s

Atatürkün Bulun emri verdiği safkan! Kömür madeninde bulundu, soyu pistlerde koşuyor

Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr -1930'lu yılların başı... Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk yabancı bir gazeteye bakıyordu. Sayfaların birinde, sütunlar arasına sıkışmış küçük bir fotoğraf dikkatini çekti. İnce bacakları, geniş alnı ve asil duruşuyla bir Arap safkanıydı. Mustafa Kemal Atatürk yaveri Salih Bozok'a döndü ve talimat verdi: "Bu atı bulun. Onunla atçılığımızın temelini atalım."

O sabah söylenen bu birkaç kelime, Türk atçılık tarihinin seyrini değiştirecekti. Fakat işin o kadar da basit olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Çünkü aranan at; Bağdat hipodromlarından Bombay yarış pistlerine, oradan kömür madenlerinin tozuna karışmış bir efsaneydi. Bulunması için aylar geçmesi, aşiretlerin kapısını tek tek çalmak gerekmesi ve sonunda kimsenin tahmin etmediği bir sahneyle yüzleşilmesi gerekecekti.

Heyette görev alan kişiler: Ortadaki M.Nurettin Aral, Soldaki Prof. Dr. Selahattin Batu

'ARAP ATININ ANAYURDU ÇÖKÜYOR'

1930'ların başında Türkiye'de tarım ve hayvancılık alanında ciddi bir dönüşüm yaşanıyordu. Cumhuriyet, yalnızca siyasi sınırlarını değil; toprağını, suyunu, hayvanını da yeniden inşa ediyordu. Bu dönüşümün en sessiz ama en kalıcı halkalarından biri, safkan Arap atçılığına ilişkin alınan stratejik bir karardı. Tarım Bakanlığı uzmanlarının hazırladığı raporda, safkan Arap atının tarihsel anayurdu kabul edilen Arabistan coğrafyasında, en seçkin soyların hızla erimekte olduğu yazıyordu. Aşiretler dağılıyor, atlar satılıyor, efsane kan hatları birbirinden kopuyor, yok oluyordu. 1932 yılında ilk uzman heyet bölgeye gönderildi. Musul'dan Kerkük'e, Halep'ten Basra'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, aşiretlerin ahırlarından hipodromların kayıt defterlerine kadar her şey tek tek tarandı. Bu çalışmaların meyvesi olarak 22 safkan Arap atı Türkiye'ye getirildi. Ancak asıl büyük operasyon henüz başlamamıştı.

Olağanüstü kurultay CHP için çözüm mü?

ÜÇ KİŞİLİK HEYET PEŞİNE DÜŞTÜ

Veteriner hekimler M. Nurettin Aral, Prof. Dr. Selahattin Batu ve Zootekni at uzmanı İhsan Akhun'un başını çektiği üç kişilik özel bir ekip, Orta Doğu'ya hareket etti. Görevleri dünyanın en asil Arap atı kan hatlarını bulmak ve Türkiye'ye taşımaktı.

Heyet, aylar boyunca at sırtında zorlu yollar aşarak uzun mesafeler katetti. Humus'tan Hama'ya, Halep'ten Şam'a, Bağdat sokaklarından çöl aşiretlerinin çadırlarına kadar uzanan bu yolculuk, sıradan bir alım-satım gezisi değildi. Her hayvan özenle incelendi; soy belgeleri sorgulandı, fiziksel özellikler ölçüldü, yarış geçmişleri araştırıldı. Uzun arayışlar sonucunda heyet, Bağdat'ın kenar mahallesindeki karanlık bir kömür madeninde, ekibin aradığı atla karşılaştı.

KÖMÜR MADENİNE KAPATILDI

Baba Sa'd, 1928'de Bağdat'ta doğmuştu. Babası 'Ebu Küheylettül Cietni', annesi 'Ümü Küheyletül Sa'de' olan bu safkan, dönemin en seçkin Şübuvve ailelerinden birine mensuptu. Uzmanların 'dönemin en asil kan hatlarından biri' dediği bu soy, Arap at yetiştiriciliğinin çok az çevresinde bilinen kadim bir mirastı. Küçük yaşından itibaren hız ve karakteriyle dikkat çeken Baba Sa'd, kısa sürede Bağdat'ın yarış pistlerinde adından söz ettirdi. Dönemin bütün önemli koşularını kazandı, hipodromlarda rakipsiz bir şöhrete kavuştu. O kadar değerliydi ki Hindistan'dan aygır için tam 12 bin rupi, yani dönemin parasıyla yaklaşık 10 bin Türk lirasına karşılık gelen bir teklif yapıldı. Sahibi teklifi reddediyordu.

