Yeni parti tutar mı?
Herakleitos, “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz, zira ne nehir aynıdır ne de siz” cümlesini, “Yeryüzünde durağan hiçbir şey yoktur, her şey devinim halindedir” görüşüne dayandırıyordu. Zaman 2500 yıl önceydi. Nehir, bugüne oranla çok daha yavaş akıyordu.
CHP’den ayrılıp yeni partide devam etmeyi planlayan grubun iki temel noktası var;
Bir, “CHP’de siyaset üretmenin yolları tıkandı bu durum, yeni bir partiyle aşılabilir. Seçmen ilgisi de yeni partiyi destekleyecek görünüyor.
”İki, “Saadet Partisi’nden ayrılan AK Parti, yıllardır iktidar olduğuna göre biz de başarabiliriz.
”İlk gerekçeye bakalım. CHP’de siyasi tıkanıklık yeni değil. Yeni partiye gideceklerin büyük çoğunluğu, tıkanma dönemlerinin yönetici koltuklarında oturuyorlardı.
Seçmen ilgisine gelince. Bir mihenk noktası olması hatalıdır. “Bilinçli seçmen” yerini, algoritmaların ardından giden seçmene bırakalı epeyce oldu. Saman alevine benzer, süreklileşmesi çaba ve üretici zekâ gerekir.
İkinci gerekçeye bakalım.
AK Parti, “ümmetçi milli görüş”ü savunan Refah- Fazilet- Saadet çizgisinden ayrılarak “muhafazakâr demokrasi”ye geçmiş, “Milli görüş gömleğini çıkardık” sözüyle sembolize olan bir ayrım/kopuş ortaya koymuştu. Ana gövdeden ayrılmamış, Fazilet kapatılınca kendi yoluna gitmiş, iki güçlü kolon üzerine kurulmuştu:
“Güçlü bir lider” ve yerleşik düzene meydan okuyan bir “dava.”
Ön yüzde Özel’in görüldüğü “İmamoğlu hareketi”nin güçlü kolonu nedir? “Haksızlığa karşı durmak”, yeni bir parti için yeterli olabilir mi?
Geçen 25 yılda siyaset, dünya, seçmen, beklenti, ülke, parametreler değişimini yok sayıp, kıyaslama yapılabilir mi?
İmamoğlu’nun “daha demokratik” vurgusuyla, daha sağa açıldığınızda CHP ile kimliklenmiş seçmen tabanı, “baba ocağı”ndan ayrılır mı? AK Parti’nin dağılma olasılığına yaslanan bu yaklaşım, yeni bir sağ parti anlamına gelmez mi?
Daha sağda olmadan, CHP’den nasıl farklılaşacak?
Kılıçdaroğlu, CHP’yi Atatürk’ün çizgisine getirme sözünü inandırıcı kılabilir, CHP’nin kuruluş davasına bağlı güvenilir isimlere, önemli görevler teklif ederse ne olacak?
Nehir hızlı aktığında, insan tutunmak için kaya parçası gibi sabit bir şey arar. Sizce maceraya girer mi?
İran Savaşı’ndan kalan
Bir, savaşların kazananı olmaz. Savaş tahrip eder, kazananın bile kayıpları vardır. Bu nedenle Türkiye’nin, doğrudan tehdit edilmediği sürece savaşlardan uzak duran tavrı nettir.
İki, İran’ın direnci, İsrail’in politikasına yara aldırmış, bin yıllık devletle gecekondu devlet arasındaki farkı dünyaya göstermiştir.
Üç, Libya, Irak, Afganistan’ın başına gelenlerin, bölge için büyük ders olduğu netleşmiştir.
Dört, ABD, İsrail ile ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğini fark etmiştir.
Beş, İran halkı bir milletin onurunun, her şeyin üzerinde olabildiğini göstermiştir.
Daima…
Mutabakat metni imzalanırken Trump’ın iki tarafında oturan bay ve bayan Macron’ların gülen yüzleri, politik arenada kimse daima dost, daima düşman değildir sözünü kanıtlar gibiydi.
İletişimde “daima” sözcüğünü kullanırken dikkatli olmak gerek. Zira “daima”, ilkeler dünyasına ait bir sözcüktür, duygular dünyasına değil. İlkeler değişmez, duygular değişir.
Dünya kupası notları
Bir, “su molası”na itiraz etmek lazım. Futbolcuların konsantrasyonlarını bozuyor. Futbolu hem algı hem oyun olarak soğutuyor.
İki, yoksul ülke takımları, gelişmiş ülkeler karşısındaki dirençleriyle, kazanmak için yüreğin paradan önce geldiğini kanıtlıyorlar.
Üç, dünya kupasından elendik. Bana sürpriz olmadı. Hem futbolcuların duygu durumu, hem de Montella’nın açıklamalarında “kaos” vurgusu sonucun ipucunu veriyordu.
AKLIMDA KALAN
Babalar günü: Benim babam dünyanın en güçlü babasıydı. Güçlü deyince aklınıza kaslı, gövdeli, kocaman bir adam gelmesin. Bedeni herkesin babası kadardı, kendi halinde. Ama yüreği, duruşu o kadar heybetliydi ki, kimselere benzemezdi. Resmi törende askerlerin arasından Anıtkabir’e girmeyi başarır, TÖBDER yürüyüşünde dayak yemeyi göze alır, azmiyle herkesi hayran bırakırdı. Gözleri son kez kapanana kadar, gözünü kitap okumaktan ayırmadı benim babam. Babalar günü kutlu olsun.
Sende Yorum yap