Emekli maaşıyla teknede yaşamaya başladılar! ‘Su bedava, elektriğimizi kendimiz üretiyoruz’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Yıllarca farklı sektörlerde çalışan ve emeklilik dönemine ulaşan Sibel ve Akyol çifti, birçok insanın yalnızca hayalini kurduğu bir kararı hayata geçirdi. Artan yaşam maliyetleri, trafik, kalabalık ve şehir hayatının getirdiği stres nedeniyle yeni bir yaşam arayışına giren çift, önce tiny house ve karavan seçeneklerini değerlendirdi. Ancak yaptıkları araştırmalar sonunda aradıkları özgürlüğün denizde olduğuna karar verdiler. "Hayatımız boyunca mantıklı hareket ettik ama bunun bizi mutlu etmediğini fark ettik" diyen çift, birikimlerini değerlendirerek sıfır bir motoryat satın aldı ve yaklaşık dokuz ay önce Marmaris'te teknede yaşamaya başladı.
Ordu’da doğup büyüyen Sibel, Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden mezun olduktan sonra, sektörün kamu dahil bir çok alanında çeşitli görevler üstlendi. Son 12 yıl özel hastanelerde mesul müdürlük yaptı. Eşi Akyol ise, İstanbul'da doğup büyüdü ama 35 yılı Ordu'da geçti. Nevşehir Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulunu bitirdi. Otel yöneticiliği, tur operatörlüğü, cafe-restaurant işletmeciliği, yerel radyoda program yapımcılığı, sunuculuk, TV haber spikerliği, profesyonel müzisyenlik ve en uzun da bankacılık yaptım. Şimdi emekliyim. Son 7 yılları İstanbul'da geçen çift, “Aslında bu bile yeterli oradan kaçma fikrinin oluşması için. Yaşam modumuzu düşürdü. Eve kapandık. Her gün aynı şeyleri tekrar eder bulduk kendimizi ve bu kısır döngünün bizi 4 duvar arasında çürütüyor olduğunu gördük. Bir yerlere gidip sosyalleşecek gücümüz de yok, senelerce tatile bile gidemedik. Hep kılı kılına geçinme gayreti içindeydik. Ancak sonunda kiramızı bile ödeyemeyecek duruma kadar geldik” şeklinde konuştu.

‘TEKNE DENİNCE AKLA İLK OLARAK ZENGİN OYUNCAĞI GELİYORDU’
‘Küçük bir birikimimiz vardı, hani büyüklerimiz derler ya kefenlik parası. İşte onunla Ege'de bir tarla alabilir miyiz ve üzerine bir tiny house kondurabilir miyiz düşüncesiyle çıktık aslında yola’ diyen çift, “Bu olay pandemiden sonraydı ve tabii o dönemde fiyatlar uçmuş. Yani öncesinde metrekaresi 100 TL olan yer, 2-3 bin TL olmuş. Deniz kenarına bakmadık bile ama bırakın denize yakın olmayı, denizi tepeden gören bir yer bile bulamadık bütçemizle. Bulduğumuz tarlalar denizden çok uzakta ve tepelerde, yolu bile olmayan izbe yerlerdi. Bu arada bunu yapabilmiş olsaydık da mutlu olamayacağımızı idrak ettik. Çünkü ikimiz de doğayı çok seviyoruz ama deniz kısmı en sevdiğimiz. Hep deniz şehirlerinde yaşadık. Evimiz denize yakın olmasa da, ona çabucak ulaşabilme lüksümüz vardı. Burada ise toprakla meşgul olacaktık ve ne anlarız biz çiftçilikten, topraktan” bilgisini paylaştı ve ekledi:

