s

MUCİZE

Siz de böyle hissediyor musunuz bilmem ama sanki yaz gelmemiş de gelmesini bekliyormuşuz gibi hâlâ! Yazı bekleyen kumrular gibi tatlı bir telaş içerisindeyiz adeta. Hoş baharı kumrular gibi bekliyorlardı da ne bileyim, yaz moduna giremedim ben galiba!

Hava sıcak tamam da içim ısınmadı henüz! Hani bir şeylerin gelmesini, olmasını beklersin ya tam da o kafadayım aslında. Sanki bir mucize olacak, yüreğim ferahlayacak ve yaz tam da gelmesi gerektiği gibi, şanına yakışır şekilde sahneye çıkacak.

Güneş, tüm sevimliliği ile gülümsemeye başlasa da son günlerde, ne yazık ki coşkunun tavan, enerjinin pek de zirve yapmadığı bu zaman diliminde, mucize kelimesi, ne çok geçiyor son günlerde. ‘Hani bir mucize olsa da şu arasa, şu kadar para gelse…’ ile başlayan cümleler, hemen herkesin dilinde. ‘Boş hayaller kurma’ diyerek sizi hayallerinizden alıkoyanlara bakmayın siz, inanmakla başlar mucize! Yaradılış, en büyük mucizedir misal. Bir gaz ve toz bulutuyla başlayan mucize, büyük bir patlamayla devam eder. Milimetrik hesaplamalarla birbirine çarpmayan gezegenleri, yaklaşsa da yakmayan güneşi, sırası şaşmayan günleri, ayları, mevsimleriyle kâinat, mucizenin öteki adı değil midir?

Aslında mucize dediğimiz, serbestçe ortalarda dolaşan ama görülmek istendiği anda ortadan yok olandır bence. Gün, güneşe küsüp de atınca kendini gecenin kollarına, ‘artık dayanamıyorum, burama kadar geldi ’ denilen noktada, tüm pişmanlıklar ve acılar yüreğin eskimiş bavulunda, her şey bitti denen anda, duyulan fısıltıdır yukarıdan. Hayal kadar uzak, dua kadar yakın olan!

Bakın dikkat edin, hızır gibi bir şey mucize çünkü ancak ona gerçekten çok ihtiyaç duyulduğunda gerçekleşiyor. Bundan sebep mucize ile umutsuzluk aynı soydan gelme kardeşler. Umutsuzluk olmayınca, gerçekleşmiyor mucizeler. İnanarak, hele de gözler kapanarak tutulan dilekler, edilen dualar, arzunun şiddeti hızda duvara çarparak ruha geri dönerler. Ve içindeki tüm siyahların mumu bir anda söner.

Şu bir gerçek ki çocukken daha çok inanılır mucizelere. Güneşin doğmasından tutun da çikolatanın yapılışına, oyuncakçı dükkanından çizgi filmlere kadar her şey bir mucizedir çocuklara. Hayatın kendisinin bir mucize olduğunu sanmaları doğal bir refleks mi acaba?

Küçükken hayaller mi büyük, ya da biz büyüyünce hayaller mi küçülüyor yoksa?

Bir şey diyeyim mi, mucizeler çoktur ama hiçbiri aşk kadar olağanüstü değildir. Koca yeryüzünde Eros’un attığı oklarla aynı anda kalbinden vurulmak kaç kişiye nasiptir? Ben olmaktan biz olmaya dönüşen surettir aşk ve kesinlikle mucizenin ta kendisidir.

Çok sevdiğim bir hikayedir, eski bir Kızılderili efsanesine göre, bir gün ormanda büyük bir yangın çıkmış. Ormandan kaçmaya çalışan bir jaguar, aniden başının üzerinden geçen bir küçük bir Sinekkuşu görmüş. Ancak kuş, ters yönde uçuyormuş, tam da ateşe doğru! Şaşkınlıkla bakarken kuşu tekrar görmüş, kuş bu sefer ters yöne yani yangından uzağa doğru uçuyormuş. Kuşun bu tuhaf ve acele gidiş gelişlerini izleyen Jaguar, kuşa sormuş:

-‘Ne yapıyorsun sinek kuşu?’

-‘Göle gidip geliyorum’ diye cevap vermiş kuş. ‘Gagamla suyu içip, yangını söndürmek için suyu ateşe atıyorum.’

Jaguar kahkahalarla gülerek;

-‘Aklını mı kaçırdın sen? Bu büyük yangını, o küçücük gaganla kendi başına söndürebileceğine gerçekten inanıyor musun?

-‘Hayır’ demiş sinek kuşu, ‘yapamayacağımı biliyorum ama bu orman benim evim! Beni hep güvenle, sevgiyle kucakladı, beni ve ailemi korudu. Bunun için ona minnettarım. Yangını söndüremeyeceğimi biliyorum ama üzerime düşeni yapmalıyım!’

O anda orman ruhları, sinek kuşunun bu sözlerini duyarlar. Kuşun ormana olan sevgisi kalplerine dokunur ve o büyük yangını durduran bir şimşek fırtınası gönderirler, yangını söndürürler. Kızılderili büyükanneler, bu masalı torunlarına anlatır ve şöyle bitirirler;

"Mucizeleri hayatına çekmek ister misin?

O zaman sadece kalbinle üzerine düşeni yap!

Belki görürler, duyarlar melekler!
…………………………………*…………………………………….

O ÇİÇEĞİZ, İŞTE BİZ

Yaz deyince sarı geliyor akla, mavi geliyor, baharın yeşilini almış kucağına, pembenin her tonuyla arz-ı endam ediyor. Rengarenk çiçekler, yazın en güzel detayı. Ortancalar, güller, şebboylar, kalbimi bıraktığım begonvillerden, manolyalara, çiçek gibi yaz! Görüntüsüne de kokusuna da doyum olmaz! Ama bir çiçek var ki derinliğine, inatçı duruşu, özgür tavrına kimse karşı duramaz.

Bir çiçek olsaydık, o olurduk muhtemelen çünkü bizi, ondan iyi kimse böyle tanımlayamaz;

Uçsuz bucaksız tarlalarda, başını her daim dik tutmaya çalışan günebakan çiçekleriyiz biz, nam-ı diğer ayçiçekleri!

Yüzünü güneşe dönmüş, aydınlığı arayan çiçektir günebakan!

Bulutların arasından süzülen, huzmelere sevinçle dönen ama sonunda güneşin battığını görünce boynunu büküp yere bakan!

Gönlü kuş gibi olanların, zamana tutsak olmayıp başına buyruk yaşayanların ve denizini arayanların çiçeği o, bizim çiçeğimiz!

Ayçiçeği, sabahları doğuya bakarak güne başlar ve günün ilerleyen saatlerinde güneşi takip ederek batıya döner. En sonunda da boynunu eğip uyumaya geçer; Tıpkı biz beşerler!

Zaman yorgunu günebakanlar, güneşin adımlarını sayarlar. Güneşin hareketine göre durumlarını değiştirir onlar, ışıktır takip ettikleri, ışığa aşıktırlar. Eh bizler de öyle değil miyiz? Karanlıklardan sıyrılıp gecelerden kaçıp yaza, bahara, ışığa koşmaz mıyız? Parladıkça açmaz mıyız çiçek gibi, sevildikçe coşmaz mıyız?

Ayçiçeği Teorisi diye bir şey varmış, duydunuz mu bilmem!

Ben duymamıştım. İnsan ilişkilerini anlatan güzel, güzel olduğu kadar da zarif bir metafor!

Ayçiçeklerine ‘günebakan’ denir ya, güneşe döndükleri için yüzlerini, bu metafor da buradan çıkmış işte, simge kabul etmiş ayçiçeklerini. Gündüz, güneş varken herkes ışığa dönebilir, ışığa yönelebilir. Yani hayat rahat akarken, keyifler yerindeyken, her şey yolundayken sevmek, destek olmak, yanında durmak kolaydır. Ama asıl mesele gece olunca ortaya çıkar. Ayçiçeklerinin büküp başlarını, kapanmaları gibi içlerine, mutsuz anlarda, zor zamanlarda, belirsizlikte, insanın içi karardığında, dışarıdan ışık gelmediğinde, işte o zaman kişi, kime döndüğüne bakar!

Çevrendekilere güven duymuyorsan, sevildiğini hissetmiyorsan, hani öyle böyle değil- dibine kadar yalnızsan işte o zaman ciddi bir sorun var!

‘Houston bir sorunumuz var!’ diyerek topu atacağımız bir yer ya da kişi yok maalesef böyle durumda! Acil müdahale gerekiyor kalp çakralarına! Kalp çakraları dengesiz çalışıyorsa bu insanı gereksiz fedakarlığa zorlar. Kendi değerini bilmeyen kişi, yanlış seçimler yapar. Yüzünü güneşe dönmek isterken karanlık gecesini aydınlatsın diye yıldız arar. Güneşe âşık olmuştur oysa, ama çıkamadığı için karanlıktan, ‘ayçiçeği’ sanırlar!

Valla herkes kalp çakralarını bir yoklasın! Gereksiz insanlar elekten geçirilsin, sevgiyi saygıyı hak edenler baş tacı edilsin. Gidecekler gitsin, kimseyi meşgul etmesin. Sevdikçe aydınlanır içimiz, sevildikçe güzelleşir. Tüm metaforlar duysun sesimizi;

Güneş kara bulutlarla kapandığında, yüzünü karanlığa değil birbirine dönen günebakan çiçekleriyiz biz! Her fırtınadan sonra dalları kırılan, yaprakları dökülen ama yüzünü birbirine dönen, sabah olduğunda da başını güneşe dönüp yaşadıkları için şükreden ayçiçekleriyiz.
Unutmayın;

Yüzümüzü sevgiye, aşka, iyiliğe doğruluğa döndükçe,

Tüm kötülükleri, çekirdek gibi çitleriz!
………………………………*……………………………

SÖYLEYENE BAK, ADAM MI DİYE

Yaz deyince birçok şey geliyor akla ama benim için yaz, en çok ‘durmak’ galiba!

Durmak, nefes almakla eşdeğer kimi zaman, böyle hissetmeyen var mıdır acaba?

Onca koşturmanın, bir yerlere bir şeylere yetişme telaşında, sıcağı bahane edip ara vermek biraz, durmak iyi gelmez mi hiç insana?
Gelir gelir! Yaz da bunun için biçilmiş kaftandır aslında!

Bu ara durmak kadar susmak da iyi geliyor bana!

Konuşacak pek de bir şey yok zaten bu ara, herkes telaşlı herkes tatsız, ziyadesiyle de tuzsuz. Konuşmaya değecek konu bulamıyorum galiba, tabi konuştuğuna değecek kişi bulmak da ayrı muamma!

Konuşmak bir ihtiyaç ama susmak cevaptır anlayana! Tüm küfürlerin atasıdır aynı zamanda ve için kan ağlayarak gitmektir. Söylenemeyen sözleri yutarak intihar etmektir. Valla susmak, yalnızlığın ana dilidir, büyük sessizliklerin yürekteki mahşer yeri!

