s

Çocuk muyum yoksa büyük mü?

Şeniz Baş ile büyümenin getirdiği korkuları ve hep çocuk kalmak istemeyi bir çocuğun gözünden anlatan “Büyümek İstemeyen Çocuk” adlı kitabını konuştuk.

Çocuklar artık fiziksel olarak erkenden büyüyor ama duygusal anlamda bir türlü olgunlaşamıyor. Kendilerine sunulan seçenek denizi içerisinde sorumluluk almaktan kaçıyorlar. Günümüz çocuklarının kırılgan ve özgüvensiz olmasında elbette en büyük pay ailede. Sınırsız bir özgürlük içinde yetiştirilen ama sorumluluk vermekten kaçınılan, sınır koymanın cezalandırmak gibi algılandığı bir çağda onlardan farklı bir davranış da beklememeliyiz. Şeniz Baş ile bu ikilemi anlatan Timaş İlk Genç serisinden çıkan yeni kitabı “Büyümek İstemeyen Çocuk”u konuştuk.

BÜYÜMEYE DİRENMEK

Büyümek istemeyen çocuk kitabını yazma konusundaki çıkış noktanız neydi?

Bu kitabın çıkış noktasında aslında çocuklar değil, yetişkinler vardı. Gözlemlediğim birçok yetişkin bir “büyüme” depresyonu, hatta travması yaşıyor. İnsan yetişkinliğe ne ailede ne toplumda hazırlanıyor; sonuç çoğu zaman büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Yaşlanan anne babalar, büyüyen çocuklar, çözülmesi gereken maddi sorunlar, yürütülmesi gereken ilişkiler derken birkaç kuşak arada eziliyor. Bunun bir nedeni de hiç hazırlıklı olmamaları. İşte ben bu yükü, henüz o eşiğe gelmemiş ama neler olacağını görmüş bir çocuğun gözünden anlatmak istedim. Sare de bu yüzden, daha doğum gününde mumları üflemeden, büyümeye direniyor.

İÇERİDE HÂLÂ KÜÇÜK

Günümüzde çocuklar görsel olarak çok erken büyüyor ama psikolojik olarak bir türlü büyüyemiyorlar sanki. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bunu çok gözlemliyorum. Bir kere fiziksel olarak gerçekten erken olgunlaşıyorlar; daha iyi beslendikleri için bizlerden daha boylu poslu, daha gelişmiş çocuklar bunlar. Bir de ekranlar var. Yetişkin dünyasının görüntüsüne erken giriyorlar, giyimi, dili, jestleri taklit ediyorlar. Ama görüntüyü taşımakla duyguyu olgunlaştırmak ayrı şeyler. Bir çocuk yetişkin gibi konuşabilir fakat hayal kırıklığıyla, kayıpla, beklemekle baş etmeyi henüz öğrenmemiştir. Görsel büyüme hızlıdır çünkü dışarıdan gelir; duygusal büyüme yavaştır çünkü ancak yaşanarak edinilir. Üstelik biz yetişkinler bu erken görüntüye bakıp onlardan yaşlarının çok üstünde bir olgunluk bekliyoruz. Çocuk da arada kalıyor; dışarıda “büyük” görünmek zorunda, içeride hâlâ küçük. Üstelik o içerideki çocuğu çok kırılgan yetiştiriyoruz. Onları o kadar korumaya alıyoruz ki en küçük darbede inciniyorlar.

AYNI ŞEYİN İKİ YÜZÜ

Bunun temel nedeni ne sizce?

Bence kök, özgürlükle sorumluluğun birbirinden koparılmasında. Bugün özgürlük bir ödül, sorumluluk ise bir ceza gibi sunuluyor; oysa ikisi aynı şeyin iki yüzü. Sorumluluk olmadan özgürlük de bir süre sonra insanın kendi etrafına ördüğü görünmez bir hapishaneye dönüşüyor. Sonsuz olasılığın içinde hiçbir şeyi seçemiyor; seçtiğinin sorumluluğunu üstlenmekten korkup donuyor, erteliyor ya da kaçıyor. Bunun en somut hâli evlerde yaşanıyor. Hayatın altında ezilen yetişkinler, çocukları aynı şeyleri yaşamasın diye onları pamuklara sararak büyütüyor. Elbette bu iyi niyetli bir çaba! Ama her şeyi çocukların yerine çözdüğümüzde, onların hayatı yönetme kası gelişmiyor. Bir ikametgâh belgesinin nasıl alınacağını, paranın nereden geldiğini bilmeden 18 yaşına giren çocuklar var. Üstelik bu, karar verme kaslarını da köreltiyor. Yetişkin nerede onun yerine karar vermeli, çocuk nerede kendi kararını vermeli, bunu yetişkinler de bilmiyor, bilmedikleri için çocuklar da öğrenemiyor. Oysa büyümenin ülfetiyle külfeti bir aradadır, ikisi yan yana yürür. Bize düşen, çocuklara hiç değilse ülfet kısmını yaşamanın yolunu daha fazla öğretmek.

Çocuklar neden büyümek istemiyor?

Bir yanıyla pratik bir boşluktan: Kendi hayatlarını yönetmeyi öğrenmeden büyüyünce, büyümek korkutucu görünüyor. Ama işin bir de daha derin, duygusal tarafı var. Çekirdeğinde çok tanıdık bir his yatıyor: “Keşke zaman dursa.” Çocuklar bazen büyümekten değil, büyümekle geleceğini sandıkları şeylerden korkarlar; ayrılıktan, sevdiklerini kaybetmekten, oyun alanlarının daralmasından. Çünkü büyümek istememek her zaman kapris değildir; bazen çocuğun zamanı, sevgiyi ve güveni kaybetmekten korkmasının ifadesidir. Aslında büyümekten değil, içindeki çocuğu yitirmekten korkuyor. Kitabın asıl meselesi de bu: Büyürken o çocuğu yanında taşıyabileceğini keşfetmek.

Hangi yaş grubuna hitap ediyor?

Kitap 10-12 yaş için yazıldı; tam da büyümenin eşiğindeki, “Çocuk muyum yoksa büyük mü?” sorusunu ilk kez ciddi ciddi soran yaş. Hikâyeyi vaaz vererek değil, macerayla anlatmayı seçtim. Sare parkta gizemli bir kadından aldığı sihirli çikolataları ısırdıkça 10, 20 ve 30 yıl sonrasına gidiyor; her yolculuk hem bir gizem hem küçük bir hüzün taşıyor. Çocuğa “Büyümek şöyle olur” demiyorum, onu Sare’nin yanına katıp birlikte yaşatıyorum. Kararı da sonunda okur veriyor: Sen olsan, o son çikolatayı yer miydin?

Categories: Çocuk muyum yoksa büyük mü?

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.