Tarihin ve lezzetin rotası
Geçen hafta Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak Ekonomi Müdür Yardımcımız Serkan Arman ile birlikte Kayısı Festivali’ne katılmak üzere Malatya’daydık. Festivali izledik, Malatya iş dünyasının temsilcileriyle görüştük, kentin lezzetlerini tattık. Ama gezinin en etkileyici anlarından biri, yaklaşık 6 bin yıllık geçmişe sahip Arslantepe’yi görmekti.
Açık söyleyeyim, çok etkileyici bir deneyimdi. Fakat Arslantepe’yi gezerken yalnızca önemli bir arkeolojik alanı değil, çok büyük bir turizm potansiyelini de gördük.
Arslantepe, yaklaşık 5300 yıl önce, yani MÖ 3300 - 3000 arasında, dünyanın bilinen en eski kerpiç saraylarından birine ev sahipliği yapıyordu. Burada bulunan mühürler ve araçlar, insanlığın üretimi, kaynakları ve toplumsal düzeni yönetmek için bürokratik yapılar kurmaya başladığını gösteriyor. Başka bir deyişle Arslantepe, devlet örgütlenmesinin ve bürokrasinin en eski izlerinden bazılarını taşıyor. Bu nedenle 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması hiç şaşırtıcı değil.
Binlerce yıl boyunca farklı topluluklar bu coğrafyada yaşadı. Her biri geride bir iz, bir hikaye ve bugünün turizmi açısından değerlendirilebilecek büyük bir miras bıraktı.
Göbeklitepe ve Arslantepe
Arslantepe’yi anlamanın en iyi yollarından biri belki onu Göbeklitepe ile birlikte düşünmek. Göbeklitepe 12 bin yıl önce, insanların büyük ölçüde avcı-toplayıcı olarak yaşadığı dönemde inşa edilmiş anıtsal yapılarıyla tarihin en önemli keşiflerinden. Rehberimizden öğrendiğim kadarıyla Arslantepe ise yaklaşık 6 bin yıl sonra, yerleşik hayatın, tarımın, üretimin, yönetimin ve devlet örgütlenmesinin geliştiği bir dönemi anlatıyor. İşte bu iki merkez yan yana getirildiğinde ortaya yalnızca iki arkeolojik alan değil, insanlık tarihinin büyük dönüşümünü anlatan güçlü bir hikaye çıkıyor. Üstelik bu hikaye birkaç şehirle sınırlı değil.
Şanlıurfa’da Göbeklitepe ve Karahantepe, Malatya’da Arslantepe, Diyarbakır’da Zerzevan Kalesi, Adıyaman’da Nemrut Dağı, Gaziantep’te Zeugma var. Mardin, Batman ve Van’daki tarihi miras da bu zincire eklenebilir.
İşte size muazzam bir turizm rotası.
Bu coğrafya, insanlığın yerleşik hayata geçişinden ilk şehirlerin ve devletlerin ortaya çıkışına, büyük imparatorluklara uzanan bir tarih kitabı gibi. Önemli bölümü kendi başına tanıtılıyor. Oysa Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in de dediği gibi ziyaretçi açısından çok daha büyük bir hikaye kurulabilir.
Bir turist, Arslantepe’yi görüp Malatya’dan ayrılmak zorunda değil. Ardından Malatya mutfağını, kayısı bahçelerini ve kültürünü deneyimleyebilir. Nemrut’a giden bir ziyaretçi Adıyaman mutfağıyla tanışabilir. Zeugma’yı gören biri Gaziantep’in gastronomi dünyasına uzanabilir. Göbeklitepe’ye gelen turist, Şanlıurfa’nın mutfak kültürünün içinde daha uzun süre kalabilir. Çünkü turizm artık yalnızca “gidilecek yerler” değil, deneyim üzerinden tasarlanıyor. Bir arkeolojik alanı görmek önemli. Ama o alanın hikayesini dinlemek, yakınındaki kentte konaklamak, yöresel yemekleri tatmak, üreticiyi ziyaret etmek ve bölgenin insanlarıyla temas etmek turizm gelirini ve ziyaret süresini artırıyor.
Dünyanın en önemli kayısı üretim merkezlerinden olan Malatya’ arkeolojiyle gastronomiyi ve tarımsal üretimi bir araya getirebilir. Aynı şey diğer kentlerde de mümkün.
Ortak bir destinasyon
Bence asıl mesele, bu tarihi alanların her birine daha fazla turist çekmekten önce, hepsini tek bir büyük hikayenin parçası haline getirebilmek. Bölge illeri birlikte hareket ederek ortak bir kültür ve gastronomi rotası oluşturabilir. Ortak tanıtım yapılabilir. Birkaç günlük değil, 1-2 haftalık tur paketleri hazırlanabilir. Farklı şehirlerdeki arkeolojik alanlar, müzeler, gastronomi durakları, doğa rotaları ve festivaller aynı plan içinde birleştirilebilir.
Böylece turistin önüne “şu antik kenti de görün” listesi değil, insanlık tarihinin binlerce yıllık yolculuğu konulabilir. Üstelik bu rotanın adı, markası ve hikayesi olabilir. Göbeklitepe’den Arslantepe’ye, Nemrut’tan Zeugma’ya uzanan hat insanlığın toplu yaşamdan yerleşik hayata, tarımdan şehre, saraylardan devletlere uzanan hikayesi olacak.
Buna gastronomi de eklendiğinde çok güçlü bir turizm ürünü çıkar. Bu coğrafyada tarih çok. Lezzet çok. Şanslıyız; benzer rotalar Ege’de, Kapadokya’da, Akdeniz’de de var. Yani bizde hikaye çok. Mesele tüm bunları aynı rotada buluşturacak ortak aklı oluşturmak.
Sende Yorum yap