s

En sevdiğini öldürmek, bu kızı yeniden büyütmek

“Oysa herkes öldürür sevdiğini / Kulak verin bu dediklerime / Kimi bir bakışı ile yapar bunu / Kimi dalkavukça sözler ile… / Kimi bir bakışıyla yapar bunu / Kimi dalkavukça sözlerle. / Korkaklar öpücük ile öldürür... / Yürekliler kılıç darbeleriyle.”

Oscar Wilde’ın şiiri kulaklarımızda Tuncel Kurtiz’in sesiyle ölümsüzleşmişti. “Ezel” dizisinin Ramiz Dayı’sı iken. Bir tesadüf elbette değil, bir haftadır aklımda dönüyor, Moda Sahnesi’nde Tiyatro Hemhal’in “En Sevdiğinden Başla” oyununu izlediğimden beri. Selen Örcan, Hakan Emre Ünal ve Nezaket Erden tarafından ortaklaşa yazım tekniğiyle üretilen metin, konservatuvar yıllarında tanışmış, birlikte büyümüş, dokuz senelik ortaklaşa hayat ve üretimle bugüne gelmiş bir karı kocanın hayatına tanık ediyor seyirciyi.

Oyuncu, yazar, yönetmen, “her şeyden biraz”, ikisi de. Ömer evden çok az çıkıyor, hem yazıp hem oynayacağı dizi projeleri geliştirip satmaya çalışıyor. Ama yapımcılar tarafından önüne konan ‘revizyon notlarını’ aşıp da ikinci bölüme geçemiyor bir türlü. Kim olduğu, ne yiyip ne içtiği muamma olan ‘izleyici’ kişisinin sevdiğine / sevmediğine inanılan bazı şeyler var çünkü ve bir yazarın görevi onları yakalamak. Bu uğurda yazdığı işin en sevdiği yanlarını atması gerekse de. Senaryo yazım tekniği ne diyor? “Kill your darlings” (Sevdiklerinizi öldürün). Eğer hikâyeye hizmet etmiyorsa, bütüne bir ‘katkısı yoksa’, yazarken en sevdiğiniz karakterleri, gözünüze en mükemmel görünen replikleri, duygusal olarak bağlandığınız, kıyamadığınız unsurları kesip atın. Atın ki hikayenizin ritmi bozulmasın, akışı yavaşlamasın.

Hiçbir fikri kabul görmeyen Ömer’den sonunda karısı Leyla ile birlikte oynayacakları bir ‘çift işi’ yazması isteniyor, biz de gerçek ile kurgunun birbirine karıştığı hikâyeyi izlemeye başlıyoruz. Bir yandan tanışmalarını, birbirlerine âşık olmalarını, bir yandan da dokuz senenin sonunda geldikleri hiç iç açıcı olmayan durumu. Leyla uzak bir şehirde çekilecek filmde hayatının ilk başrolünü oynamaya hazırlanıyor, heyecanlı. Ömer işin sadece ‘uzak’ kısmını duyuyor, endişeli. İletişimleri gözle görülür şekilde kopmuşken şimdi bir de araya fiziksel ayrılık girecek.

Oyunun tanıtım metninde kimi cümlelerin üzeri çizilerek yenisi yazılmış, örneğin birbirlerine ‘bağlı’yı çizip ‘bağımlı’ yapmışlar. Oruç Aruoba’nın “İle”sinden bir cümle gelip kurcalıyor bu kez aklımı: “Seni bütünüyle kendime istiyorum; ama senin özgür olmanı, bağımsız olmanı da istiyorum - bana bağlı olmanı; ama, benden bağımsız olmanı.” Bir çift için başarılması en zor şeylerden biri belki. Leyla ile Ömer’in yapamadığı gibi. Hayat bir mücadele, ilişki başka bir mücadele. Neyi seçecekler, beraber bu ağırlaşmış gemiyi yürütmeyi mi, yoksa sevdiklerini öldürmeyi mi?

İlişkilere dair izlediğim en etkileyici ve sahici oyunlardan olan “En Sevdiğinden Başla”nın yönetmeni Hakan Emre Ünal. Nezaket Erden ile yazım süreci gibi başrolleri de paylaşıyorlar ve beraber üretmenin, birbirlerini iyi tanımanın bütün avantajını oyuna katıyorlar. İçinde geçtiği piyasanın kurallarını da başarıyla tanımlayan oyun içindeki oyuna bir katman daha ekleniyor onların doğal ve etkileyici performanslarıyla. Yine tanıtım metninde dedikleri gibi “Ne gerçek ne kurgu belli değil”.

Bir iki küçük aksesuarla; örneğin bir tabure, “Dirmit”i hatırlatan bir saksı çiçekle mekânın belirlendiği sade sahne ve ışık tasarımında Yasin Gültepe’nin imzası var. Elif Aydın, Barkın Sarp, Mert Yılmaz Yıldırım, Sudem Tiryakigil’in de rol aldığı “En Sevdiğinden Başla” pek çok açıdan sezonun en ilgi çekici oyunlarından biri. İzliyorsunuz, unutmuyorsunuz, üzerine düşünüyorsunuz. “Bu kızı yeniden büyütmeliyim…” diyen Sezen Aksu’nun sesi eşliğinde.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.