s

Habeş eyaleti ve Somali’de ne işimiz var?

Anlaşılan o ki bir dönem içimize kapanmanın sonuna gelinmiştir. Günümüzde de dünyanın farklı bölgelerinde çok sayıda Türk insanının çalıştığını ve dünya ticaretinden pay almaya gayret ettiğini görmekteyiz.

Zaman zaman “Somali’de ne işimiz var?” sözlerini duymaktayım. Bildiğim kadarıyla Somali’nin istikrarlı bir yönetime kavuşması için hem askerî hem de ekonomik yardım yapmaktayız. Afrika kıtasının güneydoğusunda, Afrika Boynuzu denilen bölgede yer alan Somali, Antik Çağ’dan itibaren önemli bir ticaret bölgesi olmuştur. Vasco da Gama’nın 20 Mayıs 1498 tarihinde Hindistan’ın Kozhikode şehrine ayak basmasıyla bölge, önce Portekiz’in, daha sonra ise İspanya, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerin Asya ile deniz bağlantısını sağlayan önemli bir kıyı şeridi hâline gelmiştir.

Sömürge dönemi

1869 yılında Süveyş Kanalı’nın ulaşıma açılmasının ardından İngiltere, bölgenin deniz güvenliğini sağlama söylemiyle Somali’nin bir bölümünü işgal ederek “Britanya Somalisi” (1887-1960) adıyla bir sömürge idaresi kurar. Peşi sıra İtalya da (1889-1941) Somali’nin diğer bölümünü işgal ederek başka bir sömürge idaresi oluşturur.

Bağımsızlık ve İç Savaş

1 Temmuz 1960 tarihinde bağımsızlığını kazanan Somali Demokratik Cumhuriyeti, 1991 yılından günümüze kadar süren bir iç savaş yaşamaktadır. Bu savaş sırasında ülkenin Kızıldeniz kıyısında yer alan bölümünde “Somaliland” adıyla ayrılıkçı bir devlet de ortaya çıkmıştır.

Osmanlı ve Hint Okyanusu

Bizim Somali ve yakın coğrafyasında yer alan topraklarla ilgilenmemizin tarihi XV. yüzyılın başlarına kadar geriye gider. 1517 yılında Mısır’ın fethinin ardından “Mukaddes Topraklar” adıyla anılan Mekke ve Medine Osmanlı Devleti denetimine girer. Bu sırada Asya ile Avrupa arasındaki, özellikle baharat ticareti, Basra Körfezi ve Kızıldeniz yolu üzerinden yapılmakta iken zamanla Hint Okyanusu güzergâhına kaymaya başlar. Portekiz’in ticaret yollarını kontrol altına alması ve bu güzergâhta hâkimiyetini pekiştirmek amacıyla kaleler inşa etmesi dikkatimizi çeker. Daha önce büyük ölçüde Osmanlı toprakları üzerinden gerçekleşen ve önemli gümrük gelirleri sağlayan ticaret hacmi giderek azalmaktadır. Bunun yanı sıra, hac farizasını yerine getirmek için Hindistan ve Uzak Asya’dan gelen Müslümanlar yolculuk sırasında hem zorluk çekmekte hem de can ve mal emniyetlerini sağlamakta güçlük yaşamaktadırlar.

Osmanlı Devleti, her türlü tekne ve milliyete mensup insanların serbestçe ticaret yapma hakkına sahip olduğunu belirtmesine karşın, Portekiz Krallığı yalnızca Portekiz gemileriyle insan taşınabileceği ve ticaret yapılabileceği yönündeki katı tutumunu sürdürmektedir. Bu durum iki devlet arasında önemli anlaşmazlıklara yol açmaktadır.

Habeş Eyaleti’nin kuruluşu

XVI. yüzyılda Mısır sınırından Doğu Afrika’daki Mombasa şehrine kadar uzanan sahil kesimi ile Sudan’ın bir bölümü, Cibuti, Eritre, Etiyopya ve Somali’nin kıyı şehirlerini kapsayan idarî bir bölge hâlinde teşkilatlandırılır. Yemen Beylerbeyi Özdemir Paşa, Nisan 1554 tarihinde Habeş Eyaleti beylerbeyliğine tayin edilir.

