Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr – ‘Orta Doğu’, tarih boyu pek çok çatışma ve savaşın yaşandığı güneş rengi sıcacık toprakların politik ismi olmuştu. Bu değerli topraklar, büyük bir kısmı su kaynaklarından mahrumken, dünyanın en kutsal nehirlerini de üzerinde taşıyordu. Nil, Fırat, Dicle… Daha nice tatlı su kaynağı tarihin büyük medeniyetlerinin bu topraklarda kurulmasını sağlamıştı. Yani mesele toprağı, güneşi değil, tam olarak suyuydu. Çünkü kelime anlamı ‘iki nehir arasındaki yer’ olan Mezopotamya’nın sınırlarını bile belirleyen nehirler, yani Dicle ve Fırat, burayı medeniyetlerin beşiği yapmıştı. Mezopotamya’da medeniyetlerin hayati dayanağı olan bu tatlı su kaynakları, gelecekte altın renkli toprakların paylaşılmaz, vazgeçilmez hatta bir karışı için can verilecek yerler olmasına neden olacaktı. Çünkü bölge nehirlerin olmadığı varsayıldığında ‘su fakiri’ sayılırdı. Yani diğer tüm ideolojilerden bağımsız su zaten başlı başına uğruna mücadele edilecek bir kaynaktı. Öyle ki günümüzde Orta Doğu’da yaşanan savaşlarda isimleri öne çıkan ülkeler ‘suyu almadan gitmeyiz’ diyorlardı. Bir yandan da bu ülkelerden biri olan ve bayrağındaki 2 mavi çizgiyle bile Nil ve Fırat arasının özlemini çeken İsrail’in önemli devlet adamı ve komutanlarından biri olan Avraham Tamir’in sözleri soru işaretleri doğuruyordu. “Su için savaşmaya gerek yok” diyen komutan aslında başka bir şey kastediyor olabilir miydi? Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güray Çelik, Türkiye ve çevresindeki stratejik su çemberini tüm detaylarıyla Milliyet.com.tr’ye anlattı.