için haftalarca uğraştım. Sağ bacağımdaki 8 çivi, plaka ve kemik nakli yapılan o bölge her hareketimde bana o kazanın faturasını hatırlatıyordu. Her gün fizyoterapiyle, bitmek bilmeyen ağrılarla ve sızılarla geçti. Fiziksel acı bir yana, her başarısız denemede ‘Acaba gerçekten eski halime dönebilecek miyim?’ şüphesiyle savaşmak işin en yıpratıcı kısmıydı. Ama her küçük adımda, bacağımın santim santim yere daha sağlam bastığını gördükçe o savaşı bırakmadım. Çok yavaştı, çok sabır istiyordu ama o acıların içinden geçerek özgürlüğümü, yani kendi ayaklarımın üzerinde durmayı yeniden kazandım” ifadelerine yer verdi.

'EĞER BUGÜN BU ACIYA KATLANMAZSAN ÖMÜR BOYU O YATAĞIN ESİRİ OLACAKSIN'
Kazanın altıncı ayının, kendisi için en karanlık dip noktası olduğunu dile getiren Gökhan, “O dönem yatakta yatarken, "Eğer hayatımın geri kalanı boyunca bu şekilde, tamamen başkalarına bağımlı olarak yaşayacaksam ötenazi yaptırırım, bu hayatı böyle sürdürmem’ diye düşünmeye başladım. Her şeyi tek başına çözmeye alışmış bir adam için o hareketsizlik ve çaresizlik hissi katlanılamaz bir boyuta ulaşmıştı. Gitmek mi zor kalıp savaşmak mı sorusuyla her gece baş başaydım. Ama tam o eşikte, içimde bir yerlerde o teslimiyeti kabul etmeyen o eski inatçı adam uyandı. Madem hayattaydım ve madem önümde yüzde elli de olsa bir şans vardı, o zaman bu hikayenin sonunu başkalarının ya da sakatlığın yazmasına izin veremezdim. O karanlık düşünceleri bir kenara itip, acıya rağmen her gün o yataktan kalkmak için yeni bir neden buldum. Vazgeçmenin kıyısından döndüm ve o günden sonra sadece yürümeyi değil, hayata yeniden meydan okumayı seçtim"dedi ve ekledi:
Fiziksel olarak iyileşmenin, işin sadece kas ve kemikle ilgili olan, yani spor salonunda ya da fizyoterapi odasında çözülebilen kısmı olduğunu dile getirenGökhan, "Asıl büyük ve yıpratıcı savaş, zihnimin içinde verdiğim psikolojik mücadeleydi. Bu süreçte kendimi yeniden inşa etmem gerekti. Eski Gökhan’ı, o kazadan önceki hayatı tamamen serbest bıraktım ve bacağımdaki 8 çiviyle, bu yeni bedenle nasıl güçlü olabileceğimi keşfetmeye çalıştım. Psikolojik mücadeleyi kazandığım an, o sakatlığı bir engel olarak değil, hayatımın en büyük meydan okuması olarak kabul ettiğim an oldu"şeklinde konuştu.

'TÜM BUNLARI BACAĞIMDAKİ 8 ÇİVİ, PLAKA VE KEMİK NAKLİYLE YAPIYORUM'
"Güneydoğu Asya’ya ilk gelip Vietnam’daki ilk ayımı geçirdiğimde kafamda bir anda şu düşünce belirdi"diyen Gökhan, “Ben bu ülkeyi kesinlikle baştan sona bisikletle geçmeliyim. O günden sonra gittiğim, yaşadığım her şehirde hemen bir bisiklet kiralamaya başladım. Çünkü bisiklet üzerinde olmak bana inanılmaz bir mutluluk veriyordu. Pedalladıkça, hastane odasında kaybettiğimi düşündüğüm o hareket özgürlüğünü ve yolda olma hissini yeniden yakaladım. Kiralık bisikletlerle şehirleri turlarken de bu işin sadece Vietnam’la sınırlı kalmaması gerektiğini, daha büyük bir tura dönmesi gerektiğini anladım. Bacağımdaki 8 çiviye ve plakaya rağmen bu coğrafyada ciddi bir mesafe kat etmek istedim ve bu yolculuk için kendime ikinci el bir titanyum bisiklet aldım; adını da Bold Pilot koydum. İşte Bold Pilot ile çıkacağım bu 3000 kilometrelik macera, o ilk ay kiralık bisikletin üzerinde kurduğum planın gerçeğe dönüşme anı” dedi ve ekledi:
"İnsanlardan aldığım tepkiler gerçekten muhteşem; son derece samimi, destekleyici ve pozitif yaklaşıyorlar"diyen Gökhan, “Birçok kişinin 'bize ilham oluyorsunuz' dediğini duymak çok güzel bir duygu ama dürüst olmak gerekirse bu durum insanın üzerindeki sorumluluğu da ekstra artırıyor. Artık sadece kendi sınırlarını zorlayan bir adam değilim; o bacağımdaki çivilere rağmen yola çıkışımı izleyen ve bende bir umut gören insanların enerjisini de arkamda hissediyorum. Bu sorumluluk beni korkutmuyor, aksine pedala daha kararlı basmamı sağlıyor. Yola çıkmak, aslında fiziksel olarak o ilk adımı atmaktan ya da pedala basmaktan çok önce, insanın kendi iç dünyasında başlıyor. Kafandaki o korkuları, sınırları ve 'yapamazsın' diyen sesleri susturduğun an, aslında o yolculuğun yarısını tamamlamış oluyorsun. Bu süreç bana öğretti ki, asıl yolculuk coğrafyaları aşmak değil, kendi zihninin içindeki o duvarları yıkmakmış" bilgisini paylaştı.

'PEDALI ÇEVİRECEK GÜÇ BACAĞINIZDA DEĞİL ZİHNİNİZDE'
"Kazadan önceki ben, hayatı tamamen bir şeyleri yetiştirme, üretme ve sürekli bir hız yarışı olarak gören biriydim"diyen Gökhan, “Günün 18 saatini setlerde koşturarak geçirirken, aslında zamanın ve anın nasıl akıp gittiğinin farkında bile değildim. Bugünkü ben ise o hastane odasındaki sessizlikten ve o uzun yatak sürecinden geçmiş, hayatın ritmini tamamen değiştirmiş bir adam. Artık bir yerlere yetişme telaşım yok. Sağ bacağımdaki 8 çiviyle ve bu yeni bedenimle, adımlarımı da pedallarımı da çok daha farkında olarak atıyorum. En büyük fark; eskiden hızı ve başarıyı kovalarken, bugün sadece yolda olmanın, o anı tüm çıplaklığıyla yaşamanın ve kendi özgürlüğümün kıymetini bilmenin peşindeyim. Ama ne yalan söyleyeyim, bisikletle hızı da hâlâ seviyorum” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
Categories: Yüzde 50 yürüme şansından bisiklet turuna! 8 çivi, bir plaka ve kemik nakliyle yola çıkıyorum
Sende Yorum yap