s

İnsan önce insanı tüketir

Meslek hayatım boyunca insan haklarına önem verdim. Özellikle darbe dönemlerinde adaletini yitirmiş, hukuku hiçe sayan gözaltı ve yargı kararlarını kamuoyuyla paylaşarak daha adil bir dünya için mücadele verdim. Olmadı. Zaman içerisinde sorunlar daha da birikti.

Önceleri bunun bir sistem sorunu olduğunu düşündüm. Değildi. Mesele insanın bizzat kendisiydi. İnsanların değerleri yok oldukça, hakları da aşınıyordu. İnsan, insanın hikâyesini öğrenmeden önce kimliğini öğrendi. Onu önyargılarıyla sınıflandırdı, etiketledi, aşağıladı ve bütün bunları da normalleştiren bir dünya yarattı. Öyle ki; sürekli olarak birinin haini, diğerinin kahramanı oldu. Her bir kötülük, birinin nefreti, diğerinin hayranlığına dönüştü.

Artık biliyorum ki, hiçbir toplum bir sabah uyandığında barbarlaşmaz. Bu yüzden dünyanın hemen her yerinde, gerekçesi ne olursa olsun, herkesin nefret ettiği, küçümsediği, yok saydığı, aşağıladığı birileri mutlaka oluyor.

İnsana insanı unutturan bir dünya bu. Bu yüzden artık insan insanla karşılaşmıyor. Karşılaştığımız şey göçmen, muhalif, solcu, faşist, Kürt, Türk, demokrat, muhafazakâr… liste böyle uzayıp gidiyor. Haliyle insanın insan olduğunu unuttuğumuz yerde vicdan da kayboluyor.

★ ★ ★

Bugün Türkiye’de tartışma yaratan bazı olaylar da bu çerçevede okunabilir. Gözaltında aşağılanan, iftira ve tehdit üzerine kurulan yargılamaları, etnik kimlikler üzerinden kullanılan aşağılayıcı söylemleri, öldürerek, eziyet ederek var olmaya çalışanları daha büyük bir sorunun işaretleri olarak değerlendirmemiz gerekir.

Sorun yalnızca hukukun zayıflaması ya da ortadan kalkması değildir. Sorun, hukukun üzerinde yükseldiği değerin yok olmasıdır. Çünkü her büyük hak ihlali, çoğu zaman değerlerin kaybolmasıyla başlar.

Bugün dünyanın birçok yerinde şiddetin, adaletsizliğin yükselişinden söz ediyoruz ama şiddet aslında son aşamadır: Ondan önce küçümseme, dışlama gelir. İnsanın acısına alışmak gelir. Çünkü değerlerin olmadığı yerde vicdan, vicdanın olamadığı yerde de adalet olmuyor.

★ ★ ★

Bugün yaşadığımız ekonomik, siyasal kültürel sorunlar karşısında modern dünya insana nasıl yaşayacağını öğretti. Üretimi, kazancı, rekabeti… Ama insanı insan yapan değerleri anlatmayı daima ihmal etti. Başarı ve güce ulaşana, adil ve merhametli, iyi insan olmayı unutturdu.

Son günlerde farklı coğrafyalardan gelen örnekler de bu tabloyu daha görünür kılıyor. Kuzey İrlanda’da yaşanan bir saldırı vakasının ardından gelişen toplumsal öfkenin, faille hiçbir ilgisi olmayan göçmen topluluklara yönelmesi, Afrika’nın çeşitli bölgelerinde etnik gerilimlerin tırmanması, Avrupa’da yükselen göçmen karşıtı siyasal söylemlerin artması hep aynı küresel tablonun bir devamı…

Elbette bu örneklerin her biri, siyasi, ekonomik ve kültürel bağlamda farklılıklara sahip. Buna rağmen hepsini aynı düzlemde buluşturan şey insanların birbirlerini “insan” olarak görmemeleri. Dünyanın birçok yerinde şiddetin, nefretin, hukuksuzluğun aynı anda yükselmesinin nedeni bu. Bu yüzden bugün hangi ideolojinin ya da rejimin kazanacağı, hangi partinin iktidar olacağı ya da hangi ekonomik modelin daha başarılı olacağı meselesinde insan artık sadece bir araç oldu.

İnsan, başka bir şey için kullanılan bir nesneye dönüştüğünde, etiketlenerek değersizleştirildiğinde, hukuk önce anlamını sonra da gücünü kaybeder. Bu nedenle sorun artık hangi hakların ihlal edildiğinden çok, insanın ne zaman insan olmaktan çıkıp bir çıkara, tarafa, indirgendiğidir.

İnsan, insan olmaktan çıkarıldığında geriye hangi hukuk kalır?

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.