Kocaman kalabalıklar kadar büyüktür o sessizlikler, öyle yitik, öyle derin…

Tamam büyüdük ama ağzında lokma varken konuşmamak kolayda, içinde yangın varken susmak çok zormuş. Ama gerekiyormuş! Kendi öfkesinde boğulanları, gözünü kırpmadan iftira atanları, verdiğin değeri anlamayanları tanıdığında elinden susmaktan başka bir şey gelmediğinde yaptığın, yapacağın gibi! Vazgeçilmez olduklarını sananlar olacak oysa bilmeyecekler ki vazgeçilmez değillerdi onlar, sen vazgeçmemiştin sadece. Üstü açık düşlerin, eksik sevişmelerin olacak belki, bir de harflerin ucunu sivriltip yüreklere batırdığın! Bağırıp çağıracaksın, kusup öfkeni vurup kıracaksın önceleri. Sonra gün gelecek anlamsızlığı fark edeceksin. Yutkunmanı saklayıp kelimeleri, içine gömeceksin. Değmediğini fark edip sessizleşeceksin. Bir gün anlayacaksın;

Susmak, kelimelere hükmetmektir en az konuşmak kadar!

Ve bazen en güzel meziyet bazen de en beter eziyettir.

Oscar ödüllü, dünyaca ünlü aktrist Helen Mirren’in çok sevdiğim bir sözü var;

“Biriyle tartışmaya başlamadan önce, kendine şunu sor; Karşındaki kişi, farklı bir bakış açısını anlamak için entelektüel olarak yeterince olgun mu? Çünkü eğer değilse tartışmanın hiçbir anlamı yoktur.”

Gerçekten de her tartışma senin enerjini hak etmez. Bazen kelimelerinin ne kadar net olduğunun önemi yoktur. Karşındaki kişi, seni anlamak için değil, sadece tepki vermek için dinler. Kendi dünya görüşüne hapsolmuş olan biri, başka bir bakış açısını göz önünde bulundurmayı reddeder ve bu mücadeleye girmek sadece seni tüketir.

Büyüdükçe öğrendim ki olgunluk, bir tartışmayı kazanmakta değil, bir tartışmanın yapılmaya değip değmediğini anlayabilme yeteneğidir. Kendi zamanının, fikrini ne yapsan da değiştirmeyecek birine laf anlatmaktan daha değerli olduğunu anlamaktır.

Velhasıl arkadaşlar, öyle avaz avaz bağırmak kolay da, susmak cüsse işi!

Çığlık çığlığa yaşamaktır içinde, derinliğin ve asaletindendir. Herkes kendi hikâyesini yazmaya gelir hayata ve hayat da iki seçenek sunar insana;

Ya payına düşen kaderi yaşayacaksın ya da ömrünle iyi geçinmeye çalışacaksın!

Bu hikâyede kulağını herkese, sesini pek az kimseye vereceksin, ancak değer bilene!

Ve her lafa verilecek cevabın olacaktır elbet de

Lakin lafa bakacaksın laf mı diye, bir de söyleyene adam mı diye!

……………………………..*………………………………

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Zirvesi; Tabi ki dünyanın heyecanla takip ettiği ‘NATO Zirvesi’ oldu! NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarının, ittifakın etkinlikleri ile ilgili kararlar almak için periyodik olarak bir araya geldikleri zirveye bu sene ülkemiz ev sahipliği yaptı! Ülkemizin 22 yıl aradan sonra tekrar ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi, yalnızca ittifak üyesi ülkelerde değil, dünya basınında da geniş yer buldu. Üye ülkelerle özellikle de Amerika ile ilişkilerin son derece sıcak ve barışçıl düzlemle ilerlediğini görmek şahsen beni sevindirdi. Güzel gelişmeler olsun inşallah, refaha çıkalım ülkecek!

Haftanın Kaybı; Türk Tiyatrosunun mihenk taşlarından birini daha aramızdan aldı! Kendine özgü üslubu ve canlandırdığı karakterlerle hafızalarda yer edinen usta oyuncu Zihni Göktay, 81 yaşında hayatını kaybetti! Türk tiyatrosuna 28 yıl oynadığı "Lüküs Hayat" ile damgasını vuran Zihni Göktay, beyefendiliği, zerafeti, ince esprileri ile kendini çok sevdirmişti. Mekanı cennet olsun, huzurla uyusun!

