Berlin’in Türkiye perspektifi

CHP’ye dair gelişmeleri daha haftalarca konuşacağımız artık su götürmez bir gerçek. O yüzden bugün ‘Almanya’nın bakış açısından Avrupa ve Türkiye ilişkileri’ konulu çalışma programından izlenimlerimi aktaracağım.
Almanya Dışişleri Bakanlığı ve Goethe Enstitüsü’nün her biri farklı kurumlardan, eşit sayıda gazeteci ve Avrupa Birliği (AB) çalışan akademisyeni davet ettiği programın ince işçilik ürünü olduğunu belirtmeliyim. Son derece hedef odaklıydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 12 yıllık aradan sonra düzenlenen Stratejik Diyalog Mekanizması üçüncü toplantısına denk getirilmiş olması göstergelerden biriydi.
Pragmatik ve acil
Türkiye’nin AB ve ona bağlı olarak Almanya ile ilişkilerinde 2014 -2020 dönemi gerginliğinin ‘karşılıklı’ aşılma çabası, 2023 seçimlerinden sonra ‘resmen’ başladı. Bundan önce, Rusya Ukrayna Savaşı Avrupa’nın ‘Türkiye farkındalığı’ açısından önemli bir eşik olsa da harekete geçmek için yeterli değildi.
2023’den sonra AK Parti iktidarının 2028’e kadar süreceği gerçekliği, dış politikada sert güç unsurlarını kullanmaktan çekinmeksizin aldığı sonuçlarla (Suriye gibi) birleşti. Buraya bir de AB’nin göç endişesini eklemek gerek.
Trump’ın ikinci dönemiyle NATO’ya dair tartışmalar alevlendi. Avrupa’nın güvenliğine dair soru(n)lar ise büyük ve güvenilir ordusu, savunma sanayi kapasitesi ile Türkiye’nin yeniden değerlen(diril)mesini sağladı. Türkiye’nin Avrupa ve transatlantik ilişkiler bakımından jeostratejik kesişim noktasındaki rolü,‘yeniden hatırlandı’.
Avrupa jeopolitik mantığının güvenlik boyutu üzerinden işlemesi nedeniyle ortama hâkim duygu,‘aciliyet’. Her şeyin olabildiğince hızlı olması ihtiyacı, pragmatizmi de beraberinde getiriyor. Almanya özelinde ise, Merz döneminde daha belirginleşse de, ihtiyaçların belirlenmesi Scholz hükümetinde başlıyor. AB’nin Rusya gibi saldırgan aktörlere karşı daha donanımlı ve daha güvenli olabilmesi için, jeopolitik zorunluluk gereği, genişlemesi gerektiği savunuluyor.
Denge arayışı
Ancak kritik soru tam da burada. Yeni ihtiyaçlar için genişlemeden söz edilirken, aciliyet mevzu bahisken, konu Türkiye olduğunda nasıl olacak? AB’nin değer temelli yaklaşımı ile Türkiye’deki durum arasındaki makas açıklığı sürüyor. Ankara’nın yerine getirmesi beklenen kriterler var. Bunlar zaman alıcı olduğu gerçeği bir yana, yükümlülükler karşılansa bile, AB vetocularının aşılamayacağı gerçeği ortada.
O yüzden bugün tercih, katılım müzakerelerinin canlandırılması yerine stratejik ortaklıkların geliştirilmesi. Karşılıklı çıkar odaklı ilişkiye yoğunlaşılmış durumda. Bakan Fidan’ın Berlin görüşmeleri sonrası “Savunma sanayii, ekonomi, enerji ve bağlantısallık gibi alanlardaki iş birliğimizi somut projeler ve karşılıklı yatırımlarla derinleştirmeyi sürdüreceğiz” açıklaması bunu teyit ediyor.
Somut göstergeler
Fidan’ın sıraladığı alanlar, Berlin’in ihtiyaçları doğrultusunda ilişkide yoğunlaşmayı arzuladığı alanlar. Eurofighter satışının desteklenmesi, Karadeniz’in güvenliği için deniz gücüne yönelik ambargoların kaldırılması, bir Patriot hava savunma sistemi gönderilmesi kararlarını, ‘AB içinde yeniden en büyük askeri güç olma hedefi belirleyen Berlin’ perspektifinden değerlendirmekte fayda var.
6 Şubat depremlerinden sonra Türkiye’ye yönelik bir yeniden yapılandırma programı başlatan Almanya’nın ticarette iş birliği bağlamında odağı artık ağırlıklı olarak doğu ve güneydoğu bölgesi. Gaziantep örneğin, Suriye başta olmak üzere Orta Doğu’ya açılan kapı olarak tanımlanıyor. 13 Ekim 2026’da Türk Alman Ekonomi Konferansı düzenlenecek. Bundan bir gün önceki özel oturumun başlığı ise güvenlik ve savunma.
İvmelenmesi istenen alanlara bir başka örnek etkinlik ise önümüzdeki günlerde Ankara’da olacak. 19 Haziran’da Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche’nin de katılımıyla, teması “geleceğe dönük, esnek ve dayanıklı enerji” olan Türk Alman Enerji Forumu toplantısı düzenlenecek.
Yazının başında ince işçilik demiştim değil mi?
Categories: Berlin’in Türkiye perspektifi
Sende Yorum yap