The Strokes usulü yeni gerçeklik
The Strokes, 2020’deki “The New Abnormal”da prodüktör Rick Rubin ile başladığı işi, yeni albüm “Reality Awaits”te tamamlamaya girişiyor: Yeni gerçekliğin tarifi

The Strokes’un son iki albümü acaba indie rock âleminde en fazla göz ardı edilmiş albümler listesine girebilir mi? 2001’de “Is This It” ile müzik âlemine çok yukarılardan bir giriş yapan The Strokes izleyen yıllarda yarım düzine kadar albüm yaptı ama ilk üç albümle elde ettiği rüzgârı sanki sonraları pek yakalayamadı. Kısa sürede kült grup statüsüne yükseldiler, hızlı turnelerle büyük bir hayran kitlesi edindiler, indie rock âleminin hit şarkıları kategorisinde büyük bir yer edindiler kendilerine, ancak The Strokes bundan ibaret değil. Yıllar içinde değiştiler, yaşlandılar, hayatı yaşadılar ve müzikleri değişime uğradı.
“Comedown Machine” (2013) ve “The New Abnormal” (2020) albümleri, yani grubun beşve altıncı albümleri, değişimin iyice kendini belli ettiği albümlerdi. “Reality Awaits”te bambaşka bir grup var karşımızda. Yüzde yüz The Strokes olmasına rağmen ilk albüme kıyasla yüzde yüz farklı bir albüm bu. Grup bir önceki albümde adını koyduğu 2020’lerin “yeni anormal”ini iyiden iyiye açıyor ve tanımlamaya girişiyor bu albümde.
Yabancılaşma efekti
Albüme dair notlara gelince; Julian Casablancas neredeyse bütün şarkılarda autotune kullanıyor. Autotune nedir? Bir vokal prosessörü, bir tür efekt. Vokale dramatik bir efekt verirken bir yandan da detonasyonları düzeltebiliyor. Bu alet yardımıyla biraz çaba gösteren herkes şarkıcı olabilir. Bu durum albümdeki şarkılar yayınlandıkça tartışma doğurmuş ve bazılarınca eleştirilmişti. Casablancas’ın autotune’u sesini kaybettiği için kullandığını düşünmek ne kadar gerçekçi bilmiyorum. Casablancas’ın tarzı belli, hiçbir zaman bir Freddie Mercury değildi. Bu tercihin yapay ve teknolojik vokaller yaratmak için özellikle kullanıldığını ve bir tür yabancılaşma efekti yarattığını düşünebiliriz.
Albüme dair bir diğer notum synthe’lerle ilgili. Grubun son yıllarda ilgi duyduğu synthe’lerin ağırlığı gitarlardan fazla olabilir. Bunu neden vurgulamak lazım? Belki The Strokes’u yıllar içinde bir rock grubu olarak benimsediğimiz için, belki ilk albümler gitar yoğun olduğundan, belki bu belki bu durum müzikte çağın ruhu olduğu için. Siz birini seçin.
Julian Casablancas, The Strokes’tan ayrı düz koşular yapmış, farklı projelerde yer almıştı. Bunlardan biri The Voidz adlı grubu. Bu albümde galiba Casablancas yer yer kendini The Voidz’un solisti olarak görüyor. Bu iki persona arasındaki çizgi iyice flulaşmış olabilir. Şarkıcı klasik The Strokes çizgisinden daha deneysel bir alana kayınca grup da onu izliyor.

Tüketim çılgınlığına tepki
“Going Shopping” albümün ilk single’ıydı. Bir tür zombi istilasından sonra yeryüzünü anlatıyordu. Tüketim çılgınlığına dair bir tepki ve eleştiriydi. Bana kalırsa albümün ruhunu ve tonunu en iyi yansıtan şarkılardan biri bu. Konu ağır ama şarkı hafif.
“Lonely In Future”, Nikolai Fraiture’ın baslarının da katkısıyla albümün en melodik, belki de en klasik usulde The Strokes şarkısı. İlk dinleyişte hoşuma gitti. “Liar’s Remorse”, her konuda yapay zekâ botlarından tavsiye alanları inceden eleştiren bir aşk şarkısı.
Kapaktaki yalnız kovboy, Amerikalı sanatçı Richard Prince’in bir eseri. Albümün kapağının, albümün bahsettiği konulara tezat, yani teknolojinin domine ettiği bir dünyaya inat, atıyla yol alan bir kovboydan ibaret olmasını da sevdik.
The Strokes meşhur müzik gurusu Rick Rubin ile bir önceki albümde çalışmaya başlamıştı. Bu albümde iş birliği devam ediyor. Albümün büyük bölümü Rubin ile Kostarika’da kaydedilmiş. Rubin grupların içinden farklı duyguları ve müzikleri çıkarmayı başaran bir müzik insanı. Sanırım burada da olan biten biraz bu.
Özet mi? Yüzde yüz The Strokesama aynı zamanda yüzde yüz farklı bir Strokes. Her şey aynı kalırken her şey değişmiş.
Sende Yorum yap