Kendini tatmin etmeye çalışan bir portre...


- Birisi Türkiye’yi eleştirdiği zaman, ne söylediğine bakmak yerine, eleştireni düşman ilan etmeyi ayıp sayarım. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor da bu kapsamda ele aldığım birisi.
- Uzun ve içinde çok sayıda eleştiri olan bir raporu “Hepsi yalan” diye çöpe atmanın Türkiye’ye zarar vereceğine inanırım. Doğru ve iyi niyetli eleştiriyi kâr haneme yazarım.
- İnsan siyasi duruşuyla var olur, İspanyol Sosyalist İşçi Partisi üyesi olan Nacho Sánchez Amor’un hazırladığı Türkiye raporunda siyasi duruşundan referans alan eleştiri satırlarına şaşırmam, raporu yazanın taktığı gözlüğü bilmek özeleştirilerin daha sağlıklı olmasını sağlar.
- Buraya kadar hepsi evet ama bundan sonrası tamamen ancak üzerinden ilerleyebilir.
İspanya Ceza Kanunu’nda terörizmle ilgili maddeler, şiddet içermeyen eylemleri “terör suçu” kapsamında değerlendirebilecek şekilde esnek bir yapıya sahiptir. Raportör Nacho Sánchez Amor, İspanya’nın terörle mücadele yasaları söz konusu olduğunda sosyalist kimliğini unutmuş birisi. İspanyol ceza yasası, Ley Orgánica 10/1995 ve bu ceza kanununda köklü değişiklikler yapan Ley Orgánica 1/2015’in çıktığı dönemlerde devlet için çalışan birisiymiş Nacho Sánchez Amor.
Dahası da var, raportör İspanya’nın terörle mücadele yasalarını olağan vatandaşları ve muhalif kesimleri bastırmak için kalıcı bir araç haline getirmediği cümlesini de kurmuş. Tersten okursanız sınırlı süreli terörle mücadele yasasına destek anlamına gelir bu.
- Bu sosyalist kimliği unutma üzerinden devam edeyim. Lenin, ulusların kendi kaderini tayin hakkını sosyalist bir programın ayrılmaz parçası olarak görür. Eski Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont’u hatırladınız mı? Hani 2017’de Katalonya’nın ayrılığı konusunda izinsiz referandum yaptığı için İspanya’dan kaçan sonra Avrupa Parlamentosu üyesi seçilen kişi. İlginçtir, Raportör Nacho Sánchez Amor’un mensubu olduğu Sosyalistler grubu, Puigdemont’un Katalonya’daki eylemleri nedeniyle İspanyol mahkemeleri önünde hesap vermesi gerektiğini savundu ve dokunulmazlığının kaldırılması yönünde oy kullandı. Bugüne de geleyim, Gazze konusundaki duruşuna hayran olduğumuz İspanya Başbakanı Pedro Sánchez bugün, Carles Puigdemont’un partisinin desteği sayesinde ayakta duruyor. Bu desteğin karşılığında Puigdemont ve ayrılıkçılar için çıkarılan af yasasına destek veren kim derseniz, elbette bizim Raportör Nacho Sánchez Amor.
- Beni şaşırtan raportörün Türk medyasına verdiği demeçlerde kullandığı dil. Heyecanlı bir sosyalisttin bir kaç paragrafta sömürge valisi tavrına bürünmesi şaşırtıcı ve tam bir hayal kırıklığı. Mesela Raportör, Mayıs 2025’te İBB’deki yolsuzluk davasının baştan sona uydurma olduğunu söylemiş. İddianamesi Kasım 2025’te çıkan bir davayı Mayıs 2025’te baştan sona yalan ilan etmek bir Raportör’e değil olsa olsa bir sömürge valisine yakışır. Raportörden bir başka cümle; “20 yıldır Endonezya’da çalışan bir öğretmeni, sırf bu yapıyla önceden bağlantılı olduğu için terörizmle suçluyorsunuz.” Soru şu, İspanyol Ceza Yasası tam da bu iddianın aynısı üzerinden hareket ediyor.. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Batasuna Davası dahil olmak üzere İspanya’yı çoğu kez akladı. Kendi ülkesindeki yasaya bir şey söylemeyenin Türkiye’de olan aynı şeyi eleştirmesi en başta sosyalist ahlaka aykırı bir durum.
- Raportör, Türkiye’nin Suriye’deki harekatlarına karşı çıktı, Türkiye’nin etrafındaki terör örgütleriyle mücadele ettiği tezine de her zaman burun kıvıran bir yaklaşım sergiledi. Dünya üzerinde ordusu DAEŞ ile çatışan başka bir ülke daha var mı? Suriye’de kurulu Hurras ed-Din gibi din maskesinin arkasına saklanan terör örgütleri, etnik milliyetçi YPG gibi terör yapılanmaları Türkiye’ye saldırmadı mı?
