s

Tasarımın hafızayla buluştuğu şehir: İstanbul’da Global Design Forum

Mimar ve sanatçı Melek Zeynep Bulut’un artistic direktörlüğünü üstlendiği mekân, hafıza ve algı eksenindeki yaklaşımıyla öne çıkan Global Design Forum İstanbul, kenti yalnızca bir ev sahibi değil, tasarım düşüncesinin yaşayan bir parçası hâline getiriyor

İstanbul son yıllarda bienaller, çağdaş sanat etkinlikleri, mimarlık buluşmaları ve kültür forumlarıyla küresel kültür haritasındaki yerini güçlendirirken, yeni bir söz söylüyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen Global Design Forum (GDF Istanbul), yalnızca uluslararası tasarım dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren bir etkinlik değildi. Şehrin tarihsel hafızasını çağdaş tasarım diliyle yeniden okuyan çok katmanlı bir kültürel deneyim olarak adından uzun süre söz ettirecek, estetik özgül ağırlığı çok yüksek olan rafine bir belleğin bir araya gelişine tanık olduk.

En güçlü örnek Aya İrini

Forumun en dikkat çekici isimlerinden biri ise kuşkusuz Melek Zeynep Bulut. Mekân, algı, hafıza ve insan bedeni arasındaki ilişkileri araştıran çalışmalarıyla uluslararası ölçekte dikkatleri çeken Bulut, GDF İstanbul’un düşünsel omurgasını görünür kılan figürlerden biri olarak öne çıkıyor. Onun üretim pratiği, forumun temel yaklaşımıyla güçlü biçimde örtüşüyor: Tasarımın yalnızca işlevsel bir disiplin değil; aynı zamanda duygusal, kültürel ve felsefi bir deneyim olduğu fikri.

Global Design Forum’un İstanbul ayağı, klasik bir konferans mantığından çok daha fazlasını öneriyor. Etkinlik, tasarımı, steril salonlardan çıkarıp doğrudan şehrin tarihsel dokusunun içine yerleştiriyor. Bunun en güçlü örneği ise forumun ana mekânı olan Aya İrini.

Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan tarihsel katmanlarıyla Aya İrini, forumun “Praise to Transience” (Geçiciliğe Övgü) temasını yalnızca teorik değil, mekânsal olarak da derinleştiriyor. Taş ile ışığın, kalıcılık ile geçiciliğin, tarih ile çağdaş müdahalenin aynı atmosferde buluştuğu bu yapı, forumun düşünsel yönünü fiziksel bir deneyime dönüştürüyor. Etkinliğin mimari danışmanlığını üstlenen Celaleddin Çelik, forumun yalnızca uluslararası bir tasarım platformunu İstanbul’a taşımayı değil, küresel tasarım düşüncesini şehrin çok katmanlı hafızasıyla buluşturmayı amaçladığını vurguluyor. Bu nedenle organizasyon, anonim bir kongre merkezi yerine, doğrudan tarihin içinde yaşayan bir yapıyı tercih etti. Etkinlik için Çelik tarafından tasarlanan ve özel üretimle etkinlikte kullanılan sandalye ise etkinliğin bir izi olarak dağıtılarak yaşatılacak.

Bir tasarım laboratuvarı

Forumun en dikkat çekici yönlerinden biri de People Places Ideas (PPI) oluşumunun etkinlikte üstlendiği rol. PPI, yalnızca fiziksel mekânlar tasarlayan bir yapı değil; insan, şehir ve fikir arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye çalışan disiplinler arası bir yaklaşım sunuyor.

Özellikle Celaleddin Çelik ile birlikte geliştirilen “Red Room” enstalasyonu, PPI’ın bu yaklaşımının somut bir örneği niteliğinde. Aya İrini’nin göğe açık avlusuna yerleştirilen yarı geçirgen kırmızı tül yapı, mekânı yalnızca görsel olarak değil, duygusal ve algısal olarak da dönüştürüyor.

Kırmızı tonun seçimi ise tesadüfi değil! İstanbul’un geleneksel sivil mimarisinde sıkça rastlanan kırmızı aşı boyasından ilham alan yapı, Bizans taş dokusu ile Osmanlı ahşap şehir hafızası arasında çağdaş bir diyalog kuruyor. Gün ışığının tül yüzeylerden süzülerek zemine, mobilyalara ve ziyaretçilerin bedenlerine yayılması, tasarımın yalnızca izlenen değil, hissedilen bir deneyim hâline gelmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, İstanbul’un kendisini de bir sergi alanına dönüştürüyor. Forumun farklı noktalara yayılan yerleştirmeleri, kentin yalnızca arka plan değil, tasarım düşüncesinin aktif bir bileşeni olduğunu ortaya koyuyor. PPI & LDF ortaklığı, forum London Design festival kurucusu Ben Evans ile MZB ortaklığı ile yapıldı. Forum içerik editörü Beatrice Gailee, mimari danışman Celaleddin Çelik, sanat ve kültür danışmanı Beral Madra.

Global Design Forum’un İstanbul için en önemli çıktılarından biri, kentin uluslararası tasarım dünyasındaki görünürlüğünü artırması. İstanbul, tarih boyunca mimarlık, zanaat, estetik ve şehir kültürü açısından dünyanın en güçlü ilham kaynaklarından biri oldu. Ancak uzun yıllar boyunca bu potansiyel, daha çok tarihsel miras üzerinden okundu.

Bugün ise şehir, çağdaş sanat ve tasarım alanında da yeni bir merkez olma iddiasını güçlendiriyor. GDF İstanbul gibi etkinlikler, şehrin marka değerini yalnızca turistik ya da tarihsel bir çerçevede değil, yaratıcı endüstriler ekseninde de büyütüyor. Çünkü bu forumun asıl önemi, yalnızca dünyaca ünlü tasarımcıları İstanbul’da ağırlaması değil, İstanbul’un kendi tarihsel hafızasını çağdaş düşünceyle yeniden görünür kılması. Şehir burada yalnızca ev sahibi değil, bizzat tartışmanın merkezindeki özneye dönüşüyor.

Melek Zeynep Bulut: “Kalan; geçiciliğin ta kendisi”

Forumun düşünsel atmosferini en güçlü biçimde temsil eden isimlerden biri olan Melek Zeynep Bulut, tasarımın insan psikolojisi, beden, ışık ve mekân arasındaki ilişkisini araştıran yaklaşımıyla etkinliğin ruhunu belirleyen figürlerden biri hâline geliyor. Bulut’un üretim dili, İstanbul gibi katmanlı bir şehir için özel bir anlam taşıyor. Çünkü onun işleri yalnızca estetik nesneler üretmiyor, izleyiciyi mekânla yeniden ilişki kurmaya davet ediyor. Bu da GDF İstanbul’un temel iddiasıyla örtüşüyor: Tasarım yalnızca görmek değil, hissetmek; yalnızca üretmek değil, hafızayı yeniden kurmaktır. Belki de bu nedenle Global Design Forum İstanbul, geriye yalnızca sergiler ya da konuşmalar bırakmıyor. Şehrin belleğine yeni bir katman ekliyor.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.