Beğenilmek ile değerli hissetmek aynı şey mi?

Her insan, yaşamı boyunca başkaları tarafından görülmek, fark edilmek ve kabul görmek ister. Bu, yalnızca günümüz dünyasına ait bir istek değildir, her dönemde insan ilişkilerinin en temel unsurlarından biri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ancak günümüzde teknolojinin ve beraberinde sosyal medyanın yaşamımızdaki yeri önemli ölçüde artış gösterdi. Böylece “görülmek” kavramı da farklı bir anlam kazanmaya başladı. Artık sadece yakın çevremiz tarafından değil, hiç tanımadığımız insanlar tarafından da fark edilmeyi oldukça önemsiyor durumdayız.
Bir paylaşımın aldığı beğeni sayısının, yapılan yorumların ya da gelen olumlu geri bildirimlerin insanı mutlu etmesi elbette ki çok doğaldır. Takdir gördüğünü, emeğinin karşılığını aldığını hissetmek ve övgü dolu güzel sözler duymak yaşamın en keyifli yönlerinden biridir. Ancak zaman içinde bu beğeniler, kişinin kendi değerini belirlediği temel ölçüt haline gelmeye başlayabilir. İşte tam bu noktada bir durup düşünmek anlamlı olacaktır.
Çünkü beğenilmek ile değerli olmak kesinlikle aynı kavramlar değildir. Beğenilmek, netice itibarıyla dış dünyadan gelen geri bildirimlerin yansımasıdır. Değerli hissetmek ise daha çok kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin önemli bir parçasıdır. Biri tamamen dışarıdan gelirken diğeri neredeyse her zaman insanın içinde gelişir. Evet, dışarıdan gelen takdir de kıymetlidir, ancak kişinin kendine bakışını tamamen bu dış faktörün üzerine kurması, oldukça kırılgan bir zemin hazırlayabilir.
Günümüzde pek çok kişi, farkında bile olmadan gününü başkalarının tepkileri üzerinden değerlendiriyor. Paylaştığı fotoğrafın beklediğinden daha az ilgi görmesi, yazdığı mesajın karşılık bulmaması ya da yaptığı bir çalışmanın yeterince görünür hale gelmemesi, kişinin kendi emeğini sorgulamasına neden olabiliyor. Oysaki görünür olmak ile değer üretmenin aynı şey olmadığının farkına varılması gerekiyor.
Hayatın birçok alanındaki en kıymetli katkılar, aslında sessizce gerçekleşenlerdir. Çocuğuna güven aşılayan şefkatli bir anne, elindeki işi özenerek yapan dürüst bir çalışan, yaşlı komşusuna destek olan iyiliksever bir komşu ya da çevresindekilere umut veren yapıcı bir insan… Bunların hiçbiri binlerce beğeni almayabilir. Ancak yaptıklarının taşıdığı anlam, sayılarla ölçülemeyecek kadar değerlidir.
Sosyal medya, genel olarak hayatın en fazla öne çıkan anlarını görünür kılar. En güzel tatiller, en mutlu kutlamalar, en başarılı çalışmalar ya da en estetik kareler paylaşılır. Bu da oldukça doğal bir tercihtir. Ancak sürekli bu görüntülerle karşılaşan bazı kişilerde kendi yaşamının yeterince değerli olmadığı hissi oluşabilmektedir. Bununla birlikte herkes hayatının aynı bölümünü paylaşmaz. Sosyal medyada görülen kareler, çok daha uzun ve farklı yaşamların yalnızca küçük birer kesitidir.
Kimi zaman insan, başkalarının alkışını duymaya o kadar odaklanır ki kendi iç sesini duymakta zorlanmaya başlar. Oysa insanın kendine yönelteceği bazı sorular, dışarıdan gelecek birçok onaydan çok daha anlamlı olabilir. “Ben bugün elimden geleni yaptım mı?”, “Kendi değerlerime uygun davrandım mı?”, “Bugün birine ya da kendime küçük de olsa bir katkı sağladım mı?” Böyle soruların yanıtları, dışarıdan gelecek geçici beğenilerden çok daha kalıcı bir iç huzur oluşturmaya katkı sağlayabilir.
Değer duygusu, çoğu zaman ufak tefek seçimlerle beslenir. Verilen sözleri tutmak, kendine özen göstermek, dinlenmeye izin vermek, hata yaptığında kendini acımasızca yargılamamak ve gelişmeye açık kalabilmek… Bunların her biri, kişinin kendisiyle kurduğu bağı güçlendirmeye yarar. Çünkü bu bağ sağlamlaştıkça, dışarıdan gelen onaya duyulan ihtiyaç da daha dengeli bir aşamaya geçer. Tabii ki onay görmek ve takdir edilmek hepimiz için anlamlıdır ve motivasyonumuzu artırır. Ancak burada önemli olan, bu geri bildirimlerin yaşamımızdaki yeridir. Eğer tüm iyi oluş halimiz yalnızca dışarıdan gelecek onaya bağlı duruma geldiyse, zaman zaman iç dengemize yeniden dönüp bakmak faydalı olabilir.
Belki de asıl sorulması gereken sorular şunlardır: "Eğer kimse alkışlamasaydı, yine de aynı emeği verir miydim?", "Eğer bu yaptığımı sadece ben bilseydim, yine de kendimle gurur duyabilir miydim?" Bu soruların yüzde yüz kesin cevapları olmayabilir. Ancak insanın kendi değerini yeniden keşfetmesi için önemli birer başlangıç oluşturabilirler.
Nitekim gerçek değer, her zaman görünür olmak zorunda değildir. Tıpkı kökleri toprağın altında büyüyen bir ağacın en güçlü kısmının göz önünde olmaması gibi, insanın en sağlam yönleri de çoğu zaman sessiz ve derinde gelişir. Sabır, dürüstlük, vicdan, emek, merhamet ve öz saygı… Bunların hiçbiri beğeni sayısıyla ölçülemez.
Eğer kişi kendini sürekli başkalarının onayını beklerken buluyorsa ya da bu durumun yaşam kalitesini ve kendine bakışını olumsuz etkilediğini hissediyorsa, mutlaka bu duygular üzerinde kafa yorması gerekir. Yeri geldiğinde bir uzmandan görüş almak da kişinin kendini daha iyi anlamasına katkı sağlayabilir. Bu hareket, bir eksiklik olarak değil, kişinin iç dünyasına gösterdiği özenin doğal bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Belki de hayatın en değerli alkışı, aynaya baktığınız zaman kendimize duyduğumuz saygıdır. Çünkü beğeniler değişebilir, alkışlar azalabilir, kalabalıklar dağılabilir. Ancak insanın kendi değerini yalnızca dış dünyanınkine değil, kendi iç sesine de dayandırabilmesi, yaşam boyu taşıyabileceği en güçlü kaynaklardan biri olacaktır.
Sende Yorum yap