- Bu terörle mücadelede Türkiye’ye üstten bakan tavır, terör örgütüne bağlı olduğu bilinen medya kuruluşlarına verdiği röportajlarla çok dikkatimi çekmişti. Biraz açayım bu konuyu: İspanya da teröre kurbanlar veren bir ülke. ETA’nın ayrılıkçı terörü 1968 ile 2010 yılları arasında toplam 853 kişi hayatını kaybetti. Cihatçı örgütlerin saldırılarında 2004-2017 saldırıları da dahil, toplam 210 kişi can verdi. Daha gerilere de gideyim, 1975 yılında kurulan ve Maoist/Marksist bir devlet düzeni getirmeyi amaçlayan GRAPO eylemlerinde yaklaşık 80 kişi öldürüldü. İspanya’nın demokrasiye geçiş sürecinde aktif olan diktatörlük yanlısı aşırı sağcı terör grupları 66, ETA’ya karşı mücadele etmek için kurulan aşırı sağcı GAL eylemlerinde de 27 kişi öldürüldü. İspanya’nın onlarca yılda, terörle mücadelede toplam can kaybı bin 236. Türkiye, sadece 1993 yılında teröre bin 300 canını kurban verdi. Terör örgütünün medya organlarına röportaj veren bir raportör var karşımızda, yazdıkları eleştiri mi, yoksa başka şey mi üzerinde düşünmek lazım.
- Eleştiri zenginleştirir doğru ama öz eleştirisi olmayanın eleştirisi ne kadar ciddiye alınmalı birinci soru. İspanya’daki terörsüz ayrılıkçı hareketlere sonuna kadar karşı çıkıp, Türkiye’deki ayrılıkçı terörle mücadeleyi eleştirmek ahlaka sığmaz. Raportörün FETÖ sever izler taşıyan cümlelerine gelince. İspanya 1981’de bir darbe girişimi yaşadı. Bu girişime 23-F Davası denir. Sanıklar sivil değil askeri mahkemelerde yargılandılar. Kimsenin burnunun kanamadığı darbe girişiminde çoğu sanığa 30’ar yıl hapis cezası verildi. Halk kararı beğenmediği için Yüksek Mahkeme 33 sanıktan 22’sinin cezasını ciddi oranda arttırdı. Türkiye’deki 15 Temmuz ve sonrasında açılan davalar sivil mahkemelerde görüldü. En sık verilen hapis cezası 6 yıl 3 ay, örgüt yöneticilerine verilen en sık ceza da 15 yıl ile 22 yıl 6 ay arasında değişiyor. Üstelik bu davaların çoğunun tüm yargı süreçleri de bitmiş değil.
- İspanya, kendimizi yakın bulduğumuz, ahlaklı duruşuna saygı duyduğumuz bir ülke. Nasıl Türkiye’de herkes aynı değilse, İspanya’da da aynı durum geçerli. Raportörün duruşuna gelince, sosyalizme yönelik en ciddi eleştiri bireyi sömürüden kurtarmayı ve özgürleştirmeyi vadederken, pratikte tüm gücü devlete teslim ederek bireyi devletin mutlak bir kölesi haline getirmesidir ya, İspanyol raportör de kendi ülkesi için söyleyemediklerini, Türkiye üzerinden söylemiş, biraz da kendini tatmin etmiş.
Bu, raporda yer alan kimi haklı eleştirilere de büyük bir haksızlık olmuş...

- Bu sosyalist kimliği unutma üzerinden devam edeyim. Lenin, ulusların kendi kaderini tayin hakkını sosyalist bir programın ayrılmaz parçası olarak görür. Eski Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont’u hatırladınız mı? Hani 2017’de Katalonya’nın ayrılığı konusunda izinsiz referandum yaptığı için İspanya’dan kaçan sonra Avrupa Parlamentosu üyesi seçilen kişi. İlginçtir, Raportör Nacho Sánchez Amor’un mensubu olduğu Sosyalistler grubu, Puigdemont’un Katalonya’daki eylemleri nedeniyle İspanyol mahkemeleri önünde hesap vermesi gerektiğini savundu ve dokunulmazlığının kaldırılması yönünde oy kullandı. Bugüne de geleyim, Gazze konusundaki duruşuna hayran olduğumuz İspanya Başbakanı Pedro Sánchez bugün, Carles Puigdemont’un partisinin desteği sayesinde ayakta duruyor. Bu desteğin karşılığında Puigdemont ve ayrılıkçılar için çıkarılan af yasasına destek veren kim derseniz, elbette bizim Raportör Nacho Sánchez Amor.
