İzmir’e 2 saat uzaklıktaki cennet.. Kanyonlarda keşif dolu yolculuk
Ulubey Kanyonlarında doğa ve tarihi buluşturan bu eşsiz yolculuk, ruhlarımızı beslediği kadar gürül gürül akan dereleri ve şelaleleri ile de yazın şu ilk günlerinde içimizi serinletiyor...
“Yeşille mavinin, tarihle lezzetin eşsiz buluşması…”İzmir’den başlayıp Uşak’ın Ulubey Kanyonlarına uzanan 2 günlük yolculuğumuz öncesi grupta paylaşılan mini broşürün başlığında böyle yazıyor…

“Gerçekten bahsedildiği gibi eşsiz bir buluşmaya şahit mi olacağız yoksa söylenenler lafta mı kalacak göreceğiz” diyerek İzmir Dağcılık ve Doğa Sporları İhtisas Kulübü üyesi arkadaşlarımla bir cumartesi sabahı Bornova’dan araçlarla yola çıkıyoruz.
Uşak’ta bizlere gönüllü rehberimiz Selim Gönen eşlik ediyor.
İlk durağımız, 2 saatlik yolculuğun ardından vardığımız Taşyaran Vadisi oluyor. Yeşilin neredeyse her tonunu barındıran vadi, içinden akan gürül gürül sularıyla adeta bir ressamın renk paleti gibi…
Önce yanımızda getirdiğimiz yiyecek ve içeceklerle manzaraya karşı harika bir kahvaltı yapıyor, ardından da vadide kısa bir yürüyüşe geçiyoruz.

Gediz Nehri’nin buz gibi suları, binlerce yıl boyunca kayaları aşındırarak Taşyaran Vadisi’ne dantelimsi bir imza atmış… İrili ufaklı kayalarla kaplı bu doğal stüdyoda yol alırken yüzünüze vuran o serinlik içimizi de ferahlatıyor.Her yeni manzarada eliniz istemsizce telefonlarınıza gidiyor, insan her anı ölümsüz kılmak, İzmir’e sadece 2 saatlik uzaklıktaki bu eşsiz atmosferi bilmeyenler de görsün, bölgenin kıymeti artsın istiyor.
Taşyaran Vadisi’nde gerçekleşen keşfin ardından yaklaşık 700 yıllık geçmişe sahip Hançalar Köprüsü’ni aşarak dümeni Denizli Çal Bağ Yolu’na kırıyoruz.
Elbette bölgedeki şarap evlerine uğramadan olmaz… Ağlayan Kaya’da ızgara alabalık eşliğinde verilen akşam yemeğinin ardından gün batımı saatleri yaklaştığında ise son durağımız Menderes Nehri manzarasını izleyeceğimiz Apollon Lairbenos Tapınağı oluyor.

Rehberimiz Selim’in anlattığına göre; bu mütevazi tapınak, Anadolu’nun başka hiçbir bölgesinde karşımıza çıkmayan yazıt türlerinden birisine, yani katagraphe adı verilen ve bazı insanların ya da mülkleri “tanrıya tahsis etme” anlamını taşıyan yazıtlara tek başına ev sahipliği yapıyor.
Manzaraya bakınca insan tapınağın buraya boşuna kurulmadığını anlıyor.
4 mevsim yürüyüş
Otelde gerçekleşen konaklamanın ardından ikinci gün yine yollara düşüyoruz. Bu kez hedefimiz Seyir Terası’ndaki dik merdivenlerden başlayan ve yaklaşık 14 kilometreden oluşan yürüyüş rotamız boyunca Ulubey Kanyonu’nun tam kalbine ulaşabilmek. Başarıyoruz da…

