ABD yerine NATO’ya kim liderlik edecek?
Ankara’daki NATO heyecanı, güvenlik görevlileri ve motosikletli kuryeler açısından 48 saat sonra hafifleyecek; ikinci 48 saat sonra bitecek. Ancak 32 başkentte, “ABD liderlik konumundan çekilirse, NATO’ya kim liderlik edecek?” sorusunun cevabı daha çok uzun süre tartışılacak.
Bu soru, Trump’ın yarın ya da Çarşamba günü açıklayacağı oyun planına bağlı olarak ortaya atılacak. Bu soru sorulabilirlik kazanırsa, yani Trump, 22 gün önce Fransa’nın ünlü Evian İçmelerinde G7 zirvesinde Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere liderlerinin yüzüne karşı, “Ben ekonomide patronum; ama siz savunmada kendi başınızın çaresine bakacaksınız!” sözlerinden dönmezse; bu 32 ülkeden dördünde yapılacak pazarlıklar çok daha ilginç olacak.
Önce, muhalefet Fransa’da başkana, Almanya, İtalya ve İngiltere’de başbakana “ABD NATO’dan çekilirse, lojistik ve stratejik kapasitenin belirlenmesi ve sürdürülmesinde sorumluluğunu ülke olarak biz üstlenebilir miyiz?” diye soracaklar.
Fransa başkanı olarak Macron, elbette, büyük bir hevesle olumlu cevap vermek isteyecektir. Ama 29 Mayıs’ta Toulouse’un Fleurance kasabasında 11 yaşındaki bir öğrenci kızın istismarı ve öldürülmesi olayında polisin savcılık ve mahkeme teşkilatının parasızlık sebebiyle katili hala adalet önüne çıkartamayan bir hükumetin başkanı olarak, ne söylese, kendisinden başka kimseyi tatmin etmeyecektir. Kendisini de ikna edeceği şüpheli.
Sağcısıyla-solcusuyla, kendilerini hem AB’nin hem de Avrupa NATO’sunun doğal lideri olarak gören Almanya’nın uzun zamandır hayalini kurduğu bu aşamaya kavuşmak üzere olması, en çok başbakan Friedrich Merz’i heyecanlandırıyor. Oysa Berlin’in sadece Avrupa’da değil “daha geniş coğrafyadaki rolünü” yeniden şekillendirmek için vakit kaybetmeyen Merz’in parti içindeki rakipleri onun yeterli bir bakış açısına sahip olmadığı ve inanç göstermediğini açıkça söylüyorlar. 1979 doğumlu iki ana muhalefet lideri, Tino Chrupalla ve Alice Weidel, popülist-milliyetçi Almanya İçin Alternatif (AfD)partisini gerçekten o kadar “alternatif” hale getirdiler ki, Merz’in Hristiyan Demokrat Birliği (CDU/CSU) üç yıl beklemeden seçime gitmek zorunda kalabilir ve Almanya bırakın AB ve NATO liderliğini, bu örgütlerin üyeliğinden bile çıkabilir.
İngiltere’de ve İtalya’da ABD’nin yerine liderlik tartışmasının fazla uzun sürmeyeceğini bekleyebiliriz. İngiltere kendi liderlik tartışmasıyla uğraşıyor. İtalya’nın ise Fransa ve Almanya’yı geride bırakarak Avrupa’nın en güçlü ve lider ülkesi olmayı başarabilecek bir konumda olmadığı kanısı siyasal elite hakim görüştür dersek, yanılmış olmayız. İktidara geldiğinde Avrupa gazetelerinin “İtalya’da faşizm yeniden kazandı!” diye yazdığı İtalya Kardeşleri isimli küçük partisini iktidar yapmayı başaran Giorgia Meloni, herkesi şaşırtıp en “sert” Avrupa (ve hatta genel anlamda Batı) değerlerini savunma yanlısı olmayı başardı. Ancak Meloni, liberal demokrasinin bir ülkenin liderliği ile değil “Bütünleşik bir Avrupa” ile sağlanabileceğini söylüyor.
Peki o zaman, eğer Trump dünya jandarmalığından istifada kararlı ise, yerini kim alacak? En büyük ekonomiye sahip olduğu için Almanya mı, yoksa nükleer kapasite nedeniyle İngiltere veya Fransa mı? Mevcut savunma kapasitesi düşünülerek Polonya mı?
ABD’nin askeri desteği aşamalı olarak çekildiğinde, Avrupa ülkelerine mevcut kapasitesi ve gelişme perspektifi dikkate alınarak en iyi lojistik desteği sağlayacak ülke mi? Bu son kriterin cevabı bana “Türkiye” gibi geliyor.
Önceki gün 250’nci kuruluş yıldönümünü kutlayan ABD’nin Trump, kendisinin bile önemine inanmadığı Netanyahu’nun İran savaşında kendisini desteklemedikleri için öfkelendiği Avrupalı liderlere kızdı diye, sayılamayacak kadar çok stratejik sebeple kurduğu NATO ve elleriyle inşa ettiği AB’yi yüzüstü bırakıp yeniden bir “izolasyon siyasetine” dönmesi beklenmemeli. Trump’ın yanındaki Derin Amerika onu, Avrupa’da NATO’yu teçhiz etme işinin faturasını paylaşmaya ikna edecektir.
Hele yarın Trump’ı bir dinleyelim!
Sende Yorum yap