“Yuvarlağın Köşeleri
Elif Naci, bir anısında Özdemir Asaf ile Cağaloğlu’ndaki Yuvarlak Masa Yayınları’nın vitrini önünde nasıl tanıştıklarını anlatır. Asaf, “Gerçi tanıştıran olmadı ama biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye alışığız” diyerek onu içeriye davet eder. Ayrılırken de Elif Naci’nin koltuğunun altına aralarında “Yuvarlağın Köşeleri” isimli eserinin de olduğu bir düzine kitap sıkıştırır. Bu kitaplardan birinin ilk sayfasına ise not düşer: “Elif Naci Beyfendi, Çağımızda doğruların güzelliği eksik, Güzellerin doğruluğu yanlış iken.” 9.9.1967.
Özdemir Asaf’ın notu, günümüzde zamanı bileğinde taşıyan insanların estetik algısını sorgulamak için iyi bir başlangıç noktası. Bugün saat dünyasında teknik açıdan tam bir Rönesans yaşanıyor. Kronometrik hassasiyet, güç rezervlerinin artışı, laboratuvar ortamlarında geliştirilen ileri teknoloji malzemeler... Doğrular, yani mekanik gerçeklikler kusursuz. Gelgelelim, “güzelliğin doğruluğu” kısmına geçtiğimizde, karşımıza tuhaf bir görsel kuraklık, zihinsel bir konfor alanı çıkıyor. Teknikte XXI. yüzyılı yaşayan endüstri, estetik kodlarda kırk yıl öncesinin kaba ve hantal zevkine çakılıp kalmış durumda.
Klişe zevkler
Bu algısal uyuşma, yüz milyonlarca dolarlık cirolara ulaşan lokomotif modellerin de can suyu. Gérald Genta’nın elli yıl önce çizdiği tasarımlar, bugün “güzel olanı” tek başına belirleyen birer dogmaya dönüştü. Audemars Piguet Royal Oak veya Patek Philippe Nautilus modellerinin silüetleri, koleksiyonerleri endüstriyel bir lomboz kapağının estetiğine hapsediyor. Bu köşeli formların ideolojisi, modern insana bir zarafet değil, ham bir güç, endüstriyel bir sarsılmazlık vaat ediyor. Muhafazakârlığın kalesi Rolex ise çoğu modelinde estetik gelişimini 1980’lere kadar sürdürüp, ardından istikrar adına iki tonlu saatler gibi o yılların statü odaklı zevkinde takılıp kalmayı tercih etti.
Bu klişe zevkler bizi lüks endüstrisinin en büyük göstergebilimsel illüzyonuna götürüyor. Antik Yunandaki karşılığı aisthestai yani “algılamak” olan estetik kavramı, popüler kültürde doğrudan parıltılı bir görünüşe indirgendi. Lüks saat endüstrisi, nesneleri geleneksel mücevherat kodlarına sıkıştırıp, her şeyi pırlanta gibi parlatarak kitlelerin algısını bu ışıltıyla uyutuyor. Cilalanmış yüzeylerin yarattığı bu körlük, insanı formun zarafetinden uzaklaştırıp statünün konforuna yaklaştırıyor.
Estetik tembellik
“Zamansız tasarım” ifadesi de koca bir yalan ve estetik tembelliğin en büyük propagandası. Saat medyasının lüks ikonları kutsamak için dillere pelesenk ettiği bu iddia en başta eşyanın tabiatına aykırı. Bir nesnenin formu değişmeyebilir ancak onun estetik algısı zamanın ruhuna göre radikal biçimde değişir. Cartier’nin Crash modeli mesela, bugün tarihsel bir değişmez olduğu için değil popüler kültürün elinde sürekli yeniden üretildiği için akışkan bir popülariteyle hayatta kaldı. Lüks saatçilik, geçmişin bu tortularını cilalayıp önümüze koymaktan, kitlelerin estetik tembelliğini paraya tahvil etmekten başka bir şey yapmıyor.
Umberto Eco, muazzam eseri “Çirkinliğin Tarihi” kitabında, çirkinliğin güzelliğin karşıtı olmaktan öte, dönemlerin ve ilişkilerin biçimlendirdiği karmaşık bir algı olduğunu anlatır. Bugünün lüks tüketimindeki biçimsizlik, popüler kültürün gücüyle “arzulanabilir bir norm” olarak pazarlanıyor. Zevklerin standardizasyonu veya pazarlama bütçeleriyle şişirilmiş suni marjinallikler, insanı nesnelerin gerçek çirkinliğine karşı körleştiriyor.
Endüstri artık güzel nesneler üretmiyor, arzulanabilir hâle getirilmiş nesneler üretiyor. Gerçek estetik deneyim, nesnelerde başkalarının görmediği köşeleri görebilmektir. Özdemir Asaf’ın uyarısı hâlâ geçerli: “Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir. Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.”
Categories: “Yuvarlağın Köşeleri
Sende Yorum yap