Hedef olarak Bayern Münih’i örnek almak, çıtayı yukarıya koymak çok güzel. Madem hedefi yükseltiyorsun, o zaman ona göre hareket etmek zorundasın.
CHP’de 13 yıllık Kılıçdaroğlu döneminin sona eripÖzgür Özel görünümlü İmamoğlu döneminin başladığı 38. Olağan Kurultay’a o günkü parti yönetimi “Demokrasi ve Birlik Kurultayı” adını vermeyi uygun görmüştü.
İşçinin iş görme borcunu yerine getirirken kendisinden beklenebilecek azami özeni gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. İşçinin hafif kusuru ile dahi verdiği zararları karşılama yükümlülüğü bulunmaktadır. Fakat bu bazı işler özelinde eleştirilmekte, yüksek risk taşıyan işlerde hafif kusurun verdiği zararlardan işçiyi sorumlu tutmak hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir. Ne var ki Borçlar Kanunu buna ilişkin sadece sorumsuzluk anlaşması yapma hakkı tanımış durumda. Bununla birlikte sorumsuzluğu tanımıyor. Bu nedenle riskli işlerde hafif kusura ilişkin bir sorumsuzluk anlaşması yoksa işçi yine de zarardan sorumlu oluyor.
Bir okurumuz çarpıcı bir değerlendirme göndermiş. Katılırsınız, katılmazsınız ya da farklı bir bakış açısı getirebilirsiniz ama onunki de yabana atılır cinsten değil:
Yaşananları, konuşulanları, tartışılanları gördükçe, Simon Cuperin, "Futbol asla sadece futbol değildir" kitabı aklımdan çıkmıyor.
Gördünüz işte, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlunun Anadolu Ajansına yaptığı röportajı kıskandım! Öyle güzel cevaplar vardı ki, bazı şeyleri elinin tersiyle vurduğu tokat gibi cümle aleme anlattı.
Eleştirilebilecek yanları da var, "Bu ne diyor?" diye meraklandırdıkları da... "Helal olsun" denecek sözleri de var, "delikanlılık" raconundan ayrılmadan konuştukları da...
Mealen, "Daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu" diyor futbol yönetimi hakkında Hacıosmanoğlu... Fakat şunu anladığını anladım; kulüplere de, yönetimlere de artık eskisi kadar sonsuz güven duymadığı belli...
Ne diyor TFF Başkanı:
"Kendi menfaatlerine yarayacak şekilde taraftarlarını yönlendirmeye çalışabilirler. Bizim kalbimizle dilimiz bir. Kimseye art niyetli bir düşüncemiz yok. Bazen dostların tarafından zan altında bırakıldığında o size dokunuyor. Geçen sene kendime de kızdım. Dost bildiklerimizin kendi camialarını konsolide etmek için bizi zan altında bırakmaktan kaçınmalarını istiyorum. Ahlaksız insanlar çok."
Yabancı konusunda nasıl da dirayetli davrandı İbrahim Hacıosmanoğlu... Kulüplerin isteklerine pabuç bırakmadı. Bir şey zırt-pırt değiştirilmez ki... 14 yabancının dördü genç olacak, üstelik belli kriterler aranacak. Herkesin yıllarca dillendirdiği de bu değil miydi? Haydi başkan; müjdenin sonunu bekliyoruz, nasıl olacak, neler istenecek?
Şampiyonluk payının kaldırılıp, diğer kulüplere eşit dağıtılması kararı aceleye gelse de, konuşmasında inandırıcı olmayan iki durum var ki, İbrahim Hacıosmanoğlu adına üzgünüm. Çünkü gerçekten inanarak söylüyordu çünkü...
Hakemler konusunda coştu Sayın Başkan... Dünya Kupasında hakemimiz bulunmamasının sorumlusunun kendisi olmadığını söylüyor. Haklı! Bu iş 2022den bugünlere geldi tabii ki... İlmek ilmek işlene işlene, yol boyunca eksile eksile... Ancak rica-minnet FIFA kokartı taktığımız hakemlerin bulunduğu bir ortamda, yine mi boyun bükeceğiz, elit hakemlerimizi bollaştırmak için... Hiç şeker çuvalıyla ipek atlastan aynı kıyafet dikilir mi?
Diğer inandırıcı olmayan da, tek tip sözleşme durumu... Allah aşkına, bu kadar sıkı(!) bir lisans talimatının olduğu yerde, kim cesaret edebilir ki arka yolları dolanmaya!
Futbolcunun "imaj hakkı"nın düşünüldüğü yerde futbolun "imaj"ını kim düşünür ki... Siz hiç bu sözleşmeler konusunda büyüklerin birbirinin tavuğuna "kışt" dediğini gördünüz mü? Taraftar sosyal medyadan yazar, ancak kulüpler birbirini, dümenlerini bozar mı?
"Varsa bir bildin söyle" derseniz, eminim ama ispatlayamam. Ama yarın, söylendiği gibi UEFAdan bu konuda bir ceza gelirse, siz ne yapacaksınız?
"Asgari ücretli futbolcu yoktur" dedikten sonra, Rivaya dönüp, "Hiç var mı?" sorusunu sordunuz mu? Yoksa cevabı belli mi?
En çok konuşulan da, Anayasa Mahkemesinin verdiği Tahkim Kurulunun tarafsızlığıyla ilgili kararı ile ilgili yaptığınız konuşma... "FIFA, UEFA duymasın. Bizi askıya alır" derken herkes bir anda kendi kendinizi ihbar ediyormuşsunuz fikrine kapıldı. Ama buradan söyleyeyim, değil... Mesaj gerekli yerlere ulaştı zaten...
Fakat, madem bu kadar titiz davranıyorsunuz, "Hodri meydan", Anayasa ile güvence altında tutulan Tahkim Kurulunun, kitapta işi ne? Kaldırılmasını sağlayıp bakalım, görelim özerk Futbol Federasyonunu...
* * *
Başta da dediğim gibi, röportajı kıskandım... Acaba ben olsam neler sorardım Sayın Başkana diyerek kendimi yokladım.
Mesela, herkesin dillendirdiği, Galatasaray Başkanı Dursun Özbek tarafından yapılan "Sakın ha" uyarısının kendisinde nasıl bir etki oluşturduğunu sorardım.
Mesela, hakem atamaları konusunda birçok şey atıp-tutuldu. Hani kulüplerin yer aldığı bir komisyon görevlendirmeleri yapacaktı. Hani hakemlerin performansı konusunda şeffaf davranılacaktı. Hani "Tutarlılık İzleme Modülü"? Bu yapılanlar tutarlı mı?
Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı ile yaşanan bu kan davasının(!) ne kadar daha devam edeceğini yoklardım.
Geçmiş dönemlerde olduğu gibi, Dünya Kupasında kaç misafir ağırlanacağını sorardım?
Prim olarak vaat edilen villaların futbolcularla hiç konuşulup konuşulmadığını, verilecekse bunun zamanı için meraklanırdım.
Offf, çok mu kötüyüm ne!
İster inanın ister inanmayın; finale çıkmak için oynayan Trabzonspor’un kaleyi bulan ilk şutu 54’te, Gençlerbirliği 62’nci dakikada kaleyi bulduğu ilk topta golü de bulmuş oldu. Anlayacağınız o ana dek iki takımın oynamaya çalıştığı oyunun adına futbol, yarı final maçı demek için bin şahit gerekirdi!