ÖMÜR TÖRPÜSÜ
Matbaaların, makinelerin, mürekkebin tozunu yutmuş gazeteciler ölmelerine yakın anılarını yazar... Zamanın nasıl da hızlı geçtiğini adeta yeni fark etmişlerdir. Kitabın her satırından biraz hüzün biraz şaşkınlık akar. Biraz da ıskalanmış günlerin pişmanlığı tabii...
O yüzden o kitapların adları:
“Nasıl geçti habersiz, Bir Varmış Bir Yokmuş, Mazide Kalan İzler, Ne günlerdi, Ömürden sayfalar, Eski Defterler” gibi adlar taşır.
Ayrıcalıklı çocuklar hariç... Biz gazetecilerin hayatları birbirine benzer... Gazeteye yazı yetiştirme telaşıyla, uykusuz geceler arasında gider gelir hayat... Bir küçük alkış uğruna terk edilir dünya nimetleri... Her yazdığımızın en çok 24 saat ömrü olduğunu bilir ama yine de bizi ölümsüz yapacağını sanırız. “Işık, biraz daha ışık” peşinde koşarken Andre Gide’in ünlü dizeleri gelir aklıma:
“Ateş böceğinin parlaklığını onun ışığı sağlar, onu yiyip bitiren de ışığıdır”
Nefes almadan koşup dururken Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirindeki arabacının iç çekişleri sessizliğe karışır:
“Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
Benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar!”
Dönüp durur rotatifler... Mürekkep harf değiştirir durmadan.
Birimiz ölünce ötekiler yaşadığını anımsar, ölüm yaklaşırken çıkagelir eski hatıralar.
Gazeteci dostum Tevfik Yener’in öldüğünü haber alınca, bunlar gelip geçti aklımdan.
Güzel günlerin bir tanığı daha eksildi hayatımızdan.
Mutluluk saçan, sapına kadar iyi bir dostun hayali kaldı geriye...

TEZLER
Yıllardır “Herkes için Bilim Teknoloji Dergisi” HBT’yi yayınlayan ve üniversitelerle yakın temasta olan Gazeteci Orhan Bursalı’nın mesajı:
“Türkiye’de en az 20 yıldır parayla tez yazdırılıyor, parayla tez yazan en az 200 şirket var.
YÖK en az 15 yıldır bu sahtekârlığın farkında. Parayla yazdırılmış tez sayısı en iyi ihtimalle 3 bin 650, en kötü ihtimalle 60 bin.
Bu sahtekârlığı yaptığı için tutuklanan kişi sayısı: 0”
★★★
Yazılan tezler ne işe mi yaradı?
O tezlerle binlerce kişi yüksek lisans mezunu, doktor, doçent veya profesör oldu...
Her biri aramızda saygın birer akademisyen olarak dolaşıyor. Üniversitelerde ders veriyor, ahlaklı ve vicdanlı öğrenciler yetiştiriyorlar!
YEŞİLGÖZ
NATO toplantısı için Ankara’ya gelen üç kişilik Hollanda heyetinin bir üyesi de Ankara doğumlu Dilan Yeşilgöz idi...
Dilan Yeşilgöz halen Hollanda Savunma Bakanı...
7 yaşında Ankara’dan Hollanda’ya göçen bir ailenin küçük kızı Dilan, orada okumuş, siyasete girmiş, yükselmiş sonunda Savunma Bakanlığına layık görülmüş...
Yeşilgöz’ün bu başarısını alkışlıyoruz
Ama daha da büyük alkış Hollanda’ya...
Bir göçmen ailenin çocuğunu eğitmiş, yetiştirmiş, Hollanda’ya hizmet eden birey haline getirmişler...
Esas büyük başarı bu değil mi?
MEHTER MARŞI
Mehter takımının gösterileri ve marşları bazılarınca Osmanlı savaşçılığı ve kültürünün simgesi gibi algılanırken...
Tarih profesörü Yusuf Halaçoğlu şu bilgiyi veriyor:
“ Mehter, yeniçeri ocağının 2. Mahmud döneminde kaldırılmasıyla kaldırılmış, yerine Batı tarzında Muzikayı Hümayun kurulmuştur.
Mehterin yeniden faaliyete geçmesi 1914’te olmuş, günümüzde dinlediğimiz mehter marşlarının büyük çoğunluğu 2. Meşrutiyet dönemi sonrasında ve Enver Paşa’nın talimatıyla bestelenmiştir.
En bilinen marşlardan biri olan “Ceddin Deden” marşı 1917 yılında İsmail Hakkı Bey, “Hücum Marşı” ise Ali Rıfat Çağatay tarafından bestelenmiştir. Fetih Marşı ise bizzat Arif Nihat Asya tarafından yazılmış olup taa 1980 yıllarında Yıldırım Gürses tarafından bestelenmiştir. Mehter marşlarının çoğu Cumhuriyet dönemine aittir.”
SADIK
Emekli Büyükelçi Halil Akıncı dış ilişkilerde sıkça geçen “Sadık Müttefik” ifadesini eleştiriyor... Bazıları bunu övgü sanır, duymaktan hoşlanır. Oysa Büyükelçi diyor ki:
- Bazı hayvanların insana sadakati söz konusudur. Ancak ülkeler arasında sadakat olmaz, karşılıklı çıkar ilişkisi olur. Uluslararası ilişkilerde sadakat akla da, onura da aykırı bir kavramdır...
YATILI
Avukat Afşin Hatipoğlu Silivri’de tanıştığı kişiyi anlatıyor.
“ Adı Zekai idi... Ekrem İmamoğlu’nun şoförüymüş. Tutuklamışlar. 8,5 ay hapiste kalmış. Sonra salıvermişler. Neden? Çünkü iddianamede adı hiç geçmiyormuş. Yani hiçbir suçunu bulamamışlar.”
Ama yine de 8.5 ay hapis yatmış. Hikâye bu kadar.
Sende Yorum yap