Sadece puan yeterli mi?
Üniversiteli olmayı güvenlik gerekçesiyle sadece ve sadece puana indirgedik. Yetenek ve beceri gerektiren bölümlere bile test sınavı ile öğrenci alıyoruz. Eğer ortada bir suistimal, kayırma ya da farklı bir neden varsa onları ortadan kaldırmak gerekir ama nedense buna hiç kimse kafa yormuyor. Kolay olanı tercih ediyor.
Çok daha önemlisi üniversite bir okul değil daha üst bir öğrenim kurumu. Adaylarda çok daha farklı yeteneklerin aranması gerekiyor ve tüm bunları testlerle ölçmek mümkün değil.
Pek çok ülke adayın sadece akademik başarısına değil, sosyal donanımına, hayallerine ve en önemlisi de neden kendilerini ve o bölümü seçtiğine de bakıyor. Çünkü diploma peşinde koşan sıradan öğrenci istemiyorlar…
Öyle bir noktaya geldik ki her şey gibi üniversiteli olmayı da öylesine sıradanlaştırdık. Çok az üniversite ve bölüm dışında kazananlar bile kazandığına sevinemiyor. Ne bir doğru yönlendirme söz konusu ne de akademik donanım. Ne hocalar öğrenciden memnun ne de öğrenciler hocalardan. Ne işverenler mezunlardan memnun ne de onlar onlardan?...
Peki nerede hata yapıyoruz?
Sistem, baştan aşağı yanlış hem de yarım asırdır.
70’li yılların ortalarına kadar her üniversite kendi sınavını kendisi yapıyordu. Sayı artıp kontrol edilemez hale gelince merkezi sistemi yönelindi, o günün koşullarına göre oluşturulan merkezi sistem de dejenere edile edile bugünlere kadar geldi. Dünya değişti, yapay zekâ çağına gelindi. ÖSYM hâlâ aynı ÖSYM, YÖK aynı YÖK, sınavlar aynı sınav!..
Güya torpili önlenecek, fırsat eşitliği sağlanacaktı tam tersi oldu.
En doğru adaylar seçilecek, öğrenciler istedikleri alanlara yönlendirilecekti. Sonuçta hayaller unutuldu, puanları nereye götürse oraya gidildi.
Adaylar daha doğru tercih yapacaklardı ama bu konuda ne MEB ne de YÖK ve ÖSYM bilgilendirici, ilgi ve yeteneğe göre yönlendirici oldu. Durum böyle olunca da tercih kurbanları kervanı her yıl daha da uzadı.
Merkezi sınav ve merkezi yerleştirme ile daha adil olunacaktı, tazı ila kaplumbağa yarıştırıldı.
Kalite tavan yapacaktı dibe vurdu.
Daha seçici olunacaktı, parayı bastıran vakıf üniversitelerinde istediği yere girdi.
Yetkinlik aranacaktı, adı bile geçmez oldu. 180 soruda yarım neti olanların puanı hesaplandı, puanı hesaplananlara da kontenjanlar dolmadığı için üniversiteli olma yolu açıldı.
Güya mezunlar en kısa zamanda iş güç sahibi olup, mutlu ve mesut olacaklardı tam tersi gerçekleşti. Üniversite için harcadıkları emeği, zamanı, parayı sorgular hale geldiler.
Peki kabahatli kim?
İktidarın mı, muhalefetin mi, sivil toplum örgütleri, lise ve üniversiteler mi, ailelerin mi, öğrencilerin mi, öğretmenlerin mi, medya ya da tüm bu gelişmelere seyirci kalan ve kalmaya devam eden diğer paydaşlar mı?..
İşte gelinen son nokta:
Sadece puanla üniversiteli olunmadığı gün gibi ortada!
Dünyanın en iyi üniversiteleri içerisinde bu şekilde öğrenci alanı arasanız da bulamazsınız.
3 saatlik bir sınavla üniversiteli olunmadığı da ortada.
Ne kazananlar memnun ne de okuyanlar, mezun olanlar, işverenler ve aileler.
Yüz binlercesi yeniden sınava giriyor!
Seçtiği mesleği, üniversiteyi, gideceği kenti tanımayan, sevmeyen, mezun olduğu alanda çalışmayı düşünmeyen adaylar, ellerindeki puan nereye yeterse oraya gidiyor ya da oraya yönlendiriliyor.
Ve hepimiz yanlışı sadece ve sadece seyrediyoruz.
Hem de yarım asırdır!..
Bu yüzden hiçbirimiz ortada böylesi bir tablo varken “Çocuklarımızı çok seviyoruz, onlar ülkemizin geleceği” demesin!
Daha önce de defalarca yazdım.
Çocuklarımıza çoğu zaman ve özellikle de bu konuda en büyük kötülüğü, iyilik olsun diye biz ebeveynler ve devlet yapıyor!
Örneğin olamadığımız mesleği çocuklarımıza seçtirmek, her köşeye üniversite açmak, her öğrenciyi üniversiteye yönlendirmek, mesleki eğitimi yok saymak, kaliteyi göz ardı etmek, üniversiteye sadece akademik çerçeveden bakmak, insan gücü ve istihdam politikalarından vazgeçmek…
Özetin özeti: Ne olur artık okumuşları da okuduklarına pişman etmeyelim! Bu sorunu çözmeden hiçbir konuda yol kat edemeyiz çünkü üniversiteler geleceğin mimarlarıdır! Hem de her konuda!..
Sende Yorum yap