- Beni şaşırtan raportörün Türk medyasına verdiği demeçlerde kullandığı dil. Heyecanlı bir sosyalisttin bir kaç paragrafta sömürge valisi tavrına bürünmesi şaşırtıcı ve tam bir hayal kırıklığı. Mesela Raportör, Mayıs 2025’te İBB’deki yolsuzluk davasının baştan sona uydurma olduğunu söylemiş. İddianamesi Kasım 2025’te çıkan bir davayı Mayıs 2025’te baştan sona yalan ilan etmek bir Raportör’e değil olsa olsa bir sömürge valisine yakışır. Raportörden bir başka cümle; “20 yıldır Endonezya’da çalışan bir öğretmeni, sırf bu yapıyla önceden bağlantılı olduğu için terörizmle suçluyorsunuz.” Soru şu, İspanyol Ceza Yasası tam da bu iddianın aynısı üzerinden hareket ediyor.. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Batasuna Davası dahil olmak üzere İspanya’yı çoğu kez akladı. Kendi ülkesindeki yasaya bir şey söylemeyenin Türkiye’de olan aynı şeyi eleştirmesi en başta sosyalist ahlaka aykırı bir durum.
- Raportör, Türkiye’nin Suriye’deki harekatlarına karşı çıktı, Türkiye’nin etrafındaki terör örgütleriyle mücadele ettiği tezine de her zaman burun kıvıran bir yaklaşım sergiledi. Dünya üzerinde ordusu DAEŞ ile çatışan başka bir ülke daha var mı? Suriye’de kurulu Hurras ed-Din gibi din maskesinin arkasına saklanan terör örgütleri, etnik milliyetçi YPG gibi terör yapılanmaları Türkiye’ye saldırmadı mı?
- Bu terörle mücadelede Türkiye’ye üstten bakan tavır, terör örgütüne bağlı olduğu bilinen medya kuruluşlarına verdiği röportajlarla çok dikkatimi çekmişti. Biraz açayım bu konuyu: İspanya da teröre kurbanlar veren bir ülke. ETA’nın ayrılıkçı terörü 1968 ile 2010 yılları arasında toplam 853 kişi hayatını kaybetti. Cihatçı örgütlerin saldırılarında 2004-2017 saldırıları da dahil, toplam 210 kişi can verdi. Daha gerilere de gideyim, 1975 yılında kurulan ve Maoist/Marksist bir devlet düzeni getirmeyi amaçlayan GRAPO eylemlerinde yaklaşık 80 kişi öldürüldü. İspanya’nın demokrasiye geçiş sürecinde aktif olan diktatörlük yanlısı aşırı sağcı terör grupları 66, ETA’ya karşı mücadele etmek için kurulan aşırı sağcı GAL eylemlerinde de 27 kişi öldürüldü. İspanya’nın onlarca yılda, terörle mücadelede toplam can kaybı bin 236. Türkiye, sadece 1993 yılında teröre bin 300 canını kurban verdi. Terör örgütünün medya organlarına röportaj veren bir raportör var karşımızda, yazdıkları eleştiri mi, yoksa başka şey mi üzerinde düşünmek lazım.
- Eleştiri zenginleştirir doğru ama öz eleştirisi olmayanın eleştirisi ne kadar ciddiye alınmalı birinci soru. İspanya’daki terörsüz ayrılıkçı hareketlere sonuna kadar karşı çıkıp, Türkiye’deki ayrılıkçı terörle mücadeleyi eleştirmek ahlaka sığmaz. Raportörün FETÖ sever izler taşıyan cümlelerine gelince. İspanya 1981’de bir darbe girişimi yaşadı. Bu girişime 23-F Davası denir. Sanıklar sivil değil askeri mahkemelerde yargılandılar. Kimsenin burnunun kanamadığı darbe girişiminde çoğu sanığa 30’ar yıl hapis cezası verildi. Halk kararı beğenmediği için Yüksek Mahkeme 33 sanıktan 22’sinin cezasını ciddi oranda arttırdı. Türkiye’deki 15 Temmuz ve sonrasında açılan davalar sivil mahkemelerde görüldü. En sık verilen hapis cezası 6 yıl 3 ay, örgüt yöneticilerine verilen en sık ceza da 15 yıl ile 22 yıl 6 ay arasında değişiyor. Üstelik bu davaların çoğunun tüm yargı süreçleri de bitmiş değil.
- İspanya, kendimizi yakın bulduğumuz, ahlaklı duruşuna saygı duyduğumuz bir ülke. Nasıl Türkiye’de herkes aynı değilse, İspanya’da da aynı durum geçerli. Raportörün duruşuna gelince, sosyalizme yönelik en ciddi eleştiri bireyi sömürüden kurtarmayı ve özgürleştirmeyi vadederken, pratikte tüm gücü devlete teslim ederek bireyi devletin mutlak bir kölesi haline getirmesidir ya, İspanyol raportör de kendi ülkesi için söyleyemediklerini, Türkiye üzerinden söylemiş, biraz da kendini tatmin etmiş.
Bu, raporda yer alan kimi haklı eleştirilere de büyük bir haksızlık olmuş...
Sende Yorum yap