Ancak bu o kadar da kolay olmuyor. Sabah saatlerinde atmaya başlayan yağmur gün boyunca etkisini gösteriyor. Bazen güneş açıyor, bazen de sert bir rüzgâr yüzlere çarpıveriyor. Bir ara giyip çıkarmaktan yorulduğum yağmurluğumun sadece şapkasını başıma geçirip batonlarımla bir derviş misali patikalarda ilerliyorum.
Öyle ya bu yollardan bir zamanlar az derviş geçmedi… Onlar da aynı şeyin peşindeydi, bugün bizler de aynı şeyi arıyoruz; yaşamın, varoluşumuzun anlamını…Şehrin karmaşasından adeta doğanın içine ışınlamış olan bizler için yol boyunca tanıklık ettiğimiz manzaraların güzelliğine inanmak ise o kadar zor ki…
Devasa kayaların çevrelediği vadileri kaplayan bitki örtüsüyle oluşan yeşilin bin bir tonu, patikalara battaniye olan rengarenk yabani çiçekler ve otlar…
Ha, bir de tüm bu güzellik içinde kayalar arasında oradan oraya zıplayan keçiler ve bitmek bilmeyen kuş cıvıltıları…
Ancak bu eşsiz rotayı yürümek o kadar da kolay sanılmasın! Özellikle iyi bir yağmurluğunu yoksa ve ayakkabılarınız uygun değilse dik yamaçlardan, suları hızla akan dereler üzerindeki derme çatma köprülerden geçmek tehlikeli olabiliyor.
Nabzımızın yer yer yükseldiği parkur, bitişe doğru ise bizleri önce Hıristiyanlığın kayıp mezhebi Montanizm’in merkezi olarak bilinen Pepuza Antik Kenti ardından da kente su taşımak için inşa edilmiş Clandras Kemeri ile buluşturuyor.
Ulubey Kanyonu’nun içinde bulunduğu Banaz Çayı’nın üzerine kurulmuş olan bu tarihi yapı, Lidya Kral Yolu üzerinde yer alıyor.
Clandras Kemeri ya da Clandras Köprüsü de denilen alan ayrıca da bir mesire yeri. Çevre köy ve şehirlerde yaşayanlar, yerli, yabancı turistler bölgeye doğa ile iç içe piknik yapmak için geliyor.
Yürüyüşümüz kahve eşliğinde verdiğimiz keyifli molanın ardından son buluyor. Araçlarımıza binerek son durağımız olan Blaundus Antik Kenti’ne uzanıyoruz.

Kalıntıları günümüzde Uşak’ın Sülümenli köyü sınırı içerisinde yer alan bu tarihi kent, Hellenistik dönemde Makedon Krallığı zamanında kurulan antik Yunan şehri.Kent içinde İyon düzeninde yapılmış bir tapınak ve çeşitli büyüklükte yapılar bulunuyor. Kuzeyinde nekropol alanı ile doğusundaki vadide ise kaya mezarları yer alıyor.Biz tarihi kalıntılar arasında dolaşırken güneş de ışıklarını üzerimizden yavaş yavaş çekiyor ve bir gün daha sona eriyor…
Geçmiş ve geleceğin buluştuğu o tarifi imkânsız an, “hiçlik” duygusunu bir kez daha yüzlere vuruyor…
Vardın ve yoksun!
Aslında tüm hikâye de bu iki nokta arasını nasıl doldurabildiğinle ilgili değil mi?
O yüzden her fırsatta, “Ah keşke şu küçük dünyamızdan biraz uzaklaşsak ve nefes alsak” demiyor muyuz…
O vakit bahaneleri geride bırakıp yollara düşme zamanı gelsin değil mi?
Bu arada unutmadan! Ulubey Kanyonları tam da broşürde yazdığı gibi…
Hatta o dillere pelesenk olan sözü misliyle de tutuyor…
Güzel anılar biriktirmeniz dileğiyle, keyifli yolculuklarınız olsun…
Categories: İzmir’e 2 saat uzaklıktaki cennet.. Kanyonlarda keşif dolu yolculuk
Sende Yorum yap