Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Zeynep Dilara Akyürek Milliyet.com.tr - Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu. Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti. Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu. 2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’ye anlattı.
Betül Topaklı Milliyet.com.tr -Elif Hilal Ayar, 1998’de Yalova’da doğdu. Sporla iç içe büyüyen, kendini geliştirmeyi seven ve insanlarla iletişimi güçlü olan Elif’in babası esnaf, annesi ev hanımıydı. Bir ablası, bir kız kardeşi olan Elif’in çocukluğu yazlık bir ilçe olan Çınarcık’ta arkadaşlarıyla oyunlar oynayarak geçti. Liseyi aşçılık bölümü okuyarak tamamlayan genç kız, aynı zamanda lise yıllarında bir süre basketbol oynadıktan sonra karateyle tanıştı. Bu spor dalında çok hızlı bir şekilde başarıya ulaşmasının ardından milli takıma girerek, uluslararası dereceler elde etti. Karate sayesinde birçok ülkede yarışma imkânı buldu ve 2016 yılında Bosna Hersek’te düzenlenen Balkan Şampiyonası’nda üçüncü oldu. Genç kız, sporun yanı sıra sanata da ilgiliydi. Lisede katıldığı hikâye, şiir ve makale yarışmalarında genellikle birincilik ya da derece elde etti. Spordaki başarıları sayesinde Fenerbahçe Üniversitesi’ne yüzde 100 burslu olarak Antrenörlük Bölümü’ne girdi. Elif için bu durum yani eğitimi sayesinde küçük bir şehirden İstanbul’a gelmek büyük bir deneyim olmakla kalmadı, aynı zamanda hayatını değiştiren gelişmelerde zemin hazırladı. Elif, o günler, şöyle anlatıyor: