s

Benito Cereno’nun gemisindeki CHP

Benito Cereno, Herman Melville’in en sarsıcı hikayelerinden biridir. Önyargılarımızın gerçeği nasıl değiştirebildiğini anlatır. Bu yüzden gördüğümüz ya da duyduğumuz şey her zaman gerçek değildir. Bazen görünen başka gerçek bambaşkadır.

Hikâye ilk bakışta denizde yol alan sıradan bir gemiye odaklanır. Dışarıdan bakan biri için her şey olması gerektiği gibidir. Geminin bayrağı yerinde, kaptan ve mürettebat görevi başında… Oysa kaptan artık kaptan değildir, mürettebatta mürettebat.

Gemide bulunan zenci köleler isyan ederek kontrolü ele geçirmiş, kaptanı gemide her şey normalmiş gibi göstermek için hayatta bırakmışlardır. Kaptan Benito’nun gemide yaşanan bir isyanın ardından hayatta kalabilmesinin tek yolu, yeniden kaptan rolünü oynamaya devam etmesidir. Emir verir gibi yapar, karar alır gibi görünür, otoritesini koruyor izlenimi yaratır. Ancak otoritesi, gemide ona çizilen sınırların içinde hareket edebilmesine dayanır.

Bazen kararlı görünür, hemen ardından geri çekilir. Bazen bir şey söyleyecek gibi olur ama susar. Huzursuz ve tutarsız davranışlarda bulunur. Bütün davranışları ve verdiği kararlar kendi iradesinin dışında baskı altında şekillenir.

★★★

Siyaset tarihinde de sık rastladığımız bir durumdur. Bazı kurumlar ayakta görünür ama onları yöneten irade çoktan parçalanmıştır. Tam da bu nedenle parti içi liderlik tartışmaları yalnızca kişisel bir hesaplaşma olarak okunmamalı. Çünkü orada da tıpkı Benito’nun gemisinde olduğu gibi gücün kimde olduğu açıkça görünmez. Rotası kaptanın kontrolünde olmadığı gibi yönü de belirsizdir. Herkes gerçeği bilir ama kimse konuşmaz. Kaptan da mürettebat da rolünü sürdürür. Gemideki düzen böyle sağlanır. En büyük yanılsama da burada başlar: herkesin bildiği şey, kimsenin söylemediği bir sır hâline gelir.

Benito Cereno’nun hikâyesindeki asıl körlük gemiye dışarıdan bakanların, gözlerinin önündeki gerçeği görmek istememesidir. Çünkü bazen insanlar bunun sonuçlarıyla yüzleşmek istemedikleri için susarlar. Böyle zamanlarda kurumlar da sorunları çözdükleri için değil, onları konuşmamayı tercih ettikleri için ayakta kalıyor gibi görünürler.

★★★

CHP ile Kaptan Benito’nun gemisindeki en dikkat çekici benzerlik de burada. Parti hâlâ kurumsal olarak yerinde duruyor. Ancak bu görüntünün arkasında yaşanan kavgalar tek merkezden yönetilen bir iradeden söz etmeyi giderek zorlaştırıyor. Parti içinde birden fazla otoritenin konuşması parti içindeki kırılmaları da giderek derinleştiriyor.

CHP’de bu inkâr hali hep oldu. İçerdeki kavgalar kişiselleştikçe, yapısal sorunlar görünmez kılındı. Kendi çatlaklarının üzerini örttü, öteledi ya da önemsemedi. Gördüğü, hissettiği, kuşkuyla baktığı şeyleri fark edip hemen müdahale etmedi. Kurumları bazen yenilerek kazananlar yıkar. Buna rağmen dışarıda hep kaybedenlerin içerde neden hep kazandığını sorgulamadı.

Siyasi tarih; kazanamadığı halde çekilmeyen, kendi başarısızlığını kabul etmek yerine partisini kendine mahkûm eden, tarihin öznesi olduğunu sanırken başkalarının oyununda garip bir role sürüklenen liderlerle doludur. Elbette siyasi rekabetin doğası gereği, dış etkenlerin yıkım üzerinde etkisi tarih boyunca daima olmuştur. Ama bir partiyi rakipleri yıkamaz. Aksine rakiplerin yolundan içeri girmeyi kabul eden, yolundan sapan, zamanla mücadele ettiği şeye dönüşen kendi liderleri yıkar.

Benito Cereno’nun hikâyesi de bu. İsyanı anlatmaz. Gemide her şey yolundaymış gibi yapılarak gerçeğin nasıl gizlendiğini anlatır. Hikâyenin en büyük trajedisini de gemide olup da onu kaptan olmaya zorlayanlar yaşar.

Dolayısıyla bir parti, rakipleri öyle istediği için batmaz. İçerdeki fırtına dışardakinden daha tehlikeli olduğunda batar.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.