Pîrî Reis ve Hint Denizleri

Mısır’ın fethinin hemen ardından gerek Kızıldeniz gerekse Hint Okyanusu Osmanlı Devleti denizcilerinin ilgi alanına girer ve bu bölgelerin haritaları yapılmaya başlanır. Daha 1517 yılında “Kitâb-ı Bahriye” adlı eserini Yavuz Sultan Selim’e (1512-1520) sunan Pîrî Reis, “Osmanlı topraklarında o zamana kadar kimsenin görmediği ve bilmediği Çin ve Hint denizlerinin yeni haritalarından yararlanarak, günümüz haritalarında yer alan şeylerin iki katını gösterebildiğim haritalar yaptım” demektedir.

Cengiz Orhonlu ve Habeş Eyaleti

Cengiz Orhonlu, 1974 yılında “Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti” isimli kitabını yayımlar. Uzun bir dönem hüküm sürdüğümüz ve çok az insanımızın farkında olduğu bu coğrafyadaki faaliyetlerimizi belgelere dayanarak anlatan bu eser, ne yazık ki yeterli ilgiyi görmez. Kızıldeniz’in doğu kıyısı ve Yemen hakkında bir miktar bilgi sahibiyizdir; buna karşılık Kızıldeniz’in batı kıyıları ile Afrika Boynuzu hakkında hemen hiçbir şey bilmez durumdayızdır.

Giancarlo Casale ve Osmanlı’nın Keşif Çağı

Uzun yıllar sonra Giancarlo Casale, 2010 yılında “The Ottoman Age of Exploration / Osmanlı’nın Keşif Çağı” adlı kitabını yayımlar. Özellikle Portekiz kaynaklarına dayanılarak hazırlanan bu araştırma, bölgedeki geçmişimize dair önemli bilgiler sunmaktadır.

Habeş Eyaleti’nden önce

Özdemir Paşa’nın 1554 yılında Habeş Eyaleti Beylerbeyliği’ne atanmasıyla başladığını düşündüğümüz Hint Okyanusu maceramızın kökleri aslında daha eski tarihlere uzanmaktadır. 1523 yılında, sadrazamlık makamına yükselen ve tarihimizde Makbul ya da Maktul İbrahim Paşa olarak anılacak olan İbrahim Paşa, 1524 yılında Mısır’da ortaya çıkan karışıklıkları gidermekle görevlendirilir.

Mısır’daki yönetim boşluğunu kısa sürede denetim altına alan İbrahim Paşa, 1517 yılında Portekizlilerin Cidde’ye yönelik saldırılarıyla başlayan ve hâlen devam eden Kızıldeniz’deki Portekiz hâkimiyetinden endişe duymaktadır. Bir süre önce Portekiz tehdidinden kaygı duyan Memlük Sultanı Kansu Gavri’nin daveti üzerine Mısır’a giden Selman Reis, 1511 yılında elli kadırgadan oluşan Mısır donanmasının komutanlığına getirilmiştir.

Selman Reis, İbrahim Paşa’ya, Memlüklerin yenilgisinden sonra Cidde’de terk edilmiş durumda bulunan donanmanın yeniden güçlendirilmesi ve Kızıldeniz’de denetimin sağlanması gerektiğini anlatır. Onun ifadelerine göre Yemen, o tarihlerde “Efendisi olmayan bir ülke, boş bir eyalet” görünümündedir.

Yemen ve Portekiz rekabeti

Bu arada Portekizliler, Safevî hükümdarı Şah Tahmasb ile temas kurarak, Osmanlı Devleti’ne karşı ortak hareket etmenin yollarını aramaktadır. Hızla harekete geçen İbrahim Paşa, Selman Reis’i desteklemek amacıyla yaklaşık dört bin gönüllü piyade toplayarak Hayreddin el-Rûmî komutasında bir askerî birlik oluşturur. Kısa süre içinde Yemen’de yönetimi ele geçiren bu güç karşısında Portekizliler, Goa’daki kalelerine çekilmeyi tercih ederler.

İki yıla yakın süre Mısır’da kalan İbrahim Paşa, yerine Hadım Süleyman Paşa’yı vali tayin ederek Mısır’dan ayrılır. Daha sonraki yıllarda Sokullu Mehmed Paşa da gerek kanal projelerine gerekse Hint Okyanusu’ndaki Osmanlı faaliyetlerine güçlü destek verir. Ancak onun ölümünün ardından bu siyasetten vazgeçilir ve bölge büyük ölçüde kendi kaderine terk edilir.

Bu konularda bilgi sahibi olmak isteyenlere ve “Somali’de ne işimiz var?” sorusuna tarihî bir cevap arayanlara Giancarlo Casale’nin kitabını okumalarını tavsiye ederim.