ALINTI - Baba Sa'd'ın sonraki durağı Bombay oldu. Burada da kazandı. Ancak büyük turnuvalardan birinde binicisinin kritik bir hatası, o güne kadar kaybetmeye alışkın olmayan şampiyonun ilk yenilgisini getirdi. Sahibi bu yenilgiyi affetmedi. Hipodromların gözdesi, birkaç ay içinde Bağdat'ın bir kömür madenine gönderildi. Artık şampiyon, sırtında yük taşıyarak çalıştırılıyor, üstelik yaralı halde bunu yapmaya devam ettiriyordu. Türk heyeti onu tam da bu halde buldu. Atı satın almak istediklerinde aldıkları yanıt kesindi: "Bu at artık yaramaz. Son yarışını kaybetti. Cezasını burada çalışarak çekecek."

Heyetin ikna çabası uzun sürdü. Saati, günü, pazarlığı tam olarak kimse bilmiyor. Ancak sonunda tek şart içeren bir anlaşmaya varıldı: At bir daha yarışlara katılmayacak, yalnızca damızlık olarak kullanılacaktı. Böylece Baba Sa'd, 1933 yılında 850 franga satın alınarak Türkiye'ye getirildi.

'BÜYÜK KAYIP YAŞADI'

İkinci büyük efsanenin hikâyesi ise farklı bir coğrafyada, Suriye'nin dağlık kuzeybatısında başlıyordu. Akkar Dağı eteklerindeki küçük Halbe köyü, o yıllarda Suriye Arap atçılığının en önemli merkezlerinden biriydi. Buradaki Abdülhamit Ağa'nın ahırında, 1921 doğumlu Baba Kuruş yaşıyordu. Babası 'Seklavii Şieyfi', annesi 'Küheyletülkuruş' olan bu safkan, Kuruş hattının (Arap at yetiştiriciliğinin en kadim ve en prestijli soy hatlarından birinin) nadir temsilcilerindendi. Baba Kuruş henüz Türkiye'ye gelmeden önce bile adı bölge sınırlarını çoktan aşmıştı. Yavrularının Suriye ve Mısır yarışlarında rakipsiz olduğu haberler bir kıtayı dolaşıyordu. Türk heyeti Baba Kuruş'u Abdülhamit Ağa'dan satın aldığında dönemin ünlü yetiştiricilerinden Hami Farasi, durumu tek bir cümleyle özetledi: "Suriye ve Lübnan Arap atçılığı büyük kayıp yaşadı." 23 bin 100 franga el değiştiren efsane aygır, Türkiye'ye doğru yola çıktı.

KARACABEY'E GÖNDERİLDİLER

Baba Sa'd ve Baba Kuruş, Türkiye'ye gelişlerinin ardından Bursa'da bulunan Karacabey Harası'nda damızlık olarak kullanılmaya başlandı. Baba Sa'd 17 yıl boyunca 147 tay verdi. Bu tayların arasından çıkan isimler bugün hâlâ Türk yarışçılık tarihinin altın sayfalarında yer alıyor: Akbatur, Satvet, Albatur, Caş, Ersoylu, Haberbatur, Uludağ, Özgünhan, Kafkaslı, Ayabakan…

Baba Kuruş ise 11 yıl boyunca 141 tay verdi. Uzmanlar onun hattını bugün de özellikle tanımlıyor: Güçlü kemik yapısı, olağanüstü dayanıklılık, üstün yarış karakteri ve ilginç bir özellik olarak yumuşak huyluluk. Bir yarış atı için bu kombinasyon nadir bulunuyordu.

Altın fiyatları yeniden düştü! İşte piyasa için kritik nokta

'KURUŞ YATTI KALKMAZ'

Takvimler 1945'i gösterdiğinde Baba Kuruş hastalandı. Ankara'dan sürekli bilgi isteniyordu. Atın sağlığına olan ilgi o kadar yoğundu ki dönemin yöneticileri; Ankara'dan sürekli bilgi isterken, "Mutlaka Baba Kuruş'u iyileştirin. Sakın bize öldüğünü söylemeyin" diye Hara'ya haber gönderdiği rivayet edilmişti. Ancak Baba Kuruş tüm çabalara rağmen öldü. Sonunda Hara Müdürü Mümtaz Bey telgrafın başına oturdu ve sadece bir cümle yazdı: "Kuruş yattı kalkmaz, Hara Müdürü Mümtaz." Bugün bu telgraf, Hara tarihinin en çok anlatılan belgeleri arasında yer alıyor.

TÜRKİYE'NİN İLK AT ANIT MEZARLIĞI

Baba Sa'd ve Baba Kuruş öldüklerinde, bulundukları yere defnedildiler. Zamanla önceki işletme müdürleri de bu alanı anıt mezara dönüştürdü. Etrafı kapatıldı, üstüne çatı gerildi, türbe biçiminde bir yapı inşa edildi. Bugün Karacabey Harası'nın bu köşesi, Türkiye'nin ilk at anıt mezarlığı olma özelliğini taşıyor.

