s

BEŞLİ CUNTA

Devlet yönetenlerin mizah, hiciv, fıkra algıları elbet farklı.

Sizin güldüğünüz şeye onlar gülmeyebiliyor.

İğnenin ucu dokunduğu yeri acıtıyor.

İşte bir tarihi ve mizahi olay...

12 Eylül günleri... Milli Güvenlik Konseyi işbaşında... Meslektaşımız Ali Baransel, Çankaya Köşkü’nde Orgeneral Kenan Evren’in basın müşaviri. Gazete haberlerini her sabah Paşa’ya o takdim ediyor.

Bir sabah Konsey üyelerinden biri Ali Baransel’i telefonla arıyor, bir gazete köşesindeki fıkraya dikkati çekiyor, bu konuda Kenan Paşa’nın fikrini almasını istiyor...

Fıkra şudur: Şili Diktatörü Pinochet’e sormuşlar:

- Turşu kurmak mı zordur, cunta kurmak mı?

Pinochet, şu yanıtı veriyor:

- Tabii ki, turşu kurmak... Bir teneke hıyar bulacaksınız, tuzlu suya basacaksınız, limon sıkacaksınız, haftalarca bekleyeceksiniz... Dünya kadar iş. Oysa cunta kurmak için 3 hıyar kâfidir...

Ali Baransel her sabah olduğu gibi o gün de Konsey Başkanı Evren’e basın özetlerini sunuyor. Araya, yukarıdaki fıkrayı sıkıştırıyor. Kenan Paşa sinirlenme alametleri gösteriyor. Ali, 5 üyeli Konsey’in Başkanı Kenan Evren’i sakinleştiriyor:

- Fakat efendim, dikkat buyurun 5 demiyor 3 diyor...

Kenan Paşa fıkraya bir daha bakıyor, yumuşuyor:

- Haklısın diyor, adam 5 dememiş 3 demiş...

Gazete iki farkla durumu kurtarıyor...

Ali Baransel o dönemi anlatırken sık sık vurgular...

Kenan Evren gazete kapatmıştır ama görevi süresince hiçbir gazeteciye doğrudan dava açmamıştır…

VECİZE

“Vatanseverlik, ülkenizi her zaman, hükümetinizi ise hak ettiği zaman desteklemektir.”

Mark Twain

K TİPİ

“Kuyu tipi hapishane” den söz ediliyor...

Deniz Göktaş’ı da oraya koymuşlar.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan halen yattığı ‘kuyu tipi hapishaneyi mahkemede şöyle anlatıyor:

“Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkânınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum.”

GÜLE GÜLE PAŞAM

Egemenler fıkralarla iğnelenmekten hoşlanmaz.

İşte 12 Eylül’den bir küçük örnek...

Askeri darbe ayları...

Bir tartışma var...

Askerler iktidarı günü gelince sivillere bırakacak mı yoksa koltuğa yapışıp kalacak mı?

Generaller “Askerler gitmez” diyenlere kızıyor.

O günlerde Mehmed Kemal ağabeyimiz Cumhuriyet’teki sütununda yazısına bir fıkra ekliyor:

Fıkra şöyle...

Paşa’nın kayığı denizde yavaş yavaş yol alıyor.

Paşa kayığın ucuna oturmuş deniz keyfi yapıyor.

Dalkavuk da karşısına oturmuş envai çeşit yalakalık yapmakta.

Derken kayık aniden karaya oturuyor.

Paşa ne diyeceğini ne yapacağını şaşırıyor.

Dalkavuk yılışık şekilde devam ediyor:

- Güle güle oturun Paşam, güle güle oturun Paşam...

Mehmed Kemal bu fıkra üzerine İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nca Selimiye’de üç ay misafir edildi. Hakkında dava açılmadı, üç ay sonra serbest bırakıldı.

Güle güle anlatırdı hapis günlerini...

Categories: BEŞLİ CUNTA

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.