Haydi, devam.. İleri!
Reklam kuşaklarından yaratıcı popüler şarkılara.. Medyadaki en ayrıntılı analizlerden gündemdeki her türlü siyaset menüsüne… Birbirimize abartılı acaip yalanlar söyledik. En yetkili futbol ağızlarından en büyük kupa hedefleri ilan ettik.. Uygarlığın ve bilimin en önemli güdüsü olan kuşkuyu bir tarafa bırakıp topluca aynı sesle zıpladık: Ver coşkuyu.. Ver, ver, ver, ver!..
2026 Dünya Kupası, tüm yanlışları, çelişkileri, diplomasiyi, vizeyi ve ekonomiyi unutturan halleriyle hayal ötesi çılgınlığa dönüştü.
Şimdi Avustralya karşısında uğradığımız 2-0’lık şok yenilgiyi hemen atlatmanın, yola devam etmenin çaresini bulmalıyız. Futbolda birbirimize en büyük borcumuz umudu yeniden yeşertmek, ona sarılmaktır.
Avustralya topu bize bırakıp (yüzde 72) kendi oyununa baktı… Geri kalan yüzde 28’le fırsat kovaladı. Bizim kendi aramızdaki al-ver’lerle top çevirmemiz mahalle dedikodusu gibi verimsiz ve çözümsüzdü. Heyecandan gerçeği göremedik. FİFA’nın açık kaynaklarına girip sinir bozan istatistik gerçeklerine ulaşabilirsiniz.
Saymadan, ölçmeden de görünen gerçekler var: Montella, akıp geçen oyuna hemen hiç dokunamadı. Akıllardaki çözüm onun uyguladıklarından daha gerçekti. Kaptanımız Hakan, güven kaynağımız Orkun, yıldızımız Kenan, golcümüz Kerem, prensimiz Barış Alper, alçaktan gönderdiği toplarla sürpriz golleri yakalayan Yunus Akgün… Ve futbolumuzun olmazsa olmazı Arda Güler… Hepsi de eksikli, noksanlı, gayretli, etkisiz ve verimsiz oyunun aktörleriydi. Emekleri için onlara teşekkür ediyoruz. Yine destekleyeceğiz, ama dürüstçe eleştireceğiz.
Bu saptamadan kendini kurtaracak tek oyuncumuz kaleci Uğurcan Çakır’dır. Savunmadaki evlatlara hiçbir şey demiyorum. Bilinen sorunları aşmak, bir iki isme dokunmak, değişikliklerde göstermelikten gerçekçi uygulamaya geçmek daha yararlı olabilirdi. Montella da yetersiz, çözümsüz, etkisiz kaldı.
Peki beyaz bayrak çekip teslim olmak var mı? Ne zaman, nerede ve hangi tarihte olmuş ki futbolda ve Dünya Kupası’nda olsun!
D grubundaki “döküntü” halimizden “diri ve dinamik” kimliğimize dönebiliriz. O zaman şu Avustralya yenilgisi “feci kaza”dan “alarm”a dönüşebilir.
D grubundaki ikinci maçımız Paraguay ile… Latinlerin kıvrak ve oynak hallerine karşı daha soğukkanlı Avrupa aklı ile oynamak, üç puanı getirebilir.
Son maçta gruptan çıkmayı garantileyebilen ABD’den üç puan da alabiliriz, tek puan da! Tıpkı 2002 Dünya Kupası gibi. 4 puanla devam edebiliriz. Üç puanla en iyi üçüncüler arasına katılıp, bir üst durağa kapağı atmak da mümkün.
Hayır arkadaşlar, gemi batmadı, tren raydan çıkmadı, otobüs devrilmedi!..
Bagajımızda akıl da var emek de!...
Haydi devam… İleri, marş!
Sende Yorum yap