Sorun kadın sorunu mu ırk sorunu mu?

Türkiye’nin gündeminde herhangi bir tartışma sağlıklı şekilde sürdürülemiyor.
İş insanı Rahmi Koç’un anlattığı fıkranın ardından yaşanan ırkçılık, ayrımcılık tartışmalarında da aynı durumdayız.
Fıkralar mizah unsuru içeriyor olsalar bile, kültürel ayrımcılığı, toplumsal cinsiyetçiliği, yabancı düşmanlığını, sınıfsal hiyerarşiyi yeniden üreten kültürel bir mekanizmadır.
Fıkralarda ayrımcılık listemiz uzundur. Sadece Karadeniz fıkraları değil, Kayserili fıkraları, kaynana fıkraları, akıl hastanesi fıkraları, Yahudi Salomon, Ermeni Agop fıkraları bugün için sorunlu, ayrımcılık öğeleri taşıyan fıkralardır.

Geçmişten gelen fıkralarımızda da benzer izler vardır, halk bilimciler, Nasreddin Hoca fıkralarındaki Türk-Türkmen tanımlarına ve Bektaşi fıkralarının zaman zaman mezhepsel kötülemede kullanıldığına dikkat çekerler.
★★★
İçinde ayrımcılık olan fıkraların yaygınlaşması onları tehlikeli hale mi getirir yoksa daha umursamaz mı kılar, orası çok belli değil işte.
Fıkralar çok ciddiye alınsalardı sokakta saçını sarıya boyatan tek bir kadın olmazdı.
1950’lerde Marilyn Monroe’nun Erkekler Sarışınları Sever filminde canlandırdığı “saf, çocuksu ama çekici kadın karakteri” Türkiye dahil bir sürü ülkede sarışın kadınlara karşı bir ayrımcılık aracı olmuştu. Kadınlara karşı tek ayrımcılık bu da değil, evli kadınları çok para harcayan, eşini sömüren, dırdır eden kadın olarak tasvir eden de çok fıkramız var.
Bilim, insanların fıkralarındaki ayrımcılığını açıklamak için çalışmış ve iki sonuca ulaşmış. Bulunan ilk madde katarsis yani toplumun yüzleşmekten korktuğu ve baskıladığı önyargılarını fıkralar yoluyla dışarıya vurması, ikincisi erkek ya da şehirli ya da zenginin diğerini yererek kendi grubunu yükseltme ve iç dayanışmayı arttırma çabasından söz edilebiliriz.
★★★
Anlatılan fıkra, yasal süreç, Adalet Bakanı’nın açıklaması, Rahmi Koç’un özürü.
Buraya kadar tartışma gayet normal gidiyordu ama konu bir anda şirazesinden çıktı.
Kurşunlanan iş yerleri, kadını geride bırakıp, etnik kimliği öne çıkaran aşırı milliyetçi bakış açısı Rahmi Koç üzerinden “Kim Kürtlerin onurunu daha çok koruyor” yarışmasına dönen tepki yağmuru.
Adını net koyalım, tüm kadınların ve dolayısıyla Kürt kadınlarının da gururlarını savunmanın tek yolu sadece Rahmi Koç’a tepki göstermekten geçmiyor.
Kadının eğitime ve iş hayatına katılımına, kadının akraba evliliklerine zorlanmasına, kadının erkekle eşit işi yaparken eşit ücret alamamasına kadar onlarca sorunumuz var.
Rahmi Koç’a yönelik tepkileri abartılı bulanların Öcalan’ın 1990’lı yıllarda Kürt kadını için yaptığı sorunlu tespitleri öne çıkaran halleri de doğru değil.
Türk, Kürt, Ermeni, Laz, Boşnak ya da Arap, etnik kimliklerin önemi yok, tüm kadınlar aynı sorunları yaşıyorlar. Tartışmamız gereken, değiştirmemiz gereken şeyler de tam olarak bunlar.
★★★
Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’nda kadınlar için yazdığı “Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız....” mısrası gerçek değil mi?
Tanzimat ve Servet-i Fünun döneminde kadın karakterleri “fedakâr anne” ya da evden dışarı adım atmayan “alafranga züppe” diye ikiye ayırarak tanımlamıştık.
Bu alışkanlığımız Yeşilçam döneminde de devam etti. Evine bağlı, acı çeken, anne iyi kadınlar ile genellikle Neriman Köksal’ın canlandırdığı vamp kadınlar ile Aliye Rona’nın canlandırdığı gaddar kayınvalide karakterleri. Tarihsel benzerlik dışında asıl düşündürücü benzerlik, kadına dair toplum rollerinin sınırlarının hep erkekler tarafından çizilmiş olması.
★★★
Bu tartışmada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kurduğu “Adalet terazisi servete göre tartmaz” sözlerini önemsiyor, tüm yargı kadrolarına verilen genel bir mesaj olarak görüyorum. Rahmi Koç’un özür metni daha kapsamlı olabilir miydi, elbette olabilirdi ama en azından uzun süre sonra bir özür metniyle karşılaştık.
Koç Holding için ırkçı bir yapı demek haksızlık olur, Güney ve Doğu Anadolu’da çok sayıda yatırımları, çok geniş bir bayii ağı ve beyaz eşya üretmek için ciddi arayışları olan bir şirketten söz ediyoruz. 1930’larda Kadıköy’de yaşayan bir doktorun anılarında tahminen kırsaldan gelenlere yönelik bir küçümseme anısının ırkçı bir küçümseme fıkrasına kadar gelmesi de, fıkradan sonra yaşanan kurşunlama olayları da doğru bir zeminde olmadığımızı gösteriyor hepimize.
Kürt kadınlar, anne olarak Ankara’da yurtta kalan evlatlarıyla dilleri yüzünden telefonda konuşamadıklarında, yine dil sorunu yüzünden devlet hizmeti almakta sorun yaşadıklarında çift yönlü bir ayrımcılığa uğradılar bu doğru.
Kürt kadınlar, töre, berdel, başlık parası gibi kültürel mirastan kaynaklanan sorunlar da yaşadılar, yaşıyorlar, bu da doğru.
Devletin ayrımcılığı bitirecek adımlar attığı, kültürel mirastan kaynaklanan sorunların görece azaldığı bir noktadayız. O yüzden konuşmamız, tartışmamız gereken artık tüm kadınların sorunları.
Biz fark etmesek de o sorunlar ortak ve tüm kadınlar benzer yaralar taşıyorlar...
Sende Yorum yap