Sevakin ve Osmanlı mirası

Son bir hususu daha hatırlatmak isterim. 2017 yılında Sudan’dan Sevakin Adası’nın kullanım hakkını aldık ve burada bir deniz üssü kurmaya yönelik çalışmalara başladık. Sevakin’in bir dönem Habeş Eyaleti’nin yönetim merkezi olduğunu ve 1554 yılından Mısır Hidivliği’nin kurulduğu 1867 yılına kadar, üç yüz yılı aşkın bir süre Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olarak kaldığını unutmamak gerekir. Anlaşılan o ki Kızıldeniz’de ve Somali’de tarihî sorumluluklarımız ve geçmişten gelen bağlarımız bulunmaktadır. Giancarlo Casale, Osmanlı’nın Keşif Çağı, İstanbul, 2023.

“İlk Dünya Savaşı”

Giancarlo Casale kitabında dikkat çekici bir değerlendirme yapmakta ve 1536-1546 yılları arasında Osmanlı donanması ile Portekiz donanmasına bağlı güçler arasında gerçekleşen kara ve deniz savaşlarını “İlk Dünya Savaşı” olarak nitelendirmektedir.

Gerçekten de bu mücadele, dönemin en güçlü iki devleti arasında, yalnızca belirli bir bölgede değil, Hint Okyanusu ve ona bağlı geniş coğrafyalarda yürütülen uzun soluklu bir çatışmadır. Bu yönüyle, dünya ölçeğinde cereyan eden ilk büyük askerî mücadelelerden biri olarak değerlendirilmesi gerekir.

Rumi

“Rumi” kelimesi çoğu sözlükte “Romalı” anlamına gelen bir sözcük olarak açıklansa da bir dönem farklı coğrafyalarda Anadolulu, Anadolu’da yaşayan veya Anadolu’dan gelen insanlar için de kullanılmıştır.Giancarlo Casale’nin kitabında, adlarının önünde “Rumi” sıfatı bulunan çok sayıda kişinin, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda ticaret yaptığını; Hürmüz, Maldivler, Gucerat ve Açe gibi uzak coğrafyalarda ticaret ağları kurduğunu, diplomatik ve ticari girişimlerde bulunduğunu ve hatta Rumi birlikleri oluşturduklarını görmekteyiz.

Anlaşılan o ki bir dönem içimize kapanmanın sonuna gelinmiştir. Günümüzde de dünyanın farklı bölgelerinde çok sayıda Türk insanının çalıştığını ve dünya ticaretinden pay almaya gayret ettiğini görmekteyiz.

Evliya Çelebi

XVII. yüzyılın sonlarına doğru Mısır-Sudan-Habeşistan-Somali-Cibuti-Kenya ve Tanzanya’yı dolaşan Evliya Çelebi, Sevâkin şehrini de anlatır. “Habeş paşasının bir tahtı da bu Sevâkin’dir, ama paşa burada sakin olmaz. Kaymakamı 500 adamla yönetip paşaya senede 100 kese mahsul verir. İskele başında paşa sarayına ‘hurde’ derler, gümrük orada alınır.” Bu seyahati sırasında Tanzanya’ya kadar giden Evliya, 16 Haziran 1673 tarihinde Mogadişu yakınlarındaki Harlova şehrinden ayrılarak Mısır’a döner. Aktardığı bilgiler, XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Afrika ve Kızıldeniz çevresindeki varlığı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Gezdiği yerlerdeki şehirleri, limanları, ticaret yollarını, insanları ve günlük hayatı ayrıntılı biçimde anlatan bu açıklamalar bölgenin geçmişi için en önemli kaynaklardan biri kabul edilmektedir.

Nil-Kızıldeniz Kanalı

Mısır Valisi Hadım Süleyman Paşa’nın ilk girişimlerinden biri, İbrahim Paşa tarafından gündeme getirilen Nil ile Kızıldeniz’i birleştirecek bir kanal açılması projesidir.

Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda görev yapacak Osmanlı donanmasına ait gemiler, Süveyş’te kurulan tersanede inşa edilmektedir. Ancak ne Mısır’da ne de çevre bölgelerde gemi yapımına uygun yeterli miktarda kereste bulunmamaktadır. Bu nedenle en yakın kaynaklar olan Suriye ve Karadeniz bölgelerinden getirilen ahşapların, Akdeniz kıyılarından Süveyş’e kadar yaklaşık yüz kilometrelik çöl güzergâhı boyunca taşınması gerekmektedir.

Böylesi güçlükler ve yüksek maliyetler doğuran bu nakliye probleminin, açılması planlanan kanal sayesinde kolaylıkla çözülebileceği düşünülmüştür.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.