DNA'DAN SOY DEFTERİNE SİSTEMATİK İLERLİYOR

Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki TİGEM'e bağlı Karacabey Tarım İşletmesi Müdür Yardımcısı Eren Karabulut Türkiye'de safkan Arap atçılığının yalnızca tarihi değil, bugünkü işleyişi de dikkat çekici bir titizlik içerdiğini şu sözlerle anlattı:

ALINTI - "Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Yüksek Komiserler Kurulu, her atın soy kaydını düzenli olarak tutuyor. Doğan her tay mikroçip takılarak kimliklendiriliyor ve taydan kan örneği alınıyor; DNA analizi yapılmak üzere Merkez Veteriner Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'ne gönderiliyor, anne-baba doğrulaması kesin olarak yapılıyor. İnsan tıbbında yalnızca şüpheli durumlarda başvurulan DNA doğrulaması, Türk atçılığında her doğumda zorunlu. Bu sayede her atın yedi-sekiz nesil geriye uzanan soyu eksiksiz biçimde korunuyor. Baba Sa’d ve Baba Kuruş’un soyu, bugün Türk yarış pistlerinde koşan safkan Arap atlarının büyük çoğunluğunun pedigresinde yaşamaya devam ediyor. Soy devamlılığını korumak adına altı büyük aygır hattına dengeli dağılım sağlanıyor: Sa'd, Hilalüzzaman, Kuruş, Berk, Alkuruş ve Seklavi." - Eren Karabulut


'KÜLTÜREL HAFIZA OLUŞTURMAYI AMAÇLIYORUZ'

Akrabalı yetiştiriciliğin oluşturabileceği genetik risklerin önüne geçebilmek amacıyla eşleştirmelerin bilimsel yetiştirme kriterlerine göre yapıldığını ifade eden Karabulut, yakın akraba kombinasyonlarından özellikle kaçınıldığını belirtti. Bir önceki yıl kullanılan aygırlardan doğan tayların performans ve fenotipik özelliklerinin de değerlendirilerek aygır-kısrak eşleşmesinin buna göre şekillendirildiğini söyleyen Karabulut, tüm sürecin 3 işletmede bulunan toplam yaklaşık 500 atla çalışan uzman veteriner hekimlerden oluşan bir heyet tarafından yürütüldüğünü kaydetti. Bugün bu baba hatlarının temsilcilerinin Karacabey İşletmesinde; Baba Mevlüt, Altıncı His, Sonalp ve Ender Efe, Malatya Sultansuyu İşletmesi'nde Özgünhan, Taykut, Kafkas Şahı ve Yılmabaşar, Eskişehir'deki Anadolu Tarım İşletmesi'nde ise Semend ve Serdümen'in yaşatıldığını söyledi.

2026 yılının başında Karacabey'deki o küçük anıt mezarlığa iki isim daha eklendiğini belirten Eren Karabulut, "Baba Sa'd soyundan gelen ve sayısız şampiyonun babası Caş (2017'de hayatını kaybetmişti) ile Seklavi hattının değerli temsilcisi olan Bilgin (2019'da hayatını kaybetmişti) için iki ay önce anıt mezarlar tamamlandı. Onları yaptırmak da bizlere nasip oldu. TİGEM, Türk Arap atçılığının en önemli mihenk taşlarından biridir. Kurumun sahip olduğu bu değerleri koruyup görünür kılarak, gelecek nesillere aktarılabilecek bir kültürel hafıza oluşturmayı amaçlıyoruz” dedi. Eren Karabulut sözlerini şöyle noktaladı:

ALINTI - "Modern Türk Arap atçılığının temeli, 1932–1936 yılları arasında gerçekleştirilen heyet çalışmaları ve bu süreçte ülkeye getirilen damızlık hatlarla atılmıştır. Bu atlar, kökeni itibarıyla Türk yetiştiricilik geleneği içinde değerlendirilen hatların devamıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap Yarımadası üzerinde uzun süreli hâkimiyet kurmuş bir devlet yapısına sahip olması ve Türklerin atı evcilleştiren ilk topluluklardan biri olarak tarihsel rolü de bu sürecin arka planını oluşturmaktadır. ‘Arap atı’ tanımı ise, büyük ölçüde coğrafi köken referansından kaynaklanmaktadır. Aslında bu atlar Türk Atıdır. Modern yarışçılığın gelişimi de büyük ölçüde bu hatlar üzerinden şekillenmiştir.”

Ünlü tuzağı
Zengin alışverişte bilinçli ama israflı

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.