Bu sesi duymazsak ağır bedel öderiz
Birleşmiş Milletler’in bu yılki Dünya Çevre Günü temalarından biri olan yeşil dönüşüm ne anlama geliyor? Yalnızca enerji üretim biçimlerinin değişmesini mi kapsıyor?
Tabii ki hayır.
Gerçek yeşil dönüşüm; yaşamı merkeze alan, doğal varlıkları ekonomik bir meta olarak değil ortak geleceğimiz olarak gören bir anlayış değişimini içeriyor. Ayrıca, iklim krizine çözüm ararken, yeni ekolojik yıkımlar yaratmayı reddediyor. Ormanların parçalanması, doğal alanların baskı altına alınması ve ekosistemlerin tahrip edilmesi sürdürülebilir bir gelecek inşa etmez.
O yüzden, çevre sorunlarını yalnızca çevrenin sorunu olarak değil; ekonomiden sağlığa, hukuktan toplumsal refaha kadar uzanan bütüncül bir yaşam meselesi olarak değerlendirmek zorundayız.
✰ ✰ ✰
Bugün doğa kendi sesini çok daha güçlü biçimde duyuruyor. Artan sıcaklıklar, kuraklık, su kıtlığı, orman yangınları ve aşırı hava olayları artık yalnızca bilimsel raporlarda yer alan veriler değiller. Bu etkiler evlerimizde, musluklarımızda, tarlalarımızda, kentlerimizde ve gündelik yaşamımızın içinde hissedilmeye başlandı. O sebeple, artık yalnızca çevreyi korumayı değil, yaşam biçimlerimizi ve kentlerimizi yeniden düşünmeyi konuşmak zorundayız.
Mesela…
Yaz ve kış saati uygulamalarından çalışma saatlerine, ulaşım ve trafik planlamasından su yönetimine, kentlerin ekolojik ve sosyal taşıma kapasitelerinden enerji kullanım alışkanlıklarımıza kadar birçok başlığı yeniden değerlendirmek durumundayız. Yani, ihtiyaç duyduğumuz dönüşüm yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda düşünsel ve toplumsal bir dönüşümdür.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, bu konuyla ilgili çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Küresel ısınmanın yarattığı sorunlara daha fazla enerji tüketimi ve daha fazla karbon salınımıyla çözüm aramanın, sorunun kendisini büyütmekten başka sonuç vermeyeceğini bildiriyor. Doğanın sınırlarını gözeten yeni düşünme biçimleri ve yeni yaşam modellerine ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
✰ ✰ ✰
Bu sese hepimiz önemle kulak vermeliyiz.
Eğer öğrenmek, sorgulamak ve harekete geçmek yerine beklemeyi tercih edersek, belli ki ödenecek bedel her geçen gün daha da ağır olacak. Çağımızın en önemli farkındalığı, yaşamın bu bağlantısallığını yeniden keşfetmek olmalıdır.
Görüyoruz ki, bilim tarihi boyunca insanlık doğayı anlamak için farklı yöntemler geliştirdi. Bugün ise iklim krizinden su sorunlarına, enerji politikalarından toplumsal eşitsizliklere kadar birçok başlığın birbirinden bağımsız olmadığını apaçık ortada. Çevre mühendisleri; bilimin ışığında yaşam alanlarını savunmaya, çevresel adaleti talep etmeye, doğanın ve toplumun ortak geleceğini korumaya yönelik mücadelelerini durmaksızın sürdürüyorlar.
Çünkü çevreyi korumanın yalnızca doğayı değil, yaşamın kendisini korumak olduğunu biliyorlar. Gelin, onların bu değerli çabalarına hepimiz katılalım, kendi çapımızda alacağımız önlemlerle yeşil dönüşüm farkındalığını yaratalım.
Sende Yorum yap