s

İbrahim Kalın’a saldırmanın ucuzluğu...

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın Irak ve Irak’ın kuzeyine yaptığı ziyaretler belli ki terör örgütünü fazlasıyla rahatsız etmiş.

Örgütten kimi isimler bu ziyaretleri Türkiye’nin savaş hazırlığı olarak yorumlayan açıklamalar yaptılar.

MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı uzun yıllardır tanırım, son derece zeki bir adamdır; rahat batan, durmadan kendisine sorun çıkarmayı seven birisi de değildir.

MİT, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle birlikte sahanın her yerinde hakimiyet kurulduğu bir dönemde Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmak için sadece elini değil, tüm bedenini taşın altına koydu. Bugün yasal düzenlemeleri konuşabiliyorsak burada Kalın’ın ve MİT’in rolünü kimse görmezden gelemez.

Gelelim Türkiye’nin “savaş hazırlığı” iddiasına... Terör örgütünün tarihe karışmasına haftalar kala, Ankara’nın tüm dikkatini bu işe verdiği bir zamanda terör örgütünün yaptığı açıklama, barış ortamını provoke etmektir.

Türkiye, Bağdat, Erbil ve Süleymani’yle elbette konuşacak, terör örgütünün dağılmasının ardından ortaya çıkacak boşluğun başkaları tarafından doldurulmaması, yasadan faydalanma ve Türkiye’ye dönme ihtimali olmayanların Irak’ın kuzeyinde başka ilişkiler ağına girmemesi, MOSSAD’ın PKK yerine başka bir taşeron oluşturma çabasının engellenmesi için mutlaka yapılması gerekenler var. Türkiye, Terörsüz Türkiye hedefine de Irak’ın kuzeyinin steril kalması konusunu da devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor.

Ankara’nın Bağdat ile de çok yönlü ilişkileri var; Kalın’ın ziyaretinden rahatsız olanlar aynı dönemde Enerji Bakanı’nın ya da iş adamlarının Bağdat çıkarmasını yok sayıyorlar. PKK’dan gelen açıklamalar, İbrahim Kalın’ı hedef alıyor gibi görünse de aslında İmralı’nın, Öcalan’ın iradesini hedef alıyorlar.

Bunlardan Türkiye içerisinde olanlar da var...

Hapisten çıktıktan sonra sivillere yönelik katliam eylemini övünerek anlatanlar, bu ülkede hem barışın düşmanıdır hem de Öcalan’ı resmen karşı çıkamayan ama süreci provoke edebileceğini düşünen zavallılardır...

Öcalan, sona yaklaştığımızda bu dönemde Kandil’deki ve Türkiye içerisindeki bu provokatörleri susturmanın bir yolunu bulmalı…

Vahşeyh Uzay Limanı ve hastalıklı ruh

Türkiye, Somali’nin başkenti Mogadişu’nun yaklaşık 70 kilometre kuzeyindeki Vahşeyh’de bir “Uzay Limanı” kuruyor.

Önce bu tesisin neden Türkiye’de kurulmadığını anlatmak lazım:

Türkiye’nin coğrafi konumu dolayısıyla hava sahamız ve deniz yollarımız, dünyanın en yoğun ulaşım hatlarından biri durumunda. Fırlatma sırasında geniş alanların kapatılması gerekeceği için hem teknik açıdan dezavantajlı hem de trafiğe kapatma süreçleri için diğer ülkelerle müzakere gerektirecek durumlar yaratma riski taşıyor.

Tesis, Somali’de kuruluyor zira dünyanın dönüş hızının ekvator ve yakın ülkelerde en yüksek seviyede olması, roketlerin daha az yakıtla yörüngeye ulaşmasını sağlıyor.

Somali’nin Hint Okyanusu’na açılan uzun kıyı şeridi fırlatmaların doğu yönünde ve sivil alanlar açısından daha güvenli şekilde yapılmasına imkân tanıyor.

Bu uzay limanı tamamlandığında Türkiye Alçak Dünya Yörüngesi (LEO) ve Jeosenkron Dünya Yörüngesi (GEO) gibi konumlara milli uydularını bağımsız şekilde gönderecek.

Bugün uydu fırlatma kapasitesine sahip 11 ülke var: İleride Türkiye, başka ülkelerin uydularını da ticari anlaşmalarla fırlatabilecek.

Türkiye bu uzay limanını yerli füzelerini de test edecek şekilde yapıyor. Bunun sebebi de Sinop Test Merkezi’ndeki denemelerin coğrafi sınırlar ve trafik yoğunluğu nedeniyle sınırlı kalması. Bu füze denemeleri konusu ABD, Fransa ve İsrail gibi ülkelerin stratejik araştırma merkezleri tarafından sıklıkla ele alınıyor ama en ruh hastası tepki her zaman olduğu gibi İsrail’den geldi.

Middle East Forum, mayıs çalışmasında tesisin yalnızca 2 bin kilometreye kadar menzile sahip sistemleri barındıracak şekilde tasarlandığını ve İsrail’i erişim alanı dışında bıraktığını yazdı. Bu tespit İsrail’e yetmedi. İsrail medyası, “Olsun füzeler bize ulaşmıyor ama destek verdiğimiz Somaliland’a ulaşabilir” gibi saçma bir itiraz içerisinde.

Türkiye, nerede, ne yapacağını İsrail’e sormayacak.

Kaldı ki uluslararası hukuka aykırı şekilde nükleer başlığı ve balistik füzeleri olan bir ülkenin bu küstahlığına dayanmak giderek zorlaşıyor.

Görünen o ki, Netanyahu ve soykırım ortakları Türkiye konusunda tüm İsrail’in beynini zehirlemiş. Bugüne kadar Türkiye, Netanyahu ile İsrail halkını ayırmaya özen gösterdi.

Artık bu ayrımı yapmamıza gerek yok bence...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.