Sınavlar son çare mi?
Demokraside çare tükenmez derler. Eğitimde de öyle. Tek tip eğitim ve tek tip merkezi sınav modeli son seçenek değil; akla ilk gelen ve en sıradan seçeneklerden birisidir.
Oysa günümüzde öne çıkan çağdaş eğitim modelleri, bireysel yeteneklerin keşfedilip geliştirilmesi ve her çocuğa yönelik farklı eğitim modelleri oluşturulması yönünde.
Her çocuğun başarılı ve mutlu olacağı bir alan mutlaka vardır denilmesi bu yüzdendir.
Bireysel eğitim modelleri bugünkü dayatmacı tek tip eğitim ve tek tip sınav modellerine göre elbette çok daha zor ve meşakkatlidir ama hiçbir çocuğun feda olmasına izin vermez.
YÖK, MEB ve ÖSYM keşke kafalarını kumdan çıkartıp biraz da bu konulara kafa yorsa!..
Liselere Geçiş Sistemi sınavı dün gerçekleşti. Öğrencilerle birlikte aileleri de şimdilik derin bir oh çekti. Temmuz başında sonuçların açıklanmasıyla birlikte çok daha zorlu bir maraton başlayacak. Tercihler, kayıtlar ve ek kayıt dönemleri tam bir ömür törpüsü.
Sorulara gelince, çok farklı yorumlar söz konusu: “O kadar da zor değildi” diyen de çok, “Daha zoru olamazdı” diyen de. Özellikle de Türkçe ve Matematik soruları...
LGS; öncesiyle, içeriğiyle, sonrası ile çok daha iyi olamaz mıydı?
Yayımlanan örnek sorular ile sınavdaki sorular ne kadar örtüştü?
Takviye almayan öğrencilerden ne kadarı bu soruları çözebilirdi?
Zorluk derecesi yüksek soruların artması en çok kimin işine yaradı?
MEB gelinen noktadan memnun mu?
Sınav sonuçları açıklanmadan, dağılımı görmeden ne söylense boş. Bu yüzden önceki yılın ortalamaları ile ya da kulaktan dolma bilgilerle puan hesaplamak, şuraya girer ya da giremez demek abartılı ve yanıltıcı olur. Bu yüzden 10 Temmuz’a kadar yorgunluk atıp tatilin keyfini çıkartmakta yarar var. Çünkü zor günler sizi bekliyor!..
Başka çare yok mu?
Sınavdan başka bir çare yok mu?
Eminiz ki aranırsa bulunur! En azından herkesi içine alan bir umut tacirliği yapılmaz!
Peki o zaman neden farklı çözüm yolları aramıyoruz?
Örneğin okula başlayan her öğrencinin LGS ve YKS’ye girmesi gerekir mi?
Kontenjan yetersizliği nedeniyle tüm öğrenciler tam puan alsalar bile belli okullara almak zaten mümkün değil.
Liselere girişte adayların sadece yüzde 10’u, üniversiteye girişte de üçte biri bile kazandığı okula sevinemezken herkese bu çileyi neden çektiriyoruz?
Çok daha önemlisi LGS ve YKS adil mi?
Evet demek mümkün değil.
Sınavları aynı gün, aynı saatte yapıp, aynı soruları sorarak ve aynı süreyi vererek adaleti sağlayamayız.
Herkese aynı eğitimi verebiliyor muyuz; aynı hazırlık sürecini, aynı takviye eğitimi sunabiliyor muyuz ki hepsine aynı soruları soruyoruz?..
Sınavlar tıpkı vizelerin kaldırılması gibi bir şey.
Tüm ülkeler herkes için vizeleri tümden kaldırsa cebinde beş parası olmayanlara mı seyahat özgürlüğü sağlamış oluruz yoksa parası olanlara mı?
Sınavlar milyonluk kolejlerde, fen liselerinde ve MEB’in deyimiyle “nitelikli” okullarda okuyan öğrenciler için mi daha avantajlı yoksa her türlü altyapıdan yoksun öğrenciler için mi?..
Yıllarca özel ders alıp dershaneye gidenler mi bu çetrefilli soruları çözebilir yoksa sadece okulda aldığı eğitimle yetinenler mi?
Onlarca hocanın günler boyu hazırladığı ve defalarca kontrolden geçirdiği, üzerinde saatlerce kafa yorduğu soruları; öğrencilerden 80-90 saniyede çözmelerini istemek mi doğru olan?..
MEB, LGS ve YKS’de sorulan sorular çerçevesinde bir eğitim mi veriyor mu ki, sınavlarda böylesi zor sorularla öğrencileri seçmeye çalışıyor?
Lise türleri çok farklı.
Örneğin Anadolu liseleri ve kolejler, örneğin fen liseleri ve sosyal bilimler liseleri, örneğin meslek liseleri ve imam hatipler, örneğin güzel sanatlar liseleri ve spor liseleri ve diğer liseler…
Hepsi aynı tip öğrenci mi istiyor ki aynı seçme sınavı uygulanıyor?
Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde okula başlayan her öğrenci akademik liselere ve üniversiteye yönlendirilmiyor, sınavlara girmek zorunda bırakılmıyor!
Kaldı ki yine dünyanın hiçbir ülkesinde doğan her çocuğun ya da her ebeveynin “ille de üniversite okuyacağız” diye bir iddiası yok.
Erken yönlendirme sistemi ile ülkelerin insan gücü ve istihdam politikaları çerçevesinde öğrencilerin yüzde 65-75’i mesleki okullara, kalanı da akademik liselere yönlendirilir; üniversiteye girişte de meslek yelpazesi olabildiğince geniş tutularak aynı mesleklerde yığılmaya neden olacak durumlardan kaçınılır…
Çok daha önemlisi, onca yıllık okul içi eğitimi göz ardı edip çocuklarımızın geleceğini birkaç saatlik sınavlarla belirlemek ne kadar doğru?
Sağlıklı bir ölçme değerlendirme sistemi kuramıyorsak, hormonlu notların önüne geçemiyorsak, hak edenler değil torpilli olanlar iyi okullara girer endişesi taşıyorsak, öğretmenlerimizin verdiği notlara ve yönlendirmeye güvenmiyorsak zaten tuz kokmuş demektir. Bütün bunları düzeltmenin yolu da sınavlar değil, sistemi disipline etmektir!
Sınavlara harcanan emek, zaman, para ve en önemlisi de yitirilen hayallerin ve dibe vuran morallerin keşke sağlıklı bir bilançosu çıkartılsa da herkes neyin doğru, neyin yanlış olduğunu çok daha iyi anlasa!
Özetin özeti: Sözün bittiği yerdeyiz!..
Sende Yorum yap