Haftanın Krizi; Değme Hollywood dizilerini aratmayan çalkantılı hayatıyla müsemma İngiliz kraliyet ailesinde yaşandı! 2020 yılında kraliyet görevlerini bırakarak eşiyle birlikte Amerika’ya yerleşen Prens Harry, bir hafta sürecek etkinliklere katılmak için ülkesi İngiltere'ye gitti! Buckingham Sarayı, Prens Harry'ye Londra'dayken kraliyet konutlarından birinde kalması için davette bulunmuş, Prens Harry'nin de bu teklifi kabul etmişti. Lakin kriz, bundan sonra başladı çünkü Saray, bu teklifi geri çekti! İngiliz vatandaşları ile finanse edilen Kraliyet ve Kamu Figürlerinin Korunması Yürütme Komitesi tarafından Harry ve ailesine güvenlik sağlanmayacağının yani Prens Harry İngiltere'deyken devlet korumasına alınmayacağının açıklanmasının ardından ateş püsküren Prens Harry, ailesini suçladı! Babası ve ağabeyi ile arası açık olan Harry’nin bu aşamadan sonra ne yapacağı merak ediliyor! Kusura bakma da Harry’cim, sen bunları fazlasıyla hak ettin! Yaptıkların, yaşattıklarınla aileni rezil ettin, seni ülkeye soktuklarına şükret!

Haftanın Kazası; ‘Yok artık’ dedirtti! Fazla kilolarından rahatsız olan bir kadın, midesindekileri kusarak çıkartmaya çalışırken diş fırçasını yuttu! Evet evet diş fırçasını yuttu hem de 13 cm’lik bir diş fırçasını! İstanbul’da gerçekleşen olayda, diş fırçasıyla kendini kusturarak zayıflamaya çalışan 21 yaşındaki S.B., fenalaştı. Yakınları tarafından hastaneye götürülen genç kadın, genel cerrah ekibi tarafından gerçekleşen operasyonla midesindeki diş fırçasından kurtuldu! Ne diyeyim Allah akıl fikir versin!

Haftanın Besini; ‘Yanık Denizli Yoğurdu’! Dünyanın ilgiyle takip ettiği ve haftaya damgasını vuran NATO Zirvesinde, liderlere sunulan yemek menüsünde adı sıklıkla geçen ‘yanık Denizli yoğurdu’, viral oldu! Uzun ve zahmetli bir süreçten geçerek üretilen, Denizli'ye özgü coğrafi işaretli yanık kokulu koyun yoğurdu haftanın en çok konuşulan gıda ürünüydü! Günün erken saatlerinde koyunların sağılmasıyla başlayan süreç, sağılan sütlerin bir kısmının süzülerek, tabanının tutması yani yanık olması için odun ateşinde kızdırılan kazana dökülmesiyle devam ediyor. Kalan süt de kazana ekleniyor ve kaynayan süt, yaklaşık 10 dakika boyunca kepçeyle yukarıdan tekrar kazana dökülerek havalandırılıyor. Daha sonra kalaylı kazanlara alınan süt yaklaşık 4 saat soğumaya bırakılıyor. Süreç bununla da bitmiyor, sıcaklık 45 dereceye düştüğünde, bir önceki günden ayrılan yoğurt mayasıyla mayalanıyor. Yaklaşık 4 saat süren mayalanmanın ardından yoğurt bez keselere aktarılıyor ve 2 gün boyunca asılarak suyunun süzülmesi bekleniyor. Süzme işlemi tamamlanan ürün soğutularak satışa hazır hale getiriliyor. Valla ben hayal ederken, yazarken yoruldum, yapanları düşünemiyorum! Ellerine emeklerine sağlık!

Categories: MUCİZE

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.