‘İLK ZAMANLAR TEKNEYLE İLGİLİ CAHİLLİĞİN DİBİNDEYDİK’
‘Hayatımız boyunca mantıklı hareket ettik de ne oldu?’ diyen çift, “Hani kimin yazdığı bilinmeyen ama sevgili Can Yücel'e atfedilen ‘Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür, o halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür’ mısraları var ya, işte motivasyonumuz tam olarak buydu bizim. Artık arzu ettiğimiz gibi yaşamak, mutlu ve huzurlu olmak şansımız olacaktı. Üstüne bir şey koyamadığımız için birikimimiz de eriyordu. Kararımızı verdik ve sıfır yerli bir tekne aldık. İkinci elden korktuk, masraf çıkarabilir diye. Neticede bu garantili bir tekneydi. Yelkenliyi düşünmedik bile baştan çünkü denizciliği öğrenme sürecinde bizim için en kolayı bu ebatlarda bir motoryattır diye düşündük” ifadelerine yer verdi.
İlk gün şaşkın ördek yavrusu gibi olduklarını söyleyen çift, “İstanbul'daki 2 saatlik test sürüşü dışında tekneye suyun üstündeyken adım atmamıştık. Nasıl binilir inilir, lambalar nereden açılır, konsoldaki düğmeler nelerdir bilmiyorduk. Kontak anahtarını bile çevirmemiştik hiç. Yani cahilliğin dibindeydik. Daha ikinci binişte Bonnie suya düştü. Akyol da atladı ama merdiven nasıl açılır bilmiyoruz ki, zar zor Bonnie'yi bana verip çıktı tekneye. Sonra inanılmaz sıcaktı, termometrede 48 dereceyi gördük marinada. Henüz bavulları da açıp tekneye yerleşmemiştik, duşların yerini öğrenmemiştik. Çim sulayan fıskiyelerin altına kafamızı sokup serinlemeye çalıştığımız hatırlıyorum marinada. Ama o ilk gün, ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anladık. Denizin kokusu, huzur ve özgürlük hissi, ne iyi etmişiz de metropolden ayrılmışız dedirtti bize. Her sabah sanki bir yalı dairesindeymişiz gibi güne uyanmak, havuzlukta kahvaltı yapmak, arabayla trafikle işimizin olmaması, sessizlik ve etraftaki insanların tümünün güler yüzlü ve samimi olması, birbirlerinden bir ‘günaydın’ı esirgememeleri doğru yerde olduğumuzu ispatladı” bilgisini paylaştı.
Çamaşır ve bitmeyen yağmurlar ise oldukça zorladı diyen aile, “Çamaşırı hadi halledebildik ücretli çamaşırhaneye vererek veya dostlarımızın evlerinde, teknelerindeki makinelerde yıkadık. Ama yağmur tarafı var ya, o inanılmaz düşürdü modumuzu. Yani zaten çok sevdiğim bir şey değildir yağmur ve kasvetli havalar. Ancak Marmaris'e gelirken beklentim bu değildi. Ben Karayiplerle filan karıştırmışım burayı herhalde. 40 yıldır burada yaşayanlar bile böyle bir kış yaşanmadığını söylüyorlar, bizim şansımıza demek ki. Küçücük bir teknede kapalı kalmak, her yürüyüşte sırılsıklam ve çamur içinde olan Bonnie'yi temizlemek, bir de zaman zaman hakikaten çok soğuk olması ve üşümek zorladı beni. Tabi bunlar yaşamsal tarafta ve her şeye rağmen marina konforunda gördüğümüz zorluklar. Marinadan çıkınca bunlara enerji, su, atık, çöp, duş gibi başka sorunlar da ilave olacak. Ayrıca ve en önemlisi de hava şartları, dalga, barınacak güvenli yer bulmak vs. gibi ekstra ve asli sorunlarımız olacak. Fırtınadan bahsetmiyoruz bile, marinada yaşadığımız şeyden çok daha zoru ile tanışacağız muhtemelen. Ancak tüm bu olmuş ve olacak zorluklara rağmen biz bu hayatı çok sevdik. Pes etmeyeceğiz yani. Madden yıkılmadıkça, manen bizi yıkma şansı yok bu yaşam tarzının” şeklinde konuştu.

‘SU BEDAVA, ELEKTRİĞİMİZİ KENDİMİZ ÜRETİYORUZ’
Tek gelirlerinin 2 emekli aylığı olduğunu söyleyen Çift, “Karada yaşayan emeklilerden hiç farkımız yok. Ev kiraları da yıllık bazda marina kirasına denk. Yani kira ödeyemeyiz, elde bir şey kalmaz. Dışarıda yiyip içmek mümkün değil. Ancak dostlarımız bir yere giderken bizi de davet ediyorlar da sağ olsunlar mekan görüyoruz. Olmasa da olur ama, yani biz alıştık yıllardır evde vakit geçirmeye. Aslında çok sosyal insanlardık emekli olmadan önce ama bu imkansızlıklar çok aşağı çekti bizi. Yine de pozitifiz, canımız döner isterse ben onu da yapabiliyorum teknede. Ya da hangi yemek olursa olsun, evdeki becerilerimi buraya da taşıdım. Çok şükür mutfağım da çalışmak için yeterince büyük. Onun dışında sağlık ve zaruri ihtiyaçlar dışında harcama yapmıyoruz. Bu minimal bir hayat ve insanın hele de yazın 3 t-shirt, 3 şort bir de terlikten fazlasına ihtiyacı olmuyor” dedi ve ekledi:

‘25 METREKAREDE TARTIŞSAK BİLE KAÇACAK YERİMİZ YOK’
Teknede yaşamanın, ilişkilerine etkilerini sorduğumuz çift, “Teknede uzaklaşma şansımız yok ki. 25 metrekare bir ortam birbirimize değmeden öte yana geçmek mümkün değil. Tartışsak gidecek oda, kaçacak yer yok. Şaka bir yana çok iyi geldi bize bu hayat. Koca evlerde, ayrı odalarda birbirinden uzaklaşan, kendi alanlarını oluşturan, sohbet bile etmeden akşamı tamamlayıp sabah işe giden ve bu döngüde hayatını devam ettiren çoğu çiftten çok şanslıyız. Birbirimize odaklandık, zaten kafalarımız çok aynı, zevklerimiz aynı, bu da bir şans belki ama minimal ortamda uzun süre bu uyumu muhafaza edebilmek de çaba istiyor. Daha tahammüllü, daha empatik yaklaşımlar içinde olması lazım iki kişinin de. Biz bunu becerdik ve çok mutluyuz” ifadelerine yer verdi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
Categories: Emekli maaşıyla teknede yaşamaya başladılar! ‘Su bedava, elektriğimizi kendimiz üretiyoruz’
Sende Yorum yap