s

Nafaka ile kopamayan bağlar... Altı yıl sonra

Altı yıl önce bu köşede "Nafaka ile kopamayan bağlar" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O günlerde söylediğim şey aslında oldukça basitti: Boşanma ile hukuki bağ sona ererken, nafaka yükümlülüğünün fiilen ömür boyu devam etmesi her somut olayda hakkaniyetli sonuç doğurmuyordu.

Aradan altı yıl geçti.

Bugün ise Anayasa Mahkemesi'nin Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan "süresiz olarak" ibaresini iptal etmesiyle birlikte, o gün tartışılması gerektiğini düşündüğüm konu artık hukuk gündeminin en önemli başlıklarından biri hâline geldi.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir: Bu karar, "nafaka kaldırıldı" anlamına gelmiyor.

Anayasa Mahkemesi yalnızca süresiz nafakaya ilişkin düzenlemeyi iptal etti ve yeni bir yasal düzenleme yapılabilmesi için kararın yürürlüğünü dokuz ay erteledi. Başka bir ifadeyle, şimdi görev yasama organında.

Gerekçeli karar henüz yayımlanmadığı için Mahkemenin hangi anayasal ilkelere ağırlık verdiğini bugün kesin olarak söylemek mümkün değil. Hukukçular olarak gerekçeyi beklememiz gerekiyor. Ancak kararın kendisi bile önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Yıllardır tartışılan süresiz nafaka sistemi artık anayasal düzeyde yeniden değerlendirilmesi gereken bir konu olarak kabul edildi.

Benim itirazım hiçbir zaman nafaka kurumuna olmadı.

Boşanma nedeniyle gerçekten ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan eşin belirli ölçüde desteklenmesi, sosyal devlet ilkesinin ve aile hukukunun doğal bir sonucudur. Uzun yıllar evli kalmış, çalışma hayatından uzaklaşmış, çocukların bakımını üstlenmiş veya yaşı nedeniyle yeniden iş hayatına dönmesi güçleşmiş bir kişinin korunması elbette hukuk düzeninin görevidir.

Ancak birkaç ay ya da birkaç yıl süren, ortak çocuğun bulunmadığı ve tarafların çalışma imkânlarının devam ettiği bir evlilikte aynı sonucun doğması, uzun yıllar süren bambaşka koşullardaki bir evlilikle aynı hukuk kuralına tabi tutulması, bana göre her zaman hakkaniyet tartışmasını beraberinde getiriyordu.

Çünkü hukuk, herkese aynı sonucu vermek değildir.

Hukuk, benzer olaylarda adil sonuçlar üretebilmektir.

İşte bu nedenle aile hukukunda tek tip çözümler yerine somut olayın özelliklerini dikkate alan düzenlemelerin daha doğru olduğuna inanıyorum.

Bu tartışmanın yalnızca nafaka ödeyen kişi üzerinden yürütülmesi de doğru değil. Nafaka alan kişinin korunması ne kadar önemliyse, nafaka yükümlüsünün de yıllar boyunca sürecek belirsizlik içinde yaşamaması aynı ölçüde önemli... Neden derseniz, hukukun görevi taraflardan birini mutlak anlamda haklı ilan etmek değil; iki tarafın da temel haklarını gözeten makul bir denge kurmak.

Toplumdaki tartışmalar ise maalesef çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor. Bir tarafta nafakanın tamamen kaldırılmasını savunanlar, diğer tarafta mevcut sistemin hiçbir değişikliğe uğramaması gerektiğini düşünenler var.

Oysa hukuk siyah ve beyazdan ibaret değildir. Gerçek hayat da öyle değildir.

Bir yıl süren bir evlilik ile otuz yıl süren bir evliliğin aynı hukuki sonuca bağlanması nasıl tartışmaya açıksa, gerçekten korunmaya muhtaç bir eşin hiçbir güvenceye sahip olmaması da aynı derecede kabul edilemez.

Şimdi gözler Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararında ve sonrasında yapılacak kanun değişikliğinde olacak.

Yeni düzenleme hazırlanırken evlilik süresi, tarafların yaşı, çalışma imkânları, çocukların varlığı, sağlık durumları ve ekonomik koşulları gibi objektif kriterlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü aile hukuku, matematiksel formüllerle değil; hakkaniyet duygusuyla yaşayan bir hukuk dalıdır.

Altı yıl önce "nafaka ile kopamayan bağlar" demiştim.

Bugün görüyorum ki tartışılan yalnızca nafaka değildi. Asıl mesele, boşanmanın ardından taraflar arasındaki ekonomik dayanışmanın hangi sınırlar içinde ve ne kadar süreyle devam edeceğiydi.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı bu tartışmayı bitirmedi; aksine daha sağlıklı bir zemine taşıdı.

Bundan sonrası için önemli olan ise bir tarafı tamamen haklı, diğer tarafı tamamen haksız ilan eden bir sistem kurmak değil; hem nafaka alacaklısının korunmasını hem de nafaka yükümlüsünün hakkaniyet beklentisini aynı anda gözetebilen, öngörülebilir ve adil bir düzenleme oluşturabilmektir.

Çünkü hukuk, en nihayetinde, bağları sonsuza kadar sürdürmek için değil; adaleti sürdürülebilir kılmak için vardır.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.