Öğretmenin itibarı!
Her meslek çok önemlidir. İtibarları da en üst düzeyde olmalıdır. Olmalı ki biri diğerini aşağıya çekmesin, yaşam standartlarımız ve yaşam kalitemiz en üst düzeyde olsun. Eğitim neden “milli” eğitim ise geleceğin mimarları da o yüzden “milli” bir duruşu ve itibarı gerektiriyor. Öğretmenin itibarı sadece kendisinin değil ülkemizin, çocuklarımızın ve geleceğimizin itibarıdır. “Bana bir harf öğretenin kulu, kölesi olurum!” diye öğretmeni baş tacı eden bir kültürden geliyoruz. Atatürk’ün “Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” demesi de bu yüzdendir…
Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim seferberliği başlatıldığında yeterince öğretmenimiz olmadığı için gazetelere ilan verilir. Önce öğretmen okulu mezunları aranır, sayı yetmeyince üniversite mezunu da olur denilir, sayı yine yetersiz kalınca lise, ortaokul, ilkokula kadar iner. Son çare olarak ise okuma yazma bilen herkes başvurabilir noktasına gelinir ve içlerinden atananlar da olur. O günün koşulları onu gerektiriyordu ve dünya eğitim literatürüne altın harflerle kazınan muhteşem bir devrim yaşanır… 30 yıl öncesine kadar ciddi öğretmen sıkıntımız vardı ve kapı hemen herkese açılsa da itibarları hep en üst düzeydeydi.
Öğretmenin devlette ya da özelde olanı; atanmışı atanmayanı, ücretlisi kadrolusu, ustası stajyeri, mülakatla kayrılanı mağdur olanı, istediği yere tayini çıkanı yıllarca çakılı kalanı, mazereti kabul edileni edilmeyeni olmaz!
Sınıfa giren herkes öğretmendir, eşit özlük haklarına sahip olmalı, eğer sınıfa girmeyi hak ediyorsa istisnasız hepsine kadro verilmeli, saygı gösterilmeli; isteyen istediği öğretmene istediği kadar maaş verebilir ama taban maaş uygulaması eskiden olduğu gibi yeniden getirilmelidir.
Haklarını arıyorlar diye yerlerde süründürerek sadece onların itibarını yerle bir etmiyor; ülkemizi, çocuklarımızı ve geleceğimizi de ayaklar altına alıyoruz. Ne olur bunu asla göz ardı etmeyelim. Yoksa hiç dilimizden düşürmediğimiz düşünen, soran, sorgulayan, hakkını arayan nesilleri zor yetiştiririz! Meslekler bir zincirin halkaları gibidir. İçlerinden birisi koptuğunda hepsi dağılır. Bu yüzden biri ya da birileri değil, hepsi önemlidir. “Zayıf halka kadar güçlüsünüz” denilmesi bu yüzdendir. İtibar da öyledir. O ya da şu meslek itibar erozyonuna uğradığında diğerleri de etkilenir. Hele ki bu meslek öğretmenlikse!
İstediğimiz bu muydu?
Sosyal bilimleri öldürdük, temel bilimleri yok saydık, mühendisleri sıradanlaştırdık, sanatı, sporu görmezden geldik, mesleki eğitimi değersizleştirdik, insan gücü planlaması ve üretim odaklı istihdam politikalarını rafa kaldırdık ama herkesi diplomalı yaptık! Peki istediğimiz bu muydu? Diplomalar bir işe yarıyor mu? Okumuşların itibarı ne oldu? En önemlisi de aldığımız eğitim; harcanan emeğe, zamana ve paraya değiyor mu? En iyi öğrencilerimizi önce tıbba yönlendirdik, şimdi de mühendisliğe. 10-15 yıl öncesine kadar ilk 100’e girenlerin yarıdan fazlası tıbbı seçerdi; şimdi ara ki bulasınız.
Cumhuriyetin ilk yıllarında öğrencilerin öncelikli rol modeli öğretmenlerdi. Uzun yıllar bu böyle devam etti. Kapı herkese açıkken tıbbı, mühendislikleri ve diğer fakülteleri bitirenler içerisinde öğretmen olmak için MEB’e başvuran on binler vardı. Nereden nereye!..
Yapılan açıklamalara göre en tepedeki her 6 öğrenciden 5’i mühendisliği seçiyormuş. İlk tercihlerde eğitim fakültelerinin esamesi bile okunmuyormuş! Sevinelim mi, üzülelim mi?
Seviniyoruz çünkü dünya ekonomisinin gidişatına mühendisler yön veriyor. Kalkınmanın lokomotifi onlar. Üzülüyoruz çünkü iyi mimarlar olmadan doğru bir gelecek inşa edilemez!
Okulların ve mesleklerin bir kısmını önemli, diğerlerini önemsiz algısı yaratıp, hele hele öğretmenliği sıradanlaştırıp bu minvalde yol almak; eğitimde ve insan gücü planlamasında yapılacak hataların en büyüğü olur ve biz bu hatayı hep yapıyoruz… Peki en iyi öğrencilerimizi mühendisliklere yönlendirip en iyi eğitimi verebiliyor muyuz? Mezun olduklarında kolay iş bulabiliyorlar mı ve daha da önemlisi hak ettikleri maaşları alabiliyorlar mı? Yurt dışına açılmalarını önleyici ya da gidenlerin dönmeleri için cazip ortamlar yaratabiliyor muyuz?
Burslu öğrenciler ile paralı öğrencileri aynı sınıfa koymanın, aralarında yüz binlerce fark olan bölümlerden mezun olanlara aynı diplomayı vermenin ötesine geçebiliyor muyuz?
Eskiden olduğu gibi “Öğretmenlerimiz başımızın tacı” diyebiliyor muyuz?
Özetin özeti: Eğitimi hiç kaale almayanlar yoksa bu yüzden mi eğitimden hiç söz etmiyor, yerlerde sürüklenen öğretmenleri hiç dinlemiyorlar!..
Categories: Öğretmenin itibarı!
Sende Yorum yap