Lindsey Graham’ın esrarlı yaşamı ve ölümü
Wall Street Journal, “Lindsey Graham’ın ölümü İsrail’i bir sorunla daha karşı karşıya bırakıyor” demiş. Washington Post’un yazarı Dan Diamond, olaya senatörün cenazesinde “saygı konuşmasını” adeta kahkahalar içinde yapan Başkan Trump açısından bakmış: “Lindsey Graham’ın ölümü Trump’ı kendi ölümlülüğü üzerine düşünmeye sevk etti.”
Narsist ve ego-merkezli kişilik bozukluğu olan kişilerin normal insanlardan çok daha fazla “ölüm korkusu” çektikleri söylenir; kimbilir belki de Trump’ın Graham’ı hep şakaları, paylaştıkları komik anları zikrederek anması bu aşırı korkuyu yenmek içindi. Ölenin arkasından kötü söylenmez; evet! Benim dikkatimi çeken nokta, bir ölünün arkasından kötü söylemek saymazsanız, senatörün “ev arkadaşı” olduğu sosyal medyalarda ifade edilen zatın da, Graham’in yerine senatör olarak atanan kız kardeşi ve onun eşi ile birlikte, cenaze töreninde en ön safta yer alması oldu. (Bu “ev arkadaşı” meselesini, ABD’nin bilinen LGBT yayın organı Blade’in yayınladığı “Lindsey Graham’ın üzücü, gizli ikiyüzlülüğü” başlıklı biyografik yazısı ayrıntılı anlatıyor.)
Senatör Graham’ın arkasından kötü söylemek için, gizli homoseksüel olduğunu ifade etmek gerekmez; ABD’yi Rusya ile fiilen savaşa sokmasına ramak kaldığını; İran’da, 128 küçük kız öğrenci ile hamile öğretmenlerinin öldürüldüğü Minab okul bombardımanının tek başına kışkırtıcısı sayılabileceğini; “Biden’ın savaşlarına son verme” vaadiyle seçilen Trump’ı Amerika’nın en çok savaş başlatan (övündüğü gibi “bitiren” değil, tersine, “başlatan”) başkanı yapan kişi olduğunu söylemek yeterli.
Graham gibi Cumhuriyetçi Parti üyesi olan Marjorie Taylor Greene, geçen hafta bir TV’de eski senatörün “savaş kışkırtıcısı, adi bir katil” olduğunu söylüyordu: “Komik ve eğlenceyi seven biri olmasına rağmen Amerika’yı yeni yeni savaşlara sokmaktan zevk alan bir katil, bir Neo-Con savaş kışkırtıcısıydı. İran’da, Gazze’de, Lübnan’da daha çok masum insanı yok etmek istiyordu.”
Ne var ki, seçim kaygısıyla Trump ve Cumhuriyetçi Partinin ağır topları, görünen o ki, en azından önümüzdeki üç ay içinde İsrail’in peşine takılmayacaklar. ABD kamuoyunda Gazze’den, Lübnan’dan gelen ve yeni bir İsrail vahşetini gözler önüne seren video, fotoğraf ve haber ile alanı ve yoğunluğu artan İsrail aleyhtarlığı, ne kadar isteseler de Trump, dışişleri bakanı Rubio ve savunma bakanı Hegseth’i bu sefer Netanyahu’nun peşine takılmaktan alıkoyuyor.
Cumhuriyetçiler, ABD Kongresi’nde şu anda mevcut çoğunluklarını kaybederlerse, bu, sıradan bir siyasal yenilgi olmayacak; Trump’ı mahkemelere sürükleyebilecek, hatta başkanlıktan istifa zorunda bırakacak gelişmelere yol açacaktır.
Netanyahu’nun Graham’ın cenaze törenine katılmak için hakkında bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararına rağmen İtalya ve Fransa üzerinden uçakla geçme riskini göze alması boşuna değildi. Graham, en azından Trump’ı, önceki gün yaptığı gibi Netanyahu’yu basından kaçırarak, adeta gizlice Beyaz Saray’a sokmaktan alıkoyar; İsrail lehine bir demeç vermesini sağlayabilirdi.
Oysa şimdi Trump, “Netanyahu Türkiye’ye F-35 vermenizi istemiyor?” mealindeki bir soruya, “Kimse benim kime ne satacağımı söyleme hakkı yoktur. Türkiye çok iyi bir müttefik, Erdoğan çok iyi bir dosttur” karşılığını verebiliyor. Bu, Graham denen zatın üzerine ilahi bir çizginin şekilmiş olmasının sonucu olabilir de, olmayabilir de.
Ama şurası bir gerçek ki, İsrail’in Gazze ve İran savaşları konusunda ABD ile ilişkileri giderek gerginleşiyor ve bunun kopma noktasına gelmesini önleyecek kişi, arkasında esrarlı özel hayat ve ABD Vergi İdaresi’nin başlattığı rüşvet, kripto para bağlantıları, “denizaşırı ülkelerden” alınan bağışlar ve benzeri pisliklerle ilgili soruşturmayı bırakarak, kara toprağa girmiş bulunuyor. O kadar içinden çıkılmaz ilişkiler ki, yerine geçici olarak senatörlüğe atanan kız kardeşi bile, “bambaşka bir siyaset izleyeceğini” söylemek zorunda kaldı.
